 Uzun yıllardır Rusların Balkanlardaki en sadık dostu olan Sırplar 3 Şubat Pazar günkü ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçiminde Avrupa Birliği taraftarı Boris Tadic’i oyların %51 ile Cumhurbaşkanı olarak seçmiş ve ilk tur seçimde daha fazla oy alan AB aleyhtarı ve Rusya dostu olan Tomislav Nikovic ikinci turda oyların %47’sini alabilmiştir.
Bu seçim sonuçları Avrupa Birliğinin Batı Balkanları Avrupa Birliğine katma genel hedefinin gerçekleşmesi yolunda önemli bir adım oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, AB halen Hırvatistan’la üyelik müzakerelerini sürdürmekte ve Karadağ ve Makedonya ile yakınlaşmaktadır. Arnavutluk henüz AB üyeliği yolunun çok başlarındadır. Problem alanları Bosna-Hersek ve Kosova olacaktır. Nikovic gibi aşırı milliyetçi olmasa da Tadic’in Kosova’nın yakında ilan etmesi beklenen bağımsızlığa karşı tepkisi ve Bosna-Hersek’teki Sırpska Devleti ve Kosova’da yaşayan Sırplar onun için ciddi problemler yaratabilecek ve Sırp milliyetçiliğiyle Avrupa Birliği taraftarları arasındaki görüş ayrılıkları muhtemelen daha ciddi olaylara yol açabilecektir.
Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi ve bu ilandan sonra yönetimin takip edebileceği milliyetçi politika Balkanlarda huzuru kaçırabilir. Şimdilik sakin bir durumda olan Makedonya Arnavutlarının milli davranışlarını arttırması tekrar tehlike yaratabilir. Kosova’da bulunan Türk azınlığının Sırp ve Arnavut milliyetçi davranışları karşısındaki rahatsızlığı artabilir.
Bu seçimler Batı yanlısı bir sonuç verdiğinden AB ve ABD tarafından hiç şüphesiz olumlu karşılanacaktır. Ancak Rusların Balkanlardaki tarihi dostluklara dayanan nüfuzu II. Dünya Savaşından sonra en büyük darbeyi almış olacak ve Rusya’nın Balkanlardan soyutlanması tamamlanmış olacaktır.
Bu durum karşısında Kosova’nın bağımsızlığını ilan ederken Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki aleyhte tavrının değişip değişmeyeceği Moskova’nın Balkan politikasını yeniden değerlendirip değerlendirmemesine bağlı olacaktır. Şayet, Rusya eski Panslavist güdülerini devam ettirmek isteyecek olursa Balkanlardaki yeni olgular karşısında dışlanarak etkinliğini kaybedecektir. Buna karşılık bu olguları anlayışla karşılama politikasını seçerse Kosova’nın bağımsızlığı herhangi bir travmaya yol açmadan gerçekleşebilir ve etnik unsurlar arasındaki ihtilafların etkileri büyük ölçüde azalabilir.
Türkiye bakımından ise Kosova’nın pürüzsüz şekilde bağımsızlığına kavuşması ve bu bağımsızlığın büyük devletler tarafından tanınması özellikle Türkiye’nin Kıbrıs politikasını destekleyen bir gelişme olacaktır. Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan büyük devletler Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyon politikalarını savunmakta ve sürdürmekte zorlanacaklardır.
|