Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan’ın 14.06.2007 tarihinde TRT Türkiye Radyoları Gündem Programında Hakan Şahin ile röportajı

14.06.2007, Ankara


Hakan Şahin: Evvelki gün yapılan güvenlik zirvesini ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Terörle ilgili neler yapılması gerekir?

Seyfi Taşhan: PKK’nın ateşkesi ve kış şartları militanların dışarı çıkıp faaliyet yapmasını büyük ölçüde önlemişti fakat havaların yumuşamasıyla beraber PKK tekrar faaliyete geçti. PKK savaşı iki cepheden yürütüyor. İlk olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çatışma halindeler. Mayınlama ve benzeri eylemler yapıyorlar. Diğer taraftan da bir yan örgüt aracılığıyla şehirlerde intihar bombacılığı ve diğer eylemlere girişiyorlar. Bu durumda Türkiye’nin de iki koldan savaşması gerekiyor, hatta 3 koldan:

  1. Şehirlerin içinde terör hareketlerini önlemek
  2. Şehirlerin dışında çok daha yoğun tedbirler alarak ve bunları yan tedbirlerle destekleyerek, yolların asfaltlanması gibi
  3. Koruma tedbirlerini arttırmak, gece harekatı yeteneğini arttırmak, köy korucularının faaliyetlerini düzenlemek

Bu askeri tedbirleri almasını genelkurmayımız almasını bilecektir tabiatıyla ama buna rağmen bağımsız hareket eden küçük grupların zaman zaman sivrisinek gibi ısırmaları mümkün olacaktır.
Tabi diğer mesele politik ve askeri bir mesele, o da Irak’da rahat destek bulan Kürt gerillalarının ve çetecilerinin peşmerge gerillalarıyla kuvvetlenerek, talim yaparak savaşa hazırlanmasının önlenmesidir. Burda iki yol var:

  1. Politik yol. Irak ve Amerika ile birlikte bunun önlenmesi, bunun belirli bir süre içerisinde yapılması, eğer yapılamıyorsa Türkiye’nin bunu kendi üzerine alması ve meseleyi Birleşmiş Milletler’e getirerek 51. maddeye göre kendini koruma tedbirlerini alması. Bunun için şuan siyasi ortam uygun değil, Türkiye seçim sürecine girmiş durumda ve seçimlerden önce meclisi toplayarak bu konuda bir karar almak güç.

Burda Irak ile ikili ilişkilerimizin geleceğini de düşünmek lazım. Bu iç mücadeleyi zayıflatmamız anlamına gelmez. İç mücadeleyi süratle halletmemiz gerekiyor.

  1. Bir diğer diplomatik yolda PKK’nın Avrupa’da destek gördüğü ülkelerden bu desteğin verilmemesi için ilgili devletler üzerindeki diplomatik baskıyı arttırmak.

Görülüyor ki mayınlar ve silahların büyük bir kısmı Avrupa’dan geliyor. Bu mayın ve silah transferinin durdurulması için ciddi baskılar lazım. Bunun yanı sıra PKK’nın nasıl bir terör örgütü olduğunu düzgün bir şekilde anlatan bir kampanya lazım batı dünyasında. Bu tabi Avrupa ile ilişkilerimizin en zayıf olduğu bir dönemde, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile adeta oyun oynarcasına müzakere sürecini bir “yoyo” gibi bir ileri bir geri atmasından ileri gelen bir durum ama bu durum Türkiye’nin kendi ağırlığını hissettirmesini engellememeli. Türkiye belirli hareketler yapabilir, eminim Dışişleri Bakanlığı ve siyasi otoriteler bu konuyu düşünmekte ve buna göre hareket planları yapmaktadırlar.      
Bu çok ciddi bir mesele, Türkiye bir savaş içerisindedir. Bu savaşı büyük bir gayretle sürdürmesi gerekmektedir.

Hakan Şahin: Sayın Taşhan bu arada konuklarımız Amerika’nın bölgeyi küçük ülkelere bölüştürüp,ki bu Filistin’de de oluyor, ülkeleri bir çatışma haline sokup parçalama yoluna gittiğini söylüyorlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunları?

Seyfi Taşhan: Bu yeni bir şey değil. Latinlerin divide and impera“böl ve yönet” dedikleri, düşmanları birleştirmektense bölmek en iyi politikadır. Bunu İstiklal Savaşımızda Büyük Atatürk de kullanarak Fransız ve İtalyanları İngilizlerden ayırdı, Yunanlılarla İngilizleri yalnız bıraktı, İngilizlerle Yunanlılar arasında bölme yaratıldı. Türkiye savaşı Yunanlılara karşı İngiliz desteği olmasına rağmen kazandı. Bu bölme taktiği çok enteresan bir taktiktir. Irak parçalandı, Filistin durmadan parçalanıyor. Yalnız Filistin’de enteresan bir şey var. Biliyorsunuz Yahudiler uzun bir zaman Avrupa’da Getho’larda yaşadılar. Şimdi de batı yakasında Gethoları kuruyorlar duvarlar arkasında, yine duvarları inşa ediyorlar. Anlaşmaya niyeti olmayınca düşmanı parçalamak en iyi usuldür. Burada da islami güçleri bir arada tutarak El-Fetih’e karşı kullanmak akıllıca bir politika İsrail bakımından. Fakat Filistinliler için en birleşik olacakları zaman, İsrail’i ödün vermeye zorlayacakları zaman birbirleriyle kavga etmeleri hakikaten çok acı verici.

Hakan Şahin: Ortadoğu’da neler oluyor ve nereye gidilmekte?

Seyfi Taşhan: Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti sonrası bölgede kurulan devletler arasında sadece Mısır’da bir devlet yapısından söz edilebilinir bunun dışındaki devletler aşiret safhasından millet safhasına geçememişler. Bunların kafaları sosyalizm kavramına karıştırılmış önce, şimdi de islami devlet kavramıyla bir arada bozuluyor, parçalanıyor ve islam dünyasının düşmanı olarak gördüğü Amerika ve İsrail bunda rol alıyorlar. Fakat bu durumu Türkiye ile karıştırmamak lazım. Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi ve devlet yapısını en iyi geliştirmiş ülkelerden biridir. Ayrıca Türkiye’de demokrasi ve sivil örgütlenme de büyük ölçüde gelişmiştir. Şimdi Türkiye’deki ihtilaflarla arap dünyasındaki ihtilafları karıştırmamak lazım. Çünkü Türkiye’de her kesim demokrasiye inanmıştır, her kesim Türkiye’nin millet kavramını kavramıştır. Buna karşı çıkanlarla Türk Milleti bir balyoz gibi mücadele edebilmektedir ve eğer bu bölünmeyi Türkiye’ye getirmeyi düşünenler varsa hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Eminim böyle düşünenler vardır fakat bunu yapmaları mümkün olmayacaktır.Amerikayla kavgalarımız vardır fakat büyük tehdidi gördüğümüzde kenetleşiriz, birleşiriz. Bütün mesele bu tehdidin Türkiye’de hissedilmemesi, algılanamamasıdır. Türkiye’de tehdit yok mudur? Belki çok hafif bir tehdit vardır ama Türkiye bugünkü yapısıyla dahi bu tehdide karşı çıkabilecek niteliktedir. Ülkemizdeki bölünmeler siyasi bölünmelerdir, demokrasilerde bu tip bölünmeler son derece doğaldır. Bu doğallık içerisinde Türkiye yoluna devam edecektir.   

Hakan Şahin: Dışarıdan nasıl bakılıyor Türkiye’ye?

Seyfi Taşhan: Benim hissiyadım şu: Türkiye hızlı büyümesi, hızlı ilerlemesi ve nüfusunun büyüklüğü, eğitim kadrolarının son derece gelişmekte oluşu nedeniyle Avrupa’da rekabetinden endişe edilen bir ülke olmuş gibi gözüküyor. Avrupa bir yandan Türkiye’den vazgeçemiyor, bir taraftan da Türkiye’yi içine almaktan rekabet faktörü dolayısıyla endişe ediyor ve korkuyor. İkilemli bir ilişki içerisinde Avrupa. Bu yüzden de Türkiye’ye doğru bir tutum alamayıp her gün ilişkilerin iyileştirilmesi veya kötüleştirilmesini geriye atmak durumunda kalan bir Avrupa görüyorum. Bunun münakaşasını yapmak istediğimiz zaman da kem küm etmekten başka bir şey söyleyemiyorlar.     

Hakan Şahin: Fransa’daki göçmenlerle ilgili durum ve İspanya’da ETA’nın ateşkesi bozması hakkında neler söyleyeceksiniz?

Seyfi Taşhan: Bunların nedenleri biraz farklı birbirinden. Şimdi Fransa’ya bakacak olursak Fransa’da diğer pek çok Avrupa ülkesinde olunduğu gibi gelişmenin zirvesine gelinmiş. Sermaye sahipleri o ülkede yatırım yapacak alan bulmakta zorlanıyorlar. Bunun için yurtdışına çıkıp diğer ülkelerde yatırım yapıyorlar ve şirketler satın alıyorlar. Dikkat ederseniz Türkiye’de bile Fransa’nın sahip olduğu pek çok şirketler grubu vardır. Bunlar, buralardan aldığı rantı Fransa’ya götürüyorlar ve orada yiyorlar. Fakat bu yeni iş imkanları açılmasını sağlamıyor. Bu nedenle para olmasına rağmen işsizlik sorunu var. Kendilerinin rekabete fazla maruz kalmadıkları alanlarda biraz çalışma var, tarım ve endüstri gibi. Bu noktada dışardan par geliyor ve bir şekilde bu narsizm başlamasına neden oluyor. Kendini beğenme, kendilerini yüksek tutma ve bunun yanı sıra bir yabancı düşmanlığı artıyor. Bu Fransa’da, Almanya’da, Danimarka’da ve pek çok Avrupa ülkesinde de kendini beğenmişlik ve zenginliğin verdiği bir nevi yukardan bakış göçmenlere karşı oluyor. Göçmenlerde oralarda zenginlerin yapmak istemedikleri işleri yaptıkları için ve nüfusları da fazla olduğu için hükümetler bunları atalım mı satalım mı... atamıyorlar, satamıyorlar çünkü içeride ihtiyaçları var. Fransa’daki bu çekişme daha da sürecektir. Tabi bu rantla yaşamak pek mümkün değil ülkeler için. Çünkü diğer ülkelerde uyanma kalkınma başlıyor ve artık onlara verilecek rantlar azalacaktır. Bu vakaya baktığımız zaman bu çabuk olacak bir şey değil. Gelecek pek parlak gözükmüyor avrupa için.
İspanya için şunu söyleyeyim, İspanya aslında bir federe devlettir. Barselona ve Katalunya oldukça bağımsızdır.  Yukarıdaki Bask bölgesinde de bağımsızlık var ama durum biraz değişik. Fransa’da da Baskların olması ve onların hiçbir şekilde bir milliyetçilik yapamamaları, çünkü Fransa’da koşullar ve cezalar çok ağırdır. İspanya’da toleransla ayırımcılığı kabul etmekle terörü reddetmek arasında bir fikir bozukluğu var. Bu yüzden bazı hükümetler konuşmak istiyor bazıları yok diyor tamamen yok etmek lazım diyor. Öbür taraftan da Bask bölgesinde acaba bir gün bağımsız olabilir miyiz, Fransa’daki Basklar ile birleşebilir miyiz diye hayaller var. İspanya pek kolay durulacak gibi değil bu konuda. İspanya’da da Fransa’da olduğu gibi sıkıntılar başladı. Onlar da Fransa gibi zenginleşiyor, onlar da dışarı doğru açılıyor, genel krizin içerisindeler ve Afrika’dan da büyük bir göç baskısı var.

Hakan Şahin: Amerika-Rusya arasındaki füze kalkanı olayı ve Çin’in gelişimini, bu üçlü denklemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seyfi Taşhan: Çin kişi başına düşen GSMH’sı gayet düşük olmasına rağmen nüfusunu dikkate aldığımız zaman çok büyük bir ekonomik güç olduğunu görüyoruz. Çin’in elinde son derece iyi uzmanlar, bilim adamları var. Çin’de ordusunu geliştirmek için askeriyeye büyük paralar harcıyor. Diğer yandan Çin büyük bir enerji ihtiyacı içerisinde ve bu enerjiyi bulmak için her tarafta kaynak arıyor çünkü gelişmesini durdurmak istemiyor. Enerji de dar boğazlarından biri. Ama Çin dünyaya bir tehdit faktörü olmaktan ciddi bir şekilde kaçınıyor ve politikasını da daima barışa dayalı olarak kurmak istiyor. Amerika’da Çin’de büyük yatırımları olduğu için ilişkileri bozmak istemiyor. Böyle bir ikilem içerisinde. Bir de Japonya faktörü var Uzakdoğu’da. Çin bir yerde daha uzun zaman istiyor ekonomisinin gösterdiği dev durumuna haklını da getirebilmesi için, kalkınmasını süratle sürdürmek zorunda. Bir savaş veya dünyada liderlik yarışına bugünlerde girmesi pek beklenemez.
Buna karşılık Rusya’nın kendinden kopan ülkeler ile sıkıntıları var. Ayrıca Gürcistan ile Abazya ve Otesya dolayısıyla savaşa girebilecek bir durumda. Yakın bir zamanda Abazya tekrardan patlyabilir. Bu karşılık Doğu Ukrayna’da bulunan Rus çoğunluğu, Estonya ve Letonya gibi ülkelerde bulunan Rus azınlığı ve Moldova’daki Transdimiestre bölgesindeki sıkıntılar Rusya’yı bir korku haline sokuyor ve bu korku hali giderek büyüyor. ABD, bu Doğu Avrupa ülkelerini Nato’ya almak istiyor. Avrupa Birliği altında da bir şemsiye altına alındılar. Bu şemsiyeyi biraz daha takviye etmek ve Rusya’da olan biteni daha yakından takip etmek ve bunlara biraz daha güven verebilmek için bu radar istasyonları, ki bunlar zararlı istasyonlar değil dinleme amaçlı istasyonlar, kuruyor. Rusya’da bunu sen bana yapma başka yere yap diyor. Rusya’nın tehdidi de, biliyorsunuz bir Akka Anlaşması vardı, Soğuk Savaş sırasında Nato ve Varşova Paktı üyelerinin silah seviyelerini düzenliyordu. Rusya’nın tehdidi de bu: Sen bunları koymaya kalkışırsan ben de Akka Anlaşmasından çekilirim. Doğru Avrupa  hududuna büyük askeri güçler yerleştiririm diyerek bir karşı oyun ortaya koydu. Amerika’nın SDI dediğimiz stratejik savunma girişimi ile Rusya’yı çökerttiği bir vakadır. Çünkü o kadar askeri harcamaya tahammül edemezdi. Amerika sanırım bu davranışı ile Rusya’yı daha fazla askeri harcama yapmaya sevk ederek büyük bir ekonomik güç haline gelmesini de önlemeye çalışıyor. Bunu Neo-con’ların Regan dönemindeki politikaya yeniden dönüşü olarak kabul edebiliriz.

Hakan Şahin: Hani hep deniyor ya Soğuk Savaş diye, Soğuk Savaş Başladı mı?

Seyfi Taşhan: Soğuk Savaş başladı.

Hakan Şahin: Peki Türkiye’nin yeri ne olabilir bu Soğuk Savaş döneminde? Önceki dönemde Türkiye’nin yeri çok daha önemliydi.

Seyfi Taşhan: O zamanlar Sovyetler Birliği ile sınır komşusuyduk, şimdi Rusya ile sınır komşusu değiliz. Birazcık daha rahat durumdayız. Türkiye her zaman, Soğuk Savaş döneminde bile Rusya’yı tahrik edecek hareketlerden kaçınmıştır ve bugün ki durumda dikkati daha da artacaktır. Zannediyorum ki Türkiye Rusya’yı rahatsız edecek herhangi bir eyleme girmeyecektir.İster ABD ister Nato’nun kararlılığı olsun. Pek çok Avrupa ülkesi de Rusya’yı rahatsız etmek istemeyecektir. Bu durumda Amerika Doğu Avrupa ülkeleri ile baş başa kalmaktadır. Amerika bu işi bu yol üzerinden yapacaktır, Türkiye üzerinden değil.

Hakan Şahin: Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi istemediği halde Kosova’ya polis gücü olarak  göndermesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Seyfi Taşhan: Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Avrupa Güvenlik Politikası bakımından Türkiye’nin de karar mercii içinde olması bu bir ama Türkiye bu konuda tatmin edilmiş değil. Her zaman olduğu gibi Türkiye Avrupa Birliği’nin karar merciine sokulmuyor. İkinci olarak Kıbrıs’a AB askerlerin buraya gelecek olması. Düşünün ki orada komuta Türkler’in elinde ve oraya AB askeri de gelecek, bunlar anlamsız şeyler. Kıbrıs’ın olduğu bir konuda da Türkiye’nin set çekmesi doğaldır.