İki devlet: Sadece mümkün değil, fakat zorunlu

Asher Susser, Temmuz 15, 2002


İsrail için Filistin Yönetimi’nin askeri gücünü yok edip, tüm topraklarını işgal etmek nispeten daha kolay olacaktır. Bununla beraber, bu sadece, Filistin’le olan sorunu artırmakla kalmayıp, İsrail’in uzun vadede Musevi çoğunluğa sahip, demokratik bir ülke olarak varlığını da tehlikeye sokacaktır. Böyle bir durumda, İsrail kendini 1.5 milyonu devletin içerisinde olmak üzere, 3 milyondan fazla Filistinliyi yönetiyor durumda bulacak ve kontrolü altındaki topraklardaki Musevi çoğunluğu da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Yaklaşık 10 sene içerisinde, Museviler, Akdeniz ile Ürdün Nehri arasındaki çoğunluklarını kaybedeceklerdir. Bu durumda, Filistin lideri Yaser Arafat, zamanın kendisinin ve halkının lehine çalıştığını düşünüp sorunların çözümü için uğraşmanın gerekli olmadığını düşünmektedir. Bunun tersine, bir çözümün yokluğu Arafat’ın görüşüne göre, kısa vadede Filistinlilerin acı çekmesine yol açsa da uzun vadede onların çıkarlarına hizmet edecektir. Bu yüzden, çelişki gibi görünse deİsrail’in askerlerini geri çekmesi ve yanı başında bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, İsrail’in başlıca çıkarı ve arzu edilen bir çözüm olmuştur. Filistinliler açısından ise bu, başarısızlığın ortaya çıkardığı bir sonuç olmakla farklı tepkilere ve tarihi bir kayıp duygusuna yol açacaktır.

İsrail-Filistin çatışması, birçok yönden İsrail-Arap devletler arası anlaşmazlıklardan önemli farklılıklar gösterir. Bunlardan biri toplumsal kimliğin siyasi çağrışımlarından kaynaklanır. 1967’de Abdül Nasır’ın liderliğindeki Arapların İsrail’e yenilmesi tipik bir askeri yenilgi değildi. 6 Gün Savaşı, Nasır’la kişiselleştirilen, en önemlisi Pan-Arabizm olan fikirlerin önemini kaybetmesine yol açmıştır. Aynı zamanda, belirli bir toprağı olan Arap devletini kurumsallaştırmış ve hatta halkın gözündeki meşruiyetini güçlendirmiştir. Arap devletlerinin kendi özel siyasi çıkarlarını, pek de ideolojik olmayan saplantılara kapılmadan, garanti altına almaya çalışmaları Arap siyasetini daha pragmatik hale getirmiştir. İsrail’le sınırı olan Arap devletleri güçlü bir İsrail’e karşı sürekli bir savaş başlatmak niyetinde değildirler. Ayrıca, günümüzde devletler arasındaki sınırların, en azından teoride, barışa ulaşmaya dayanak oluşturabileceği yönünde uluslararası hukuki bir görüş de mevcuttur.

Filistin’in toprak iddiaları, sorunu, esasen mevcut olmayan bilinen ve tanınmış uluslararası sınırlara münhasır kılmıyor. Ayrıca, Filistin toprakkimliğini izah açısından da 1967 sınırları yeterli olmuyor. Bu yüzden, Filistinliler açısından sorunu bitirecek olan anlaşmalara ulaşılması çok zor görünüyor, hatta belki de mümkün değil. Bundan da öte, İsrail topraklarının kaderini tayine yönelik İsrail-Arap çekişmesi Filistin toplumsal kimliğine de bir şekil vermiştir. 1948’deki yenilgi bu kimliği oluşturan travmatik bir deneyimdi. Yenilgi ve mültecilik, Filistinortak kader ve ulusal birlik bilincine ulaşılmasında önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. İsrail-Arap anlaşmazlığında sorunlar,İsrail Devleti’nin varlığını tehlikeye düşürmeden 1967’den sonra işgal edilen topraklardan İsrail’in çekilmesiyle çözülebilir, ancak Filistinliler açısından bu çok daha güçtür, hatta belki de imkansızdır.

Filistinliler açısından, “1967” sorunlarının yanısıra “1948” sorunları da vardır ki, bunların çözümü sadece İsrail topraklarıyla değil,Musevilerin devlet olarak varlığıyla da ilişkilidir. 1948 sorunlarının en başlarında Filistinlilerin ulusal taleplerini tatmin açısından İsrail bakımından yerine getirilmesi çok güç iki temel konu bulunmaktadır; birincisi 1948’deki mülteci sorunu ve dönüş hakkı, diğeri ise Musevilerin ulusal devleti olan İsrail’de yaşayan İsrail vatandaşı Filistinlilerin İsrail devleti ile yaşadıkları sorunlar. Bu yüzden Filistinliler açısından, sorunu nihai olarak çözmek yerine, kontrol altında tutmak ve yönetmek daha gerçekçi bir düşüncedir.

Bu şartlar altında, İsrail, Arafat veya başka bir Filistin liderini İsrail Devleti’nin kaderini etkileyecek kararları çözümü engellemesi dolayısıyla veto etmesine izin veremez. Bunlara izin verilmemelidir, zira böyle bir durum İsrail’i kendi çıkarları aleyhine işleyecek bir statükoya mahkum edecektir.İsrail’in yanı başında bir Filistin Devleti’nin tek taraflı bir çekilme sonucunda da olsa kurulması, belirgin bir şekilde İsrail’in çıkarınadır. Geri çekilmekle, sadece güvenlik duvarı inşa etmek, izole edilmiş yerleşimlerden vazgeçmek ve daha akılcı bir askeri konuşlandırma suretiyle İsrail’in yakın güvenliğini arttırmak anlamına gelmez. Bu aynı zamanda, Musevi halkının devletinin uzun vadeli varlığını, Musevi çoğunluğu koruyarak ve kontrollü ve belirgin bir sınır çizerek garanti altına almak anlamına gelir.

Bunların gerçekleştirilememesi, yakın veya uzun vadede İsrail’i Güney Afrika modeline sürükler. Bu model, iki halk için iki devlet değil, fakat Filistinli Arapların giderek çoğunluğu oluşturduğu deniz ve nehir arasında bir ülke anlamına gelir. Bu noktada İsrail, Yeşil Hattın iki tarafında da esasen dile getirilen Filistinlilerin “tek ülkede çoğunluk yönetimi” istekleriyle karşı kaşıya kalacaktır. Eğer İsrail Devletiyaşamını sürdürmek istiyorsa, bütün gücüyle, kaderlerini etkileyecek kararları alma yeteneğinden mahrum olarak her iki taraf için acı kan kaybına yol açacak böyle bir hazin gerçeği önlemeye çalışmalıdır.

Prof.Asher Susser, İsrail’de Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Merkezi’nin başkanıdır. Makalenin İngilizcesine http://www.dayan.org adresinden ulaşılabilir.

İNCELEMELER