free tracking

 

Rorty'de Kamusal – Özel Alan Ayrımı

Richard Rorty, çözümleyici felsefe geleneğinde yetişmiş olmakla birlikte, zamanla kıta felsefesi geleneğinin temel tartışmalarına yaptığı katkılarla adından sıkça söz ettiren Amerikalı felsefecidir. Rorty felsefesinde kıta felsefesinin önemli sorunlarını, çözümleyici ve pragmatist geleneğin sunduğu olanakları kullanarak özgün bir biçimde işlemektedir. Bu sunumda Rorty'nin başlıca eserlerinden Olumsallık, İroni ve Dayanışma ve Nesnellik, Görecilik ve Doğruluk'tan yararlanacağım. Öncelikle, Rorty'nin postmodern liberalizm kuramını ele aldıktan sonra, bu kuramın içinde kamusal ve özel alanın yerine göz atacağım.

Richard Rorty ve Postmodern Liberalizm

Richard Rorty postmodern liberalizm kuramını üç temel unsuru kullanarak şekillendirmiştir. Bunlar; olumsallık (contingency), ironi ve dayanışmadır. Rorty bu kuramla liberal toplumların yeni bir yapılanmaya duyduğu gereksinimin altını çizmektedir. Rorty'nin önerdiği bu yapılanma kapsamında, demokratik özgürlükler ve bireysel mükemmellik (private perfection) daha çok desteklenmeli, topluma hükmeden mutlak ve kesin değer yargılarından kaçınılmalı, tarihsel olumsallık bilinci çok iyi anlaşılmalı ve toplum acımasızlık ve işkence gibi kısıtlayıcı öğelerden tamamen kurtulmalıdır.

1-Hegelci tarihselcilik (Hegelian historicism) ve Olumsallık

•  Olumsallık ve Hegelci tarihselcilik nedir?

Hegelci tarihselcilik, bireylerin tarihsel şartlar ve sosyalizasyon süreçleri tarafından şekillendiğini öne süren eleştirel düşünce biçimi olarak tanımlanabilir. Hegel'den sonraki tarihselciler, insanların oluşturduğu bütün tanım ve kavramların zaman ve olasılığa bağlı olduğu savını ortaya atarlar. Böylece tarihselcilik, metafizik ve teolojiye dayanan “doğruluk” arayışınının yerine, sosyal ilerlemeyi amaçlayan “özgürlük” kavramını öncelemektedir.

Olumsallık, Hegelci tarihselciliğin bir ürünüdür. Olumsallığı, bireylerin kişiliklerinin, geçici tarihsel, ekonomik, sosyal ve psikolojik şartlar ve koşullar tarafından belirlendiğini veya olumlandığını öne süren öğreti niteliğindeki kavram olarak tanımlayabiliriz. Postmodern felsefede olumsallık tanım çeşitliliğinin yani göreceliğin kaynağıdır.

•  Rorty'nin kuramında olumsallığın rolü

Rorty, bireylerin ancak olumsallıklarının bilincinde olarak, metafiziğin ve teolojinin oluşturduğu mutlak doğrulardan ve değer yargılarından sıyrılarak yaşamlarının anlamını tekrar ve daha özgür bir şekilde tanımlayabileceklerini öne sürer. Rorty'nin de içinde bulunduğu tarihselcilere göre, Kantçı sosyal sorumluluk, toplumu oluştururken tarihsel olmayan ve sadece metafiziksel olan kriterlere dayandığı için yanıltıcıdır. Rorty, tarihselcilerin bu eleştirel görüşlerini toplumu tarih üstü dinsel, metafiziksel ve felsefi yapılardan arındırmak ve toplumu tarihsel bir liberal söylem üzerine oturtmak için kullanır. Bu sayede, toplumdaki bireyler arasında özgür bir iletişim sağlanacak ve doğruluk ancak, olumsallıklarının bilincinde olan insanların açık ve özgür etkileşimleri sonunda ulaştıklarına inandıkları kanaat olacaktır.

2- Nietzscheci bireysel mükemmellik ve İroni

•  Nietzscheci bireysel mükemmellik nedir ve neleri eleştirir?

Nietzsche, birçok kitabında toplumu yapılandıran evrensel yasaları ve ahlak, gerçeklik gibi insanlığı tek bir tanım altında toplamaya çalışan genellemeleri sert bir üslupla eleştirir. Nietzsche'nin sıkça yerdiği bu öğretilerden bazıları Platoncu – Kantçı, Aydınlanmacı gelenekler ve Hıristiyanlıktır. Nietzsche, toplumdaki bireylerin ancak bu genellemelerin temellerini öğrenerek ve bunları eleştirerek kendi değerlerini ve kendi gerçek bilinçlerini oluşturabileceklerini öne sürer. Bireyler ancak kendi kendilerini gerçekleştirebildiğinde bireysel mükemmellik olası hale gelir. Birey bu mükemmelliğe erişebilmek için kapasitesini son sınırına kadar kullanmalı ve kendine tamamıyla bağımsız ve özgün bir karakter oluşturmalıdır.

•  Rorty'nin felsefesinde bireysel mükemmelliğin ve Nietzsche'nin yeri: Rorty'nin “ironi” öğretisinin temelleri

Rorty'e göre, bireyler kendi bilgilerini oluşturmak ve bu sayede kendilerini gerçekleştirmek için olumsallıklarıyla yüzleşmeli ve hayatlarının anlamını kendi oluşturdukları metaforlarla tanımlamadırlar. Rorty felsefesinde, Nietzsche'nin bireysel mükemmelliğini, kendi şiirselleşmiş bireysellik kavramıyla bütünleştirir. Rorty, şiirselleşmiş veya ironik bireyi, ona yüklenilen genel tanım ve yargıları sorgulayarak kendi tanımlarını oluşturan, kendini gerçekleştirmeyi başarmış, güçlü ve yaratıcı birey olarak betimler.

•  Rorty'nin, dayanışma ve toplum bilincinin gerekliliğini reddeden Nietzscheci felsefeye karşı eleştirisi

Rorty sadece bireysel düzeyde Nietzsche ile aynı fikirdedir. Ancak, Habermas gibi o da, bireysel mükemmelliği sağlıklı ve bütünleştirici bir kamusal alan yaratmak konusunda faydasız görür. Nitekim, tamamıyla özgünleşmiş veya şiirselleşmiş bir bireyin, kamusal alanda toplumdaki diğer bireylerle dayanışmasını ve bütünleşmesini beklemek pek de gerçekçi olmayacaktır.

3- Yeni Kantçı ahlak kuramları ve Dayanışma

•  Rorty'nin Platoncu ve Kantçı tabanlı evrenselcilik ve usçuluğa eleştirisi

Daha önce de belirttiğim gibi, Platoncu – Kantçı geleneğe göre, şartlar olumsal veya öznel değil, evrenseldir ve genel bir insan doğası tanımı yapılabilir. Kant, bu söylemiyle, doğruluğu teleolojik bağlamda ele alır. Rorty'e göre, Kantçı yaklaşım insanlığa indirgemeci (reductionist) bir yaklaşımdır çünkü tüm insanlığı tek bir insan doğası tanımına indirger. Kantçı yaklaşım, tıpkı Hıristiyanlık gibi, evrenselliği amaçlayan metafiziksel bir meta - anlatı oluşturur. Daha önce de belirttiğim gibi, Rorty, tüm bu felsefi genellemelere, evrensel değer yargılarına, doğruluk ve geçerlilik iddialarına, savunduğu olumsallık ve görecelik tezleriyle karşı çıkar.

•  Postmodern liberalizmde yeni Kantçı kuramların rolü (Habermas ve Rawls)

Rorty, ideal bir liberal toplumda, çağdaş Kantçı liberaller olarak adlandırabileceğimiz, Rawls ve Habermas gibi, eşitlik, adalet, eğitim reformu ve yaygınlaşması, fırsat eşitliği, özgür iletişim ve kamusal alana katılım konularının öneminin altını çizer. Ancak, Rawls'tan farklı olarak Rorty, toplumdaki sağlıklı biz yapısının, olumsallık tabanında oluşabilecek, bireylerin birbirlerinin olumsallıklarının farkında olup saygı duyacakları bir ortamda oluşabileceğini öne sürer. Aynı zamanda, Rorty'nin biz yapısı Habermas'ın sosyalist biz yapısından farklı olarak sadece geçici bir siyasi gündem bağlamında olup sürekli bir değişim içindedir. Ancak sonuçta, her ne kadar Rorty'nin biz yapısı özünde tarih üstü olmasa da, Rawls ve Habermas'ın biz yapıları gibi dayanışma üzerine kuruludur. Bu bağlamda, Rorty'nin postmodern liberalizmini, çağdaş Kantçı liberal savlara dayanan post - metafiziksel liberalizm olarak isimlendirmek pek de yanlış olmaz. Bu anlamda, tıpkı çağdaş Kantçı liberaller gibi, Rorty'nin dayanışma öğretisinin ana unsurları adalet, tolerans ve kamusal mükemmellik olarak sıralanabilir.

4- Postmodern liberalizm ve liberal ironizm

•  Rorty'nin felsefesinde adcılık (nominalism), kelime haznesi (vocabulary) ve liberal ironizmin diğer öğretileri

Rorty'nin liberal ironizm kuramında sıkça kullandığı, kelime haznesi, kendi hareketlerini, inançlarını, düşündüklerini ve tüm yaşamlarını haklı çıkarmak için insanlar tarafından biline gelen sözcükler topluluğudur. İnsanlar hayatlarının anlamını bu sözcüklerle anlatır, diğer bir deyişle, bu sözcüklerle hayat bulurlar. Rorty'nin felsefesindeki bir diğer öğreti olan adcılık ise, kavramların gerçek anlamda bir varlıkları olduğu düşüncesini bütünüyle yadsıyan, bütün tümel kavramların tek tek şeylerin aralarındaki ortaklıklar üzerinden gidilerek oluşturulmuş genel adlardan ya da sözcüklerden öte bir anlamları olmadığını savunan felsefe anlayışı olarak tanımlanabilir.

•  Rorty'nin ideal bireyi: ironik liberal (liberal ironist)

Rorty'nin ironik liberali, farklı kelime haznelerinden edindiği alternatif tanımlarla, kendi kelime haznesini sorgulayabilen, hali hazırda kullanmakta olduğu kelime haznesinin, sorgulayarak oluşturduğu şüphelerini yok edemediğinin farkında olan, kendi olumsal halini felsefileştirirken gerçeğe diğer insanlardan daha yakın olduğunu düşünmeyen, çevresindeki tüm diğer kelime haznelerinin farkında olup kendi gerçekliğini yeniden tanımlayabilen ideal bireydir. İronik liberal, hem tarihselci, hem de adcı olarak, gerçekliğe, doğruya, bilmeye, öze ve tüm metafiziksel genellemelere eleştirel yaklaşır. Rorty'e göre, ironik liberal, kendisini daha rahat tanımlayıp gerçekleştirebileceği veya şiirselleştirebileceği ve onun bireysel mükemmelliğine erişmesini sağlayacak genel tanımlardan arınmış kendi kelime haznesini bulmaya çalışmalıdır.

Richard Rorty'nin felsefesinde kamusal – özel alan ayrımı

Rorty'nin postmodern liberalizmine baktığımızda üç birbirinden tamamen bağımsız felsefi yaklaşımın bir araya geldiğini görürüz. Hegelci tarihselciliğin türevi olan olumsallık kavramı, Rorty'nin kuramının temelini oluşturan yapı taşıdır. Rorty, gerek kamusal alanda, gerekse özel alanda olumsallığın önemini vurgular. Ancak, ironi ve dayanışma birbirlerinden ayrı düşünüldüklerinde yararlı olabilecek kavramlardır.

Rorty öğretisinde dayanışma, insanlar arasında fikir alışverişini, adaleti ve beraberliği sağladığından kamusal alanda hüküm sürmesi gerekendir. Dayanışma sayesinde eğitim, sağlık ve benzeri sosyal konularda fırsat eşitliği sağlanabileceği gibi siyasete doğrudan katılan etken bir toplum oluşturulabilir. Rorty'e göre ancak dayanışmanın öncelendiği bir toplumda gerçek demokrasi sağlanabilir. Rorty kuramındaki kamusal alanı oluştururken Habermas ve Rawls gibi çağdaş Kantçı liberallerin felsefelerinden de oldukça faydalanmıştır.

Diğer taraftan, özel alanda, bireyin kendini gerçekleştirmesi ve bireysel mükemmelliğe ulaşabilmesi için gerekli olan tüm şartlar sağlanmalıdır. Birey bunu ancak, kendi orijinal kişiliğini, kelime hazinesini ve olumsallığını kendi özel alanında koruyarak başarabilir. Böylece, ironik liberal özel alanda bireysel gelişimini sürdürecek ve deneyimleriyle oluşturduğu özgün çıkarımları sayesinde yaratıcılığını muhafaza edebilecektir. Rorty, kuramında özel alanı oluştururken Nietzsche ve Freud gibi düşünürlerin birey anlayışlarından yola çıkmıştır.

Tümel bağlamda, Rorty dayanışmaya ve bireysel mükemmelliğe tamamıyla eşit yaklaşır ve kuramında ikisine de denk bir geçerlilik biçer. Ancak, bunların asla birbirleriyle uyum içinde olamayacaklarını da kabul eder. Bu yüzden Rorty'nin ideal bireyi, bir taraftan kamusal alanda, sosyal ve politik (yani tüm toplumu ilgilendiren) konularda etkin rol üstlenmeli, diğer taraftan özel alanda, kendini daha doğru tanımlayabileceği, gerçekleştirebileceği ve geliştirebileceği bir kelime hazinesi veya tanımlama biçimi geliştirmelidir.

Rorty'e yöneltilen eleştiriler

Bazı eleştiriler Rorty'nin bir nihilist olduğu ve siyasi söylemi asla kanıtlanamayacak bir retorik olarak ele aldığını öne sürer. Bir diğer eleştiriye göre Rorty, siyasi değerleri ancak yerel standartlarla belirlenebilecek argümanlar olarak ele alan tamamıyla görecelikçi (relativist) bir düşünürdür. Birçok eleştirel yazıda, Rorty'nin ironiyle dayanışmayı kamusal – özel alan ayrımı bağlamında bütünleştirdiği kuramı sadece bir ütopya olarak görülmüş ve Rorty'nin ironik ve dayanışan bir toplum yaratma çabası olanaksız bulunmuştur.

Kaynakça

Richard Rorty, Contingency, Irony, and Solidarity , Cambridge: Cambridge University Press, 1989.

Richard Rorty, Objectivity, Relativism, and Truth (Philosophical Papers Volume I) , Cambridge: Cambridge University Press, 1991.

Philosophers Index: Richard Rorty ( http://plato.stanford.edu/entries/rorty )

Jürgen Habermas, “The Idea of the Theory of Knowledge as Social Theory” ( http://www.marxists.org/reference/subject/philisophy/index.htm )

John Rawls, “Justice as Fairness”, Philosophical Review (April 1958), 67(2):164-194.

Immanuel Kant, Groundwork of the Metaphysics of Morals, (http://www.swan.ac.uk/poli/texts/kant/kantcon.html)

Kant's Moral Philosophy, Stanford Encyclopaedia of Philosophy (http:// plate.stanford.edu/entries/Kant-moral)

Friedrich Wilhelm Nietzsche, Human, All Too Human – Volume I ( A book for free spirits ) & Assorted Opinions and Maxims & The Wanderer and His Shadow , trans. R.J. Hollingdale. Cambridge: Cambridge University Press, 1986.

Friedrich Wilhelm Nietzsche, The Gay Science , trans. Walter Kaufmann. New York: Random House, Inc., 1974.

Stephen Palmquist, Glossary of Kant's Technical Terms – ( http://www.ditext.com/encyc/frame.html )

Gerald M. Mara & Suzanne L. Dovi, “Mill, Nietzsche, and the Identity of Postmodern Liberalism”, The Journal of Politics , Vol.57, No. 1 (Feb., 1995), 1-23.

Daniel Conway, “Irony, State and Utopia: Rorty's “We” and the Problem of Transitional Praxis” in Matthew Festenstein's & Simon Thompson's Richard Rorty: Critical Dialogues , Cambridge: Polity Press, 2001.

John Horton, “Irony and Commitment: Irreconcilable Dualism” in Matthew Festenstein's & Simon Thompson's Richard Rorty: Critical Dialogues , Cambridge: Polity Press, 2001.

Simon Thompson, “Richard Rorty on Truth, Justification and Justice” in Matthew Festenstein's & Simon Thompson's Richard Rorty: Critical Dialogues , Cambridge: Polity Press, 2001.

Erman Kaplama
Arka Plan - Uluslararası Politika

TARİHİ AÇIDAN “KIBRIS MESELESİ”

Büyükelçi Reşat Arım anlatıyor…

“Referandum sonucunda şimdiye kadar çözüm istemeyen taraf Türk tarafıymış gibi bir hava varken, bu hava dağıldı ve Türk tarafının çözüm istediği görüldü.”

Kıbrıs Meselesi'nin evrelerini üç ana bölüme ayırarak incelemek meseleyi daha kolay anlaşılır yapacaktır. İlki 1960 tarihinde Kıbrıs Devletinin kuruluşu; ikincisi 1974 tarihinde Türkiye'nin müdahelesi; üçüncüsü ise Kıbrıs'ın AB üyeliğidir.

1878 tarihinde Osmanlı Devleti ile İngiltere'nin yaptığı bir anlaşma üzerine Ada'nın yönetimi Osmanlı'dan İngiltere'ye devredilmiştir. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İngiltere Ada'yı resmen ilhak ettiğini açıklamıştır. Fakat bilindiği üzere 1950'lerde tüm dünyadaki anti-emperyalist akımdan Kıbrıs da etkilenmiştir ve İngiltere Ada'dan çekileceğini açıklamıştır. Tabii Ada'nın İngiliz yönetiminde kaldığı müddetçe Ada'daki nüfus yapısında değişiklikler meydana gelmiştir. Ada İngiliz hakimiyetine girmeden önce Türk nüfus ekseriyette iken, 1950'lere gelindiğinde Rumlar ekseriyete geçmiştir. İngiliz hakimiyetinin sona ermesi ile birlikte Ada'nın yeni durumunu görüşmek üzere 1959 yılında Türk ve Yunan başbakanları Menderes ve Karamanlis Zürih'te görüşmüşlerdir. Daha sonra Londra'da ilgili tarafın toplanmasıyla Londra Anlaşması imzalanmıştır. İlgili tüm taraflardan kastedilen Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Ada'daki Türk ve Rum kesimlerin temsilcileri olan Makarios ve Dr Fazıl Küçük'tür. Anlaşmalar sırasında Türk Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu idi. Zürih-Londra anlaşmaları ile Kıbrıs'ın artık bağımsız bir devlet olması karara bağlanmıştır.

Kıbrıs Anayasası üç anlaşma ile ilintili olarak hazırlanmıştır. Bunlardan ilki Kurucu Anlaşmadır (Treaty of Establishment). Kurucu Anlaşmaya göre Ada'da iki İngiliz Üssü'nün kalması karara bağlanmıştır. İkincisi olan Garantörlük Anlaşması'na (Treaty of Guarantee) göre ise Kıbrıs Devleti'nin anayasal düzeni (basic articles of the constitution), toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın ortak güvencesi altında alınmıştır. Ayrıca Kıbrıs'ın başka bir ülke ile birleşmeyeceği ve Türkiye ve Yunanistan'ın her ikisinin de katılmadığı herhangi bir topluluğa katılmayacağı yapılan anlaşmalarla karara bağlanmıştır. Bu anlaşma dikkate alındığında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılması hukuken mümkün değildir. Fakat AB, her şeye rağmen Kıbrıs'ı topluluğa kabul etmiştir. Yine anlaşmalarla karara bağlanan bir diğer husus da Ada'da durumun bozulması halinde, sorunun öncelikli olarak tarafların görüşmesiyle çözülmesi, eğer bu görüşmeler sonuç vermezse garantör devletlerden herhangi birinin yapacağı bir müdahale ile çözüme kavuşturulmasıdır. Nitekim bu, Türkiye'nin 1974'teki müdahalesine olanak vermiştir. Kıbrıs Anayasası ile ilintili olan üçüncü anlaşma da İttifak Anlaşmasıdır (Treaty of Alliance). Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan ile müttefik olmuştur. Bu devletler, Kıbrıs'ı dış güçlere karşı koruyacaklardır. Bu amaçla Ada'da Yunanistan'ın 950, Türkiye'nin ise 650 asker bulundurması kararlaştırılmıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olarak seçilen Makarios, anlaşmaların imzalanmasından hemen sonra bu anlaşmaları baskı altında imzaladığını söylüyor. Makarios'un aklında ‘enosis' var; yani Yunanistan'la birleşmek. 1963'te 11 maddelik bir Memorandum hazırlıyor. Bu Memorandum ile, Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın veto hakkını kaldırmak istiyor. Makarios'un asıl amacı, Kıbrıs'ın yönetimindeki iç dengeleri Türkler aleyhine değiştirerek adadaki Türkleri azınlık durumuna düşürmekti. Aynı zamanda Rumların Türklere yönelik saldırıları ve adadaki şiddet olayları başladı. Kıbrıslı Türkler, kendilerini savunmak amacıyla Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kurmuşlardır. Bu kargaşa sırasında Türk savaş uçakları Ada'nın üzerinde alçak uçuş yaparak gerektiğinde Türkiye'nin Garantörlük Anlaşması'nın kendisine verdiği yetkileri kullanarak Ada'ya müdahale edebileceğini göstermiş ve Rumların geri çekilmelerini sağlamıştır. Rumların silahlarını nereden ve hangi yollarla elde ettikleri de bilinmeyen bir gerçek değildi. Rumların kullandıkları silahlar Çekoslovakya üretimiydi. Silahlar buradan Mısır'a gidiyor, Mısır da gemilerle silahları Rumlara yolluyordu.

Adadaki huzursuzluğun giderilmesi amacıyla BM Güvenlik Konseyi toplandı ve 4 Mart 1964'te karar aldı. Bu karara göre adadaki tarafların uzlaşmasını sağlayacak bir arabulucu görevlendirildi ve adaya bir BM Barışgücü'nün gönderilmesi üzerinde uzlaşıldı. Uluslararası hukuka göre egemen bir devlete uluslararası bir barışgücü ancak ülkedeki hükümetin izni ile gider. O sırada Kıbrıs'taki hükümette sadece Rumlar olduğuna göre bu kararla Rum Hükümeti muhatap alınmış oldu. Türklerin hala çektiği de bu yüzdendir.

1964'te Türkiye'nin Ada'ya müdahalesini ABD, meşhur Johnson mektubu ile önledi.

1965'te Türkiye tarafından Federasyon tezi verildi. Bu tezi Rusya da desteklemiştir. Türkiye'nin söylediği adanın iki kesimli olması idi. Yani ‘by-communal' ve ‘by-zonal'.

1967'de Yunanistan'da askeri cuntanın işbaşına gelmesi ile işler farklı bir boyut kazanmaya başladı. Yunanlı gerilla-albay Grivas gizlice adaya gönderildi ve adadaki şiddet olayları yeniden tırmanmaya başladı. Türk Köylerine saldırılar gerçekleşmeye başladı. Bu olaylar üzerine Türkiye Yunanistan'a bir ültimatom vererek Grivas'ın Yunanistan'a geri çağırılmasını ve adadaki Yunan askerlerinin anlaşmalarla belirlenmiş olan sayıya indirilmesini istedi. Türkiye adaya çıkarma yapmaya hazırlanmıştı. Hatta Yunanistan'la savaşı da göze almıştı. Fakat Yunanistan'ın Türkiye'nin isteklerini yerine getirmesiyle savaşın eşiğinden dönüldü.

1974'te Yunan subaylarının da desteğiyle Makarios devrildi ve eski bir EOKA tetikçisi olan Nikos Samson cumhurbaşkanı ilan edildi; Ada'nın Yunanistan ile birleştiği ilan edildi. 1964 ve 1967 olaylarında 1974'ün yapılacağı belli olmuştu. Fakat teknik yetersizlik ve siyasi konjonktür Türkiye'nin adaya çıkarma yapmasına müsaade etmemişti. Kıbrıs'ta komünist AKEL partisi yönetimde idi. Bu nedenle Sovyetler Rumları tutuyordu. Ayrıca 1960'lar Soğuk Savaşın şiddetli bir dönemiydi.

Türkiye 1974 yılında adaya asker çıkarıp Lefkoşe'ye kadar ilerledi. Haritadan bakıldığında Türk ordusunun aldığı toprakların bir yumurta gibi olduğu görülüyordu: çıkarma yaptığı sahilden Lefkoşe'ye kadar ilerlemiş, kenarlara doğru da biraz genişlemiş bir şekilde. Bu ilk harekattan sonra Cenevre'de bir konferans toplandı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin katıldığı bu konferansta bir deklarasyon yayınlandı ve Ada'da iki özerk yönetiminin olduğu kabul edildi. Fakat anayasa konusunda anlaşma sağlanamayınca Türkiye ikinci harekatı başlatmak zorunda kaldı. Bu harekat sonrasında BM hep Türkiye aleyhinde kararlar aldı ve Türkiye dünya kamuoyunda kötü bir imaja büründürüldü. Bu sırada görüşmek için Kissinger Türkiye'ye gelecekti fakat Ecevit erken seçim kararı aldı. 1975'te Denktaş ve Makarios Viyana'da bir Nüfus Değişim Anlaşmasına imza attılar. Kuzeyden güneye isteyen Rumlar ve güneyden kuzeye isteyen Türkler karşılıklı olarak yer değiştirdiler. Yani by-zonal ve by-communal konusunda anlaştılar. BM Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Good Ofices Mission'ı kurdu. 1991'de Annan Planı'na benzer bir plan görüşüldü. Bu sırada Yunanistan Avrupa Birliği üyesi oldu. 1990'da da Kıbrıs başvurdu. Her ne kadar Türkiye buna itiraz etmiş olsa da AB dinlemedi. AB Yunanistan'ın şantajına boyun eğmek zorunda kaldı: Yunanistan, Kıbrıs'ın AB'ye alınmaması durumunda 10 Doğu Avrupa ülkesinin üyeliğini veto etmekle tehdit etti.

2002 yılında Annan Planı ortaya çıktı. Bu, cüretkar bir plandı çünkü iki devletten oluşan bir devlet öngörüyordu. Nisan 2004'te Kıbrıs'ın heriki kesiminde de referandumlar yapıldı. Türkler plana ‘evet' dediler, Rumlar ise hayır. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan kızdılar Rumlara. Kıbrıs Türklerinin üzerindeki ağır ambargo yükünün kaldırılacağı konusunda güvence verdiler. Fakat, BM Genel Sekreteri'nin raporuna rağmen Güvenlik Konseyi bu ambargoların kaldırılması konusunda karar almadı. Daha sonrasında, Türkiye'nin AB ile müzakerelerinin başlaması için Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle beraber Kıbrıs'a Gümrük Birliği'ni uygulaması Türkiye'ye şart koşuldu. Türkiye ek protokolü imzaladı ama bir de deklarasyon yayınlayarak Kıbrıs'ı tanımadığını bildirdi. AB'den karşı deklarasyon kısa sürede geldi.

Annan Planı'nda adanın iki kesimliliği, iki toplumluluğu tasdik edilmiş olacaktı. Referandum sonucunda şimdiye kadar çözüm istemeyen taraf Türk tarafıymış gibi bir hava varken, bu hava dağıldı ve Türk tarafının çözüm istediği görüldü.

*Büyükelçi Reşat Arım'ın 9 Şubat 2006 tarihli Kıbrıs Söyleşisi'nin Kemal Alp Taylan tarafından derlenmiş şeklidir.

 
Dream Co. © 2005 | Gizlilik  | Kullanım Koşulları