11 Eylül Sonrası Durumun Işığı Altında Avrupa Birliği ile ilişkiler

DPE Çalışma Grubu, 28 Mayıs 2002

11 Eylül sonrası oluşmaya başlayan uluslararası konjonktürün ülkemiz açısından olumlu sonuçlar doğurması ihtimali yüksek görünmektedir. Tabiatiyle bu fırsattan yararlanılması için dış politikamızın belli bir hareketlilik içinde olması zorunluluğu da ortaya çıkmaktadır. Türkiye Afganistan’daki ISAF Komutanlığını üstlenmekle yeni dönemin gereklerine uyum sağlayacak adımı atmıştır. Ülkemizin başlıca önemli sorunlarının da bu yeni konjonktürden yararlanacak biçimde ele alınması gerektiği düşünülmektedir.

AB’nin bugünkü eğiliminin, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmediğini ileri sürerek üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih vermekten kaçınmak olduğu görülmektedir. Bu kaçınmanın Türkiye’ye karşı bilinçli bir politika sonucu olduğuna dair pek çok belirtiler vardır. Türkiye’nin üyeliği konusunda AB’de henüz tam bir iradenin oluşmadığı söylenebilir. Ancak biz bu iradenin oluşmasını ne kadar bekleyebiliriz? Buna karşı, ülkemizde ise Kopenhag kriterlerinin tam olarak hayata geçirilmesinin uzun vadede ülkemiz için zararlı olabilecek bir süreci başlatma rizikosunu taşıdığını düşünen çevrelerin bulunduğu bilinmektedir. Bu konudaki zorluğumuz, ülke bütünlüğü açısından taşıdığı risk AB’ne açıklıkla anlatılmaya devam edilmelidir. AB’ne üyelik takviminin belirlenmesinin bu riski azaltacağı düşünülmektedir. Üyeliğimiz konusundaki belirsizliği aşmak bakımından önümüzde fazla zaman yoktur. Konuya AB’nin genişleme süreci dinamikleri açısından bakmamız gerekmektedir. O zaman Türkiye’nin yalnız yürümemesi, bir grup içinde olması belirgin ve hızlı bir kulvarda yürümesinin kaçınılmaz olduğu açıklıkla görülecektir. Bugünkü genişleme süreci Türkiye’nin 11 Eylül’den sonra artan önemi ile örtüşen bir zaman diliminde yer almaktadır. ılerde genişlemenin bir daha ne zaman olacağı ise bilinmemektedir. Ayrıca, ABD’nin de şimdi Türkiye’nin AB’ne üyeliği konusunda girişim yapmaya hevesli olmadığı da söylenebilir. Bugünkü konjonktürden yararlanmak için Türkiye’nin yeni bir siyasi yaklaşım içine girmesi lazımdır. Yeni yaklaşım ile Türkiye’nin şimdiye kadar eşitliğinin tanınmadığı  durumdan kurtarılması, AB’nin belirli bir politikayı benimsemeye  zorlanması ve nihayet Türkiye’nin uzun vadede ne yapacağının belirlenmesine yardımcı olunması hedefi güdülmelidir.

Bu yeni yaklaşımı belirli bir mekanizma içinde takdim etmek gerektiği düşünülmektedir. Türkiye acilen bir Ortaklık Konseyi toplantısı önermelidir. Bu toplantıda şu hususları belirtebilmeliyiz:

a.       Türkiye Kopenhag kriterlerinin belli başlı olanlarını yerine getirecektir.

b.      Ölüm cezası kaldırılacaktır.

c.       Yerel dillerin öğrenimi ve bu dillerde radyo ve televizyon yayın imkanı sağlanacaktır.

d.      Kopenhag kriterleri içinde olmamakla beraber, Avrupa Konseyi Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşmesi imzalanacaktır. ımza sırasında Türkiye’de sadece dinsel azınlıklar bulunduğu kaydedilecektir.

Toplantı sonunda, Türkiye’nin üstlendiği bu işler karşısında AB’nin müzakerelerin başlaması için bir tarih vermesi ve üstlenilen reformların o tarihe kadar tamamlanacağı  hususunun da bir mutabakat belgesinde kayıt altına alınması istenmelidir.

AB müzakerelere başlamak için bir tarih veremez ise, Türkiye’nin AB üyeliği tamamen belirsizlik içine girecektir. Bu belirsizlik dönemini kapsayacak ilişki modaliteleri de şimdiden göz önüne alınmalıdır. Herhalde Türkiye daha sonra siyasi konularda kendisini AB politikaları ile bağlı hissetmeyecektir. Gümrük Birliği’nin de bir Serbest Ticaret Anlaşmasına dönüştürülmesi incelenebilecektir.