|
Avrupa Birliği Gazetecileri Semineri 15-22 Eylül 2002, Antalya Enstitümüz, Başbakanlık Basın- Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün desteği ile Avrupa Birliği ülkeleri basın mensupları için Antalya’da 15-22 Eylül 2002 tarihleri arasında “Türkiye, Türk Dış Politikası ve Sorunları” konusunda bir seminer düzenlemiştir. Seminerde ilk önce, Türkiye’nin iç ve dış politikası konusunda genel bilgi verilmiş, daha sonra, programda öngörülen konular teker teker ele alınmıştır. Avrupa Birliği: AET/AB ile ilişkilerimizin kısa bir tarihçesi verildikten sonra 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye’ye adaylık statüsünün resmen tanınmasıyla kaydedilen gelişmeler ve bu çerçevede 2001 Ekim’inde anayasanın34 maddesinde yapılan değişiklikler, yeni Medeni Kanunun kabulü, uyum yasaları ve nihayet 3 Ağustos 2002 tarihinde kabul edilen kapsamlı reform paketi hakkında bilgi verilmiş, Türklerin tek bir kimliği olmamakla beraber Avrupalı kimliği konusunda da bir tereddüt bulunmadığı vurgulanmış, AB’ne üyeliğin Cumhuriyetin kurulmasından itibaren kat edilen yolun doğal bir sonucu olacağı belirtilmiş, Türkiye’ye AB kapılarının kapalı tutulmasının sadece reformcuların gücünün ve halkın hevesinin kırılmasına değil aynı zamanda reformlara karşı olanların yararlanacağı bir ortamın yaratılmasına ve Türkiye’nin Batı ile işbirliğinden uzaklaştırılmasına, hatta düşmanlık hislerinin körüklenmesine yol açacağı kaydedilmiş, diğer adaylar gibi Türkiye’ye de sarih bir üyelik perspektifi sunulmasının AB müktesebatına uyumu hızlandıracağı, bu açıdan Kopenhag Zirvesinde müzakerelere başlama tarihinin açıklanmasının büyük önem taşıdığı anlatılmıştır. Kıbrıs: Kıbrıs konusunda, sorunun başlangıcından bu yana geçirdiği evreler anlatılmıştır. 1963 yılında Kıbrıslı Rumların saldırıları sonucu Ortak Yönetimden dışlanan Kıbrıslı Türklerin kendi yönetimlerini kurdukları ve 1974’te adanın Yunanistan’a ilhak girişiminden sonra da önce KTFD’nin sonra da KKTC’nin hangi şartlar altında kurulduğu ve bugün adada iki devlet bulunduğu belirtilmiştir. Kıbrıslı Rumların Londra- Zürih Anlaşmalarına ve Garanti Antlaşmasına aykırı olarak Avrupa Birliği’ne üyelik için yaptıkları müracaatı AB’nin kabul ederek müzakerelere başlamasındaki sakatlık anlatılmıştır. Bu durumun iki taraf arasındaki görüşmeleri nasıl olumsuz etkilediği belirtilmiştir. Şimdi Denktaş- Klerides görüşmelerini desteklemek gerektiği, bunun için de Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğini kabul etmeden onlara AB üyeliği imkanı verilmemesi gerektiği ifade edilmiştir. Orta Doğu Türkiye’nin Orta Doğu konusundaki politikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönem, Türkiye’nin NATO üyesi olarak “Alan Dışı Bölge” kabul edilen Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerini yürüttüğü ikinci dönem ve Soğuk Savaşın sona ermesinden itibaren içinde bulunduğumuz üçüncü dönem itibariyle anlatılmıştır. Filistin- İsrail sorunu ve Irak konusu üzerinde durulmuştur. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya: Balkanlar konusunda Türkiye’nin her zaman bölgedeki statükoyu ve istikrarı desteklediği, Soğuk Savaşın bitmesinden sonra Türkiye’nin stratejik faydalar sağlaması yanında, sorumluluklarının da arttığı; Yugoslavya’daki kriz başladığında Batı ve özellikle Batı Avrupa ülkelerinin gerekli sorumluluğu göstermedikleri anlatılmıştır. Bosna-Hersek’te Barış Gücü giderse çatışmaların başlayabileceği belirtilmiştir. Kafkasya’da da aynı şekilde Türkiye’nin istikrara yardım etmeye çalıştığı, Yukarı Karabağ sorununa çözüm bulunmasının önemli olduğu, ancak Minsk grubunun işlerini kaybetmiş göründüğü; bizim Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının işgaline son vermesini istediğimiz belirtilmiş; Ermenistan ile ilişkiler kurulmasının zorluklarına dikkat çekilmiştir.Orta Asya Türki Cumhuriyetlerine bağımsızlıklarından sonra yaptığımız yardımlar konusunda bilgi verilmiştir. Türkiye’de siyasal hayat: Türkiye'de liberal demokrasinin tüm ilgili kurumlarca ilke olarak tek alternatif olarak kabul edilmekte olduğu, ancak uygulamada zaman zaman bazı kurumlar ve kişilerin liberal demokrasiye tam uygun hareket etmemekte oldukları, bunun sebebinin yakın yıllarda ülkenin üstesinden gelmeye çalıştığı “siyasal İslam” ve etnik milliyetçilik olduğu anlatılmıştır. Türkiye'de bazı kurumların zaman zaman bu konuda gereken ilgi ve etkinliği gösteremedikleri, bu durumunbazı kurumlararası ihtilaflara yol açtığı ve bu durumun sonucu olarak liberal demokrasinin bazen bir gerileme gösterdiği belirtilmiştir. Öte taraftan, Türkiye'deki son on yıllardaki gelişmeler göz önünde tutulursa Türkiye'nin siyasal hayatının liberal demokrasi doğrultusunda önemli gelişmeler kaydetmeye devam ettiğinin gözlendiği kaydedilmiştir.Tüm kurumlarıngiderek daha çok sistem taraftarı kurumlar oldukları anlatılarakson anayasa değişikliklerinin debu yolda atılmış bir başka önemli adım olduğu belirtilmiştir. Türkiye’nin ekonomik durumu ve AB ile ekonomik ilişkiler: Türkiye’nin liberal ekonomi konusundaki tecrübesi anlatılmış, 1999’dan bu yana IMF destekli olarak uygulanan yapısal değişim programı konusunda bilgi verilmiştir. AB ile Gümrük Birliği’nin etkilerinin tam olarak 2000 yılında görüldüğü ve ticaret açığının büyüdüğü anlatılmıştır. 2000 ve 2001’deki finansal kriz sonrası finanssektörünün yeniden yapılandırıldığı izah edilmiştir. |