|
|
İsrail için Filistin Yönetimi’nin
askeri gücünü yok edip, tüm topraklarını işgal etmek nispeten daha kolay
olacaktır. Bununla beraber, bu sadece, Filistin’le olan sorunu artırmakla
kalmayıp, İsrail’in uzun vadede Musevi çoğunluğa sahip, demokratik bir ülke
olarak varlığını da tehlikeye sokacaktır. Böyle bir durumda, İsrail kendini 1.5
milyonu devletin içerisinde olmak üzere, 3 milyondan fazla Filistinliyi
yönetiyor durumda bulacak ve kontrolü altındaki topraklardaki Musevi çoğunluğu
da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Yaklaşık 10 sene içerisinde,
Museviler, Akdeniz ile Ürdün Nehri arasındaki çoğunluklarını kaybedeceklerdir. Bu durumda, Filistin lideri Yaser
Arafat, zamanın kendisinin ve halkının lehine çalıştığını düşünüp sorunların
çözümü için uğraşmanın gerekli olmadığını düşünmektedir. Bunun tersine, bir
çözümün yokluğu Arafat’ın görüşüne göre, kısa vadede Filistinlilerin acı
çekmesine yol açsa da uzun vadede onların çıkarlarına hizmet edecektir. Bu
yüzden, çelişki gibi görünse deİsrail’in askerlerini geri çekmesi ve yanı başında bağımsız bir Filistin
Devleti’nin kurulması, İsrail’in başlıca çıkarı ve arzu edilen bir çözüm olmuştur.
Filistinliler açısından ise bu, başarısızlığın ortaya çıkardığı bir sonuç
olmakla farklı tepkilere ve tarihi bir kayıp duygusuna yol açacaktır.
İsrail-Filistin çatışması, birçok
yönden İsrail-Arap devletler arası anlaşmazlıklardan önemli farklılıklar
gösterir. Bunlardan biri toplumsal kimliğin siyasi çağrışımlarından
kaynaklanır. 1967’de Abdül Nasır’ın liderliğindeki Arapların İsrail’e yenilmesi
tipik bir askeri yenilgi değildi. 6 Gün Savaşı, Nasır’la kişiselleştirilen, en
önemlisi Pan-Arabizm olan fikirlerin önemini kaybetmesine yol açmıştır. Aynı
zamanda, belirli bir toprağı olan Arap devletini kurumsallaştırmış ve hatta
halkın gözündeki meşruiyetini güçlendirmiştir. Arap devletlerinin kendi özel
siyasi çıkarlarını, pek de ideolojik olmayan saplantılara kapılmadan, garanti
altına almaya çalışmaları Arap siyasetini daha pragmatik hale getirmiştir.
İsrail’le sınırı olan Arap devletleri güçlü bir İsrail’e karşı sürekli bir
savaş başlatmak niyetinde değildirler. Ayrıca, günümüzde devletler arasındaki
sınırların, en azından teoride, barışa ulaşmaya dayanak oluşturabileceği
yönünde uluslararası hukuki bir görüş de mevcuttur.
Filistin’in toprak iddiaları, sorunu,
esasen mevcut olmayan bilinen ve tanınmış uluslararası sınırlara münhasır
kılmıyor. Ayrıca, Filistin toprakkimliğini izah açısından da 1967 sınırları yeterli olmuyor. Bu yüzden,
Filistinliler açısından sorunu bitirecek olan anlaşmalara ulaşılması çok zor
görünüyor, hatta belki de mümkün değil. Bundan da öte, İsrail topraklarının
kaderini tayine yönelik İsrail-Arap çekişmesi Filistin toplumsal kimliğine de
bir şekil vermiştir. 1948’deki yenilgi bu kimliği oluşturan travmatik bir
deneyimdi. Yenilgi ve mültecilik, Filistinortak kader ve ulusal birlik bilincine ulaşılmasında önemli unsurlar
olarak ortaya çıkmaktadır. İsrail-Arap anlaşmazlığında sorunlar,İsrail Devleti’nin varlığını tehlikeye
düşürmeden 1967’den sonra işgal edilen topraklardan İsrail’in çekilmesiyle
çözülebilir, ancak Filistinliler açısından bu çok daha güçtür, hatta belki de
imkansızdır.
Filistinliler açısından, “1967”
sorunlarının yanısıra “1948” sorunları da vardır ki, bunların çözümü sadece
İsrail topraklarıyla değil,Musevilerin
devlet olarak varlığıyla da ilişkilidir. 1948 sorunlarının en başlarında
Filistinlilerin ulusal taleplerini tatmin açısından İsrail bakımından yerine
getirilmesi çok güç iki temel konu bulunmaktadır; birincisi 1948’deki mülteci
sorunu ve dönüş hakkı, diğeri ise Musevilerin ulusal devleti olan İsrail’de
yaşayan İsrail vatandaşı Filistinlilerin İsrail devleti ile yaşadıkları
sorunlar. Bu yüzden Filistinliler açısından, sorunu nihai olarak çözmek yerine,
kontrol altında tutmak ve yönetmek daha gerçekçi bir düşüncedir.
Bu şartlar altında, İsrail, Arafat
veya başka bir Filistin liderini İsrail Devleti’nin kaderini etkileyecek
kararları çözümü engellemesi dolayısıyla veto etmesine izin veremez. Bunlara
izin verilmemelidir, zira böyle bir durum İsrail’i kendi çıkarları aleyhine
işleyecek bir statükoya mahkum edecektir.İsrail’in yanı başında bir Filistin Devleti’nin tek taraflı bir çekilme
sonucunda da olsa kurulması, belirgin bir şekilde İsrail’in çıkarınadır. Geri
çekilmekle, sadece güvenlik duvarı inşa etmek, izole edilmiş yerleşimlerden
vazgeçmek ve daha akılcı bir askeri konuşlandırma suretiyle İsrail’in yakın
güvenliğini arttırmak anlamına gelmez. Bu aynı zamanda, Musevi halkının
devletinin uzun vadeli varlığını, Musevi çoğunluğu koruyarak ve kontrollü ve
belirgin bir sınır çizerek garanti altına almak anlamına gelir.
Bunların gerçekleştirilememesi, yakın
veya uzun vadede İsrail’i Güney Afrika modeline sürükler. Bu model, iki halk
için iki devlet değil, fakat Filistinli Arapların giderek çoğunluğu oluşturduğu
deniz ve nehir arasında bir ülke anlamına gelir. Bu noktada İsrail, Yeşil
Hattın iki tarafında da esasen dile getirilen Filistinlilerin “tek ülkede
çoğunluk yönetimi” istekleriyle karşı kaşıya kalacaktır. Eğer İsrail
Devletiyaşamını sürdürmek istiyorsa,
bütün gücüyle, kaderlerini etkileyecek kararları alma yeteneğinden mahrum
olarak her iki taraf için acı kan kaybına yol açacak böyle bir hazin gerçeği
önlemeye çalışmalıdır.
Prof.Asher Susser, İsrail’de Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Merkezi’nin başkanıdır. Makalenin İngilizcesine http://www.dayan.org adresinden ulaşılabilir.
|