ABD SEÇİMLERİ

13.11.2008


ABD Seçimleri ve Sonuçlarının ele alındığı bu değerlendirme Dış Politika Enstitüsü'nde Seyfi Taşhan ve Yönetim Konseyi üyeleri Emekli Büyükelçi Reşat Arım ve Oktay Aksoy arasında yapıldı.

Seyfi Taşhan

Amerika'da dün gece tamamlanan genel seçimlerde Demokrat Parti'nin büyük bir ekseriyetle Başkanlığı'nı hem Kongre'yi ve birçok valiliği elde ettiği anlaşılıyor. Öyle görünüyor ki önümüzdeki, dört yıl, Amerika'da Demokrat Parti'nin önderliğinde bir yönetim kurulacak ve bu yönetim dilediği gibi yasaları çıkaracak ve belki de Cumhurbaşkanı seçilen Barack Obama'nın vaat ettiği gibi bir değişim Amerika'ya getirecek. Ancak bu değişimi ve neler olabileceğini incelemeden önce,  ilk olarak, bu seçimi etkileyen, bu şekilde büyük bir değişimi sağlayan faktörler nelerdi, isterseniz onları tartışalım.

Reşat Arım

Amerika'daki bu büyük değişimi ortaya çıkartan nedenlerin yarısı siyasi, yarısı ekonomiktir.  Siyasi olanlar, Amerika iki harp içinde. Daha önce de bu Amerika'da olmuştu, Vietnam sendromu. Bunlar Amerika'nın geçirdiği travmalardı. Bu sefer de Irak Harbi, Amerika'da oldukça büyük travmaya yol açtı. 5 senedir devam eden bir savaş var. Aynı anda Afganistan'da da bir savaş var. Bunlar tabii işin siyasi yönü. Bunlar Amerikan yönetiminin kaldırmakta zorlandığı işler oldu. Ayrıca bunun üzerine en son ekonomik kriz, Amerikan halkında muhakkak ki büyük bir reaksiyon doğurdu ve dolayısıyla da bu büyük çaptaki değişikliği meydana getirdi denebilir.

Oktay Aksoy

İlk defa bir Afrika kökenli Amerikan vatandaşının, adı bile alışılmışın dışında birinin Cumhurbaşkanı seçilmesi tabii çok önemli bir sosyal değişim ihtiyacının da göstergesi. Amerika'daki farklı grupların politikadaki ağırlıkları ortaya çıkıyor. Her ne kadar Obama renk üzerinden bir kampanya yürütmediyse de Afrika kökenli Amerikalıların politikada daha etkin olma ihtiyaçları ve arzuları da bu sonuca katkıda bulundu sanıyorum. Afrika kökenlileri, İspanyol kökenlileri ve gençleri mobilize etti. Gençler, politikaya daha çok ilgi duydular, para katkısı yaptılar ve bu sonuca ulaşıldı.

Seyfi Taşhan

Galiba iki dönem Cumhuriyetçi rejim ve 2001,11 Eylül olaylarından sonra Amerikan toplumuna giydirilen bir dar ceket gibi bir terör endişesi, terör korkusu oluştu ve Amerikan halkı aşağı yukarı terörle yaşamanın getirdiği bir sendromu yaşadı. Bu sendroma iki de savaş eklenince gerek iç hayattaki sıkıntılar, her gün kontroller, havaalanlarındaki kontroller ve hayatın sıkıntıları. Esas itibariyle sanırım bu sekiz yıllık Bush yönetimi bir nevi kurtulma sendromu meydana getirdi, kurtulalım bu idareden. Faktörlerin en önemlilerinden biri, Bush'tan kurtulma faktörü. İkincisi de Cumhuriyetçi Partinin, kimi çıkartırsa çıkartsın Bush'un politikalarının devamı olacak izlenimi ve bunu da galiba Obama çok güzel bir şekilde ‘McCain demek Bush demektir.' diye işledi. Bush'tan nefret. Tabii bu Reşat Bey'in söylediği ekonomik faktör de son derece önemli. Amerika ilk defa bu kadar büyük açıklar verdi. 1932'den beri ilk defa böyle büyük bir ekonomik şoka girdi ve hala da kurtulmuş değil. Belki de Cumhuriyetçilerin bu şoka sebep olduğunu düşünüyor, halkın büyük bir bölümü ve bundan belki Obama'nın kurtaracağını düşünüyor. Zannediyorum bütün bu değişme beklentileri, Bush'tan kurtulma, Bush'un rejiminden kurtulma, Cumhuriyetçi rejimden kurtulma beklentileri, her şeyden fazla bir arzulu düşünce faktörüdür. Obama'nın daha iyi yapacağından değil belki ama ‘değişiklik olsun da ne olursa olsun' gibi bir havaya girdi. İkincisi de bu Carter'ın  iktidara geliş dönemini de hatırlatıyor. Vietnam'dan sonraki durumu, başkan değişikliğini hatırlatıyor. Bunu gördükten sonra Amerikan halkının yeni yönetimden beklentileri neler?

Reşat Arım

Nedenlerden hareket edersek, Amerikan halkının beklentilerinden bir tanesi, Irak durumunun bir şekilde sona erdirilmesi.Bunun da iyi bir şekilde sona erdirilmesini ister Amerikan halkı. Dolayısıyla herhangi bir malubiyeti kabul etmek istemez. Biraz önceki konumuzla ilgili olarak bir şey burada hatrıma geliyor. O da şu: Amerika'nın şimdi böyle rahat bir şekilde Cumhuriyetçilerden Demokratlara dönmesi ve böyle Afrika-Amerikalı birisini Cumhurbaşkanlığı'na seçmesi, Amerika için oldukça şaşırtıcı bir şey. Adeta bir lüks gibi. Bunu da Amerika şimdi dünyadaki, uluslararası sistemdeki vaziyet karşısında yapabiliyor. Yani Soğuk Savaş bitmiş, dünya açısından çok büyük tehlikeler yok. Böyle bir hava içerisinde böyle bir değişikliği gerçekleştirebildi. Dolayısıyla da Amerikan halkı artık bunun sonucu olarak şimdi harp durumlarının yavaş yavaş sona erdirilmesini ve ekonomide de durumun düzeltilmesini, normal Amerikan hayat tarzının tekrar geri gelmesini sağlamasını bekleyecek Başkan'dan ve yeni yönetimden.

Oktay Aksoy

Amerika'da II. Dünya Savaşından bu yana ve özellikle 1960'lardaki büyük mücadelelerden sonra siyah renkli, Afrika kökenli Amerikalıların durumunun giderek düzetilmesi çabaları bir sonuç vermiş bulunuyor. Bu seçim, Amerikalıların bu konuda ne kadar değişimi kabul eder hale geldiklerinin bir göstergesi belki. Fakat bir de, Amerika'nın dünya'da tek güç olarak kaldığı bir dönemde her şeyin daha iyi olacağı beklenirken, gerek politik, gerek ekonomik başarısızlıklarla karşılaşıldığı düşüncesinde olabilir seçmen. Dolayısıyla şimdi beklentiler fazla olabilir. Hem ekonomide, hem uluslararası siyasette ABD'nin daha etkin olabilmesini, daha sözünü geçirebilmesini bekleyecektir seçmen. Bunun kolay olmayacağı da aşikar. Güç bir döneme girildi kuşkusuz.

Seyfi Taşhan

Burada söylediğiniz nokta çok önemli. Yani beklentilerin büyüklüğü karşısında başarı şansını da düşünmek lazım.Acaba Obama önderliğindeki demokrat rejim bu başarıyı sağlayabilir mi? Bir kere iki savaşın sona erdirilmesi, yani Vietnam gibi mağlubiyeti kabul edip çekilme lüksüne sahip mi Amerika? Öyle bir durumu yok. Rusya ile ilişkileri düzeltebilir mi? Dünya'daki yeni oluşan kuvvetler, yeni Rusya'daki temayüller göz önüne alındığı zaman bunu kolaylıkla yapabilir mi? Yani,  barış içerisinde yaşayan normal bir dünya yaratabilir mi? Söylediğiniz beklenti belki bu ama bu beklentiyi verebilir mi? Şimdi bütün mesele galiba bu. Bunun için isterseniz bunu bölge bölge görelim. Avrupa –Amerika ilişkileri ile başlayalım isterseniz. Avrupa – Amerika ilişkilerinde büyük bir iyilik olabilir mi? Avrupa büyük ölçüde Obama'nın iktidara gelmesini bekliyordu. Fakat Obama Avrupa ile eşit bazda bir ilişki kurabilir mi?

 

Reşat Arım

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları bir metin hazırlamışlar, Marsilya'da. Metni ortaya çıkmadı ama söylenen şu ki Amerika ile artık eşitlik içinde bir partnerlik kuralım. Bu Avrupa için hoş bir şey ama bunun gerçekleştirilmesi zor. Çünkü Amerika halen tek süper güç. Avrupa da ancak Amerika ile birlikte hareket ettiği sürece dünyadaki etkinliğini sürdürebilme imkanına sahip. Dolayısıyla Amerika ile eşit düzeyde bir partnerliğin ortaya çıkması zor. Ancak Obama'nın Cumhurbaşkanı olmasının, demokrat bir yönetimin, Avrupa için bir fırsat yarattığı da söylenebilir. Dolayısıyla bilhassa Savunma Bakanı Rumsfeld'in “eski Avrupa” diye bazı ülkeleri kötülemesi tatsız bir hava yaratmıştı. Gerçi Başkan Bush bunların ortadan kalkması için büyük çaba gösterdi ve Avrupa ile daha iyi ilişkiler ortaya çıktı. Avrupalılar şimdi Amerika ile daha yakın. Ancak, ille de Amerika'nın sözünü dinler durumda olmayıp bazı konularda biraz daha kendi politikalarını ortaya koyma konusunda arzulu olabilirler. Bunu da belki yapabilirler. Ortadoğu konusunda, mesela Avrupa'nın tutumu Amerika'dan değişik.Bunu ortaya koyabilirler. Tutar tutmaz, ne kadar ileri gider, bunları göreceğiz herhalde.

Oktay Aksoy

Avrupa'nın gücü daha çok soft power, yumuşak bir güç. Bu ancak Amerika'nın gücüyle birleştirilirse bir yere götürme ihtimali var. Onun için Avrupa ülkeleri Amerika ile daha yakın işbirliği içinde olmak arzusundadırlar ve bunu sağlamaya çalışacaklardır. Şimdi Amerikada belki müttefikleriyle daha yakın işbirliği içinde olma sürecine girebilir. Bu iki tarafın da yararlanabileceği bir şey olabilir. Avrupa'nın değerleri, Amerika'nın çok yabancısı olmadığı değerler, paylaştığı değerler.  Bunu geliştirme, daha yaygınlaştırma imkanına sahip olacaktır. Batı değerleri daha yaygın bir hale gelebilir.

Seyfi Taşhan

Şimdi öyle bir Avrupa'dan bahsediyoruz ki, mütecanis bir Avrupa Birliği kurulmuş ve bu mütecanis Avrupa Birliği dünyada Amerika ile beraber bir rol oynama istiyormuş gibi bir düşünce içindeyiz. Ama Avrupa'da bu tecanüs henüz sağlanamadı. Sağlanamadığı için de Avrupa'da Amerika'ya yakın devletler, uzak devletler tablosunu daima göreceğiz gibi geliyor. Her ne kadar beraber olalım, biz de seninle eşit olalım deseler de Amerika biraz daha fazla eşit, yani biraz daha ileri bir durumda. Zaten Avrupa'nın da uzun yıllardır, II. Dünya savaşından beri kabullenmek istemediği, Amerika'nın bir nevi liderliğidir. Kendileri de bir liderlik vasfına haiz olamadılar, yani birleşerek bir büyük Avrupa projesini gerçekleştiremediler. Bu durumda Obama'nın belki başlangıçta bütün Avrupa ülkelerini ziyaret ederek daha yakın işbirliği vaadini ne kadar gerçekleştirebileceğini bilmiyoruz. Burada bilinmeyen bir faktör var. Bu faktörlerin arasında bir de Obama'nın uzun bir siyaset deneyimi olmadan iktidara büyük bir dalga ile gelmesi. Acaba kendisinde Amerika gibi büyük bir devletin başkanı olmanın getirdiği bir nevi narsizim ortaya çıkar mı tehlikesi de mevcut. Bunu da görmezden gelemeyiz. Kazandığı zafer çok büyük ve onun başını belki biraz döndürebilir diye endişe ediyorum. Eğer böyle bir şey olursa hakikaten dünya için çok daha büyük bir tehlike olur. Çünkü bazı noktalarda mesela radikal adımlar atmaya hazır gibi gözüküyor. Örneğin, Avrupa'yı bırakıp Ortadoğu'ya dönecek olursak orada mesela Ahmedinecad'la oturup konuşmayı dahi göze alabiliyor. Şimdi Avrupa'da, Ortadoğu'da oturmuş dengeler var. Bu tür hareketler acaba bu dengeleri bozup yeni bir tablo mu yaratır, diye ben endişe ediyorum.

 

Reşat Arım

Yeni Amerikan yönetiminin söylediğiniz gibi mevcut tablolarda büyük bir değişiklik yaratacak bir işe girmemesi gerekir. Çünkü her şeyden önce yeni Amerikan yönetimi anladığımız bütün dünya'ya güven vermek istiyor. Amerika'nın bozulmuş olan imajını değiştirmek istiyor. Bunun için de belki de daha statükocu eğilim içinde olabilir, ilk zamanlarda meseleleri iyice değerlendirmek için özellikle de Ortadoğu'da. Evet İran Cumhurbaşkanı ile görüşürüm diyor. Ama tabii bu seçim sırasında söylenmiş olan sözler. İran ile ne şekilde görüşeceğini Avrupalılarla yaptığı görüşmelerden sonra, Rusya'nın bu konudaki tutumunu değerlendirdikten sonra bir daha gözden geçirecektir herhalde. Dolayısıyla yeni Amerikan yönetiminin acele hareketlerde bulunacağını ben pek beklemiyorum.

Oktay Aksoy

Benim düşüncem, Obama'nın daha enternasyonalist hareket edeceği istikametinde. Bush yönetimi sırasında egemen olan tek başına hareket etme, önleyici müdahale gibi kavramların yerine istişareye önem veren, çok taraflı diplomasiyi güçlü kılan politikalar alması muhtemeldir. Belki Birleşmiş Milletleri daha çok kullanacaktır diye düşünüyorum. İran'la temaslar da belki bu çerçevede ele alınacaktır. İran'ın bazı politikalarından memnun olmayan çok kimse var, çok devlet var. Onlarla işbirliğini daha geliştirerek politikalar yürütmesi ihtimali vardır diye düşünüyorum.

Seyfi Taşhan

Benim aklıma da şu geliyor: birtakım işleri yapmak ister, seçimde de vaat eder fakat iktidara gelince bunların yapılmasının kolay olmadığını görüp duvara çarpar ve zamanla tradisyonel Amerikan politikasını sürdürür. Bir ihtimal bu. İkinci ihtimal de, zorlama, yani ben bunları vaat ettim, bunları yapacağım şeklinde duvara  çarpma olabilir. Çünkü girişilen şeylerde, Irak meselesinin kolayca çözülüp Amerika'nın kendisini oradan dezangaje edebilmesi kolay değil. Afganistan'da bir başarı kazanılması kolay değil. Afganistan'ın parçalanmasını önlemek kolay değil. Bunun kuvvetle de yapılamayacağı anlaşılıyor yahut Amerika dahi olsa bir dış gücün bunu halletme imkanı olmadığı anlaşılabiliyor. Diğer taraftan Rusya faktörü kendi kendine oluşan bir faktör.Rusya kendi politikasını kendi tayin eden bir ülke. Amerika'nın ona karşı “ben yumuşağım, sertim” falan demesi Rusya'yı ne derecede etkileyecek, ne kadar etkileyecek? Amerika'nın Avrupa ile işbirliği yaparım demesi Avrupa'yı ne kadar işbirliğine itebilecek. Çünkü Avrupa'nın işbirliğinin limitleri var. Söylediğiniz gibi soft power var. Soft power'dan vazgeçemez Avrupa. Yani bir hard power olamaz. Böyle bir politikası yok. Çünkü Avrupa Birliğinin karar mekanizmasında soft power olmasını isteyen unsurlar çok daha hakim durumda. O halde hard power sadece bir gösteriş olur Avrupa için ki Amerika böyle bir müttefikle yola çıkamaz birçok meselede. Amerika'nın genel politikasında bir değişiklik olacaksa, Amerika, Amerika dışındaki askeri müdahalelerden kaçınacak ise ve mevcut müdahaleleri de yavaş yavaş tasfiye edip çekilecekse o zaman meydan kime kalacak. Yani boşluklar dolduruluyor. Terör devam edecek. Terörü Amerika bir rejim değişikliği ile çözemez. Bunu çözmesi mümkün değil. Arap- İsrail ihtilafını nasıl çözecek? Çünkü ihtilaflar terörün ana kaynağı orada, Arap – İsrail ihtilafında ve bunun yarattığı İslami bazı tefsirlerde. Mevcut duruma tepkiler oluyor. Arap – İsrail meselesini çözebilecek mi, bu gücü var mı Amerika'nın? Her ne kadar Yahudilerin büyük bir kısmı Obama'yı desteklediyse de bu konuda İsrail'in düşüncesi farklı olabilir ve İsrail'deki tepkiler de McCain'den yanaydı, Obama'dan yana değildi. İsrail ne kadar baskı yapabilir, Amerika'daki Yahudileri kaybetmeden? Bunun için ben dış politika'da büyük bir başarı şansı beklemiyorum. Dostane ziyaretler, el sıkışmalar, iş birliği protokolleri imzalanabilir ama esasta ne değişir onu bilmiyorum. Bununla beraber, bazı Amerikan yazarlarına göre Filistin İsrail ihtilafının çözülmesinde belki de en müsait zaman gelmiştir. Bu yazarlara göre, iki devlet prensibi üzerinde mutabakat vardır; arazi takası prensibi kabul edildiği için 1967 sınırlarına yakın Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerine dokunulmayacak ve diğer yerleşim yerleri terk edilecektir. Böyle bir barış Gaza'daki Hamas egemenliğini de sarsabilir.

ABD-Türkiye ilişkilerine gelince, bu ilişkilerin temelinde iki ülkenin müşterek stratejik çıkarları yatmaktadır. Türkiye'nin coğrafyası ve gücü, ABD'nin Orta Doğu politik çıkarları, her iki ülkedeki hükümetlere kim egemen olursa olsun değişmeyecek kadar önemlidir. Türkiye'nin kendi özel çıkarlarının gerektirdiği haller dışında ABD ve AB politikaları ile uyum içinde bir yol izlediği söylenebilir. Bununla beraber ABD'de azınlıklar olarak müşterek hareket edebilen etnik gruplar seçimlerde etkili olabilmektedir. Bu gruplar arasında Yahudi, Ermeni ve Rum toplulukları, ABD'nin Türkiye ile ilişkilerinde kendi çıkarlarının korunması için seçimlerde adayları kendi taraflarına çekebilmek ve seçimlerden sonra ise Yönetim ve Kongre'de kendi lobileri ile baskı kurmaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden ABD seçimlerinde B.Obama Kıbrıs Rum ve Ermenileri tezlerine yakın görüşler ileri sürmüştür. Ancak Türkiye ile örtüşen stratejik çıkarları karşısında bu görüşleri ne ölçüde uygulayabileceğini zaman gösterecektir.

Oktay Aksoy

Bu global ekonomik kriz sürecinde yapabilecekleri sınırlı olabilir uluslararası alanda. Tek başına hareket etme güdüsü azalmış olacak Amerika'nın. O bakımdan enternasyonalist davranış içinde olacağını düşünüyorum. Bir de asıl sorun ekonomiyi düzene sokabilmek olacaktır. Seçmenin de asıl beklentisi budur. Bununla uğraşırken diğer konulara aynı derecede ağırlık vereceğini düşünemiyorum.

Seyfi Taşhan

Bir de Avrupa ile Amerika'yı birleştiren başlıca unsur herhalde bu son ekonomik kriz olacak.  Çünkü öyle gözüküyor ki işbirliği yapmadan bunu çözme imkanı yok. Yalnız ekonomik dengesi bozulmuş bir global ekonominin ancak bütün ülkelerin işbirliği ile çözülmesi mümkün. Bu çözülünceye kadar, yani köprüyü geçinceye kadar birbirleri ile gayet yakın olabilirler. Köprü geçildikten sonra gene eski ihtilaflar, eski görüş farklılıkları tekrar ortaya çıkabilir diye düşünüyorum. Yani ekonomi başlı başına bir birleştirici faktör olabilir mi? Bunu Avrupa'da görüyoruz. Avrupa'da ekonomik işbirliği ne kadar yakın olsa da siyasal ve savunma alanında aynı zihniyeti bir araya getirmek mümkün olamadı. Ekonomik işbirliğinin ne kadar ileriye giderse gitsin genel bir birlik oluşturmasının mümkün olamayacağını gördük Avrupa'da. Bu durumda bugünkü ekonomik bunalımın esasen mevcut olan bir Avrupa- Amerika ittifakına, ne ölçüde katkıda bulunacağını, diğer konularda da birlikte hareket etme nedeni olup olmayacağını göreceğiz.