|
|
 Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Türk Ulusunun iradesine ışık tuttuğunuz, parlattığınız bugünlerde, Kıbrıs
meselesinin her zamanında mert sesinizi duyurduğunuz bu binada sizlerle bir
arada olmanın mutluluğunu yaşamaktayım. Bana bu güzel fırsatı verdiğiniz için
sizlere en içten duygularla teşekkür ediyorum.
Bu kez Ankara’ya gelişimizin nedeni, uzun süren görüşmeler sürecinden
sonra, Sayın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’ın önümüze koymuş olduğu
planıdır. Bu planı her yönüyle incelediğimizde, kabul edilebilmesi için büyük
ölçüde tadilat yapılması gerektiğini görüyoruz. Bu görüşümüzü Ankara ile
paylaşmak istedik.
Biraz önce Çankaya’da yapmış olduğumuz görüşmede, planın olduğu şekliyle
kabul edilebilirliği şüpheli göründü, değiştirilmesi gerektiği üzerinde mutabık
kalındı; bu, bizi sevindiren bir durumdur. Çünkü, plan olduğu şekliyle kaldığı
takdirde, Barış Harekâtıyla kendini zor kurtarmış olan Kıbrıs Türkü yeniden
daha zor koşullar içerisine itilmektedir. Sanki Barış Harekâtını
cezalandırıyorlarmış gibi, Barış Harekâtıyla elde etmiş olduğumuz huzur
kaynağı; yani iki kesimli coğrafyamız, bu kez, 60 000 Rum’un içeriye
süzülmesiyle bozulmaktadır.
İki kesimlilik 1977’den beri gündemde duran bir kriterdir, bir esastır.
Bunu, Genel Sekreterin hangi düşüncelerle bozmaya yeltendiğini bilemiyoruz;
fakat, plana baktığınızda, Rum tarafında yüzde 100 Rumlardan oluşan bir küçük
devlet, kuzeyde, adına “kurucu devlet” denilen; fakat, devlet olmayan bir karma
devlet görürsünüz. Bu, dengesizliktir; bu, haksızlıktır ve bu, huzurun kaynağı
olan iki kesimliliği ortadan kaldırmaktır, huzursuzluğu artırmaktır ve -çok
korkuyoruz, Rumları çok iyi bildiğimiz için- 1963, 1974 olaylarına gebe bir durum
hâsıl olmaktadır ve olacaktır.
Yine, yapılan bir haksızlık: Rum tapu belgeleri geçerli; ama, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetinin vermiş olduğu tapu belgeleri geçersiz addedilmekte ve
Rumlara, kişisel müracaatla, tapu haklarını alma yolu açılmaktadır.
Klerides, bu plana baktığında, kendi halkına, geçenlerde, seçim esnasında
şöyle dedi: “Avrupa Birliğine giriyoruz, planı imzalasanız da, imzalamasanız da
Avrupa Birliğine girdik addedilir; ancak, bu plana niye karşı geliyorsunuz?
Bizim bunca yıllık hedefimiz, Türk askerini Ada’dan çıkarmak değil miydi; bu
plan bunu başarıyor; Türk askeri, zaman içerisinde, tümüyle Ada’dan çıkmış
olacaktır. Yine, göçmenlerimizin yerlerine dönmesini istemiyor muyduk; dönüş
haklarını, mülkiyet haklarını istemiyor muyduk; bu plana bakınız, bu plan bunu
da başarıyor, bunu da veriyor. O halde tedirginliğiniz niye?”
Hakikaten, biz de bu plana baktığımızda, Klerides’in, gerçekleri
söylediğini görüyoruz. Plan, Kıbrıs Rumlarına, Barış Harekâtında kaybettikleri
toprağın büyük bir kısmını vermekle kalmıyor, Rumlara, kişisel tapu hakkı
tanımak suretiyle, onların, içimize -eskiden olduğu gibi- yayılmasına da yolu
açıyor. Dolayısıyla, bu plan, Kıbrıs meselesini halletmiyor, Kıbrıs meselesini,
yeni bir satıhta, yeni maceralara sürükleyecek bir zemin hazırlıyor; böyle
düşünüyoruz.
Maalesef, Sayın Genel Sekreter “Bu plan, çok güzel dengeler, hassas
dengeler üzerine kurulmuştur, onun için bunu artık değiştiremezsiniz” demek
suretiyle bir dayatma yönüne gitmiştir. O kadar ki, mesela, planda öngörülen üç
yabancı yargıç –hâkim var- var “bu yargıçların falan gün, falan saate
kadar üçünün ismini bana veriniz, aksi takdirde, ben tayinleri yaparım”
diyebilecek bir duruma gelmiş oluyor.
Bizim görüşümüz, bu davranış, bu yaklaşım, iyiniyet göreviyle bağdaşmamaktadır
ve Kıbrıs’ı yeniden Rum hegemonyası altına vermektedir. Bize, idarede verdiği
çok kısıtlı haklarla, zaman içerisinde, bizi, korunmaya alınmış bir azınlık
durumuna düşürecek bir plan olarak değerlendirmekteyiz. Bunun için, tadilatını
istiyoruz ve tadilatında ısrarlıyız.
Rum tarafı, yeni Başkan Papadopulos demiştir ki: “Lahey’e ben gelirim;
ancak, evet mi hayır mı diyeceğim, planı referanduma göndermek konusunda henüz
karar vermedim. Temaslarımı yapacağım, ona göre Lahey’de size cevabımı veririm”
Halbuki, davet “Lahey’e geliniz ve bu planı referanduma göndereceğiniz
konusunda taahhüdünüzü veriniz. Türkiye ve Yunanistan da (İngiltere ile
birlikte) bunun altını garantör devletler olarak imzalasın” şeklindeydi.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’ta kendi
kendine kurulmuş bir cumhuriyet değildir. Uluslararası anlaşmalarla kurulmuştur
ve bu anlaşmalar -1960 anlaşmaları- Türkiye'ye gayet somut haklar vermiştir.
Şimdi, bu haklar ortadan kaldırılmaktadır. Eğer, biz bu planı kabul edersek, bu
haklar ortadan kaldırılmış olur. Dolayısıyla biz diyoruz ki: Bunu yapmak
hakkımız yoktur; yani, bizim -134 000 kişilik bir seçmen gücümüz var- 134 000
kişinin yarıdan çok, fazla oyuyla, Türkiye’nin, güvenlik açısından, kendi
güvenliği açısından, güvenliğimiz açısından elde etmiş olduğu, uluslararası
anlaşmalarla teyit edilmiş olan hakkını, referandumla ortadan kaldırma hakkımız
yoktur. Bu konuda, Türkiye, tabiatıyla, kendi yasaları çerçevesinde durumu
değerlendirecek ve ona göre cevabını verecektir.
Biz, temas ettiğimizde, Papadopulos “evet veya hayırımı Lahey’de size
söyleyeceğim” dediğinde, benim bu plana iyi bakmadığımı, değiştirilmesini
istediğimi bilen Genel Sekreter bana döndü ve “sen ne yapacaksın” diye sordu;
dedim ki:”Hayır demek için Lahey’e seyahat boşuna; burada De Soto’ya söyleriz,
size yazar, nedenlerini bildiririz; yani, bu seyahati yapmayalım.” Ancak, Genel
Sekreter, herhalde, eli boş dönmemek için “canım, hayır diyecekseniz dahi,
Lahey’e geliniz, orada anlatınız derdinizi” demiştir. Böylelikle, Lahey’e
gideceğiz. Ancak, Ankara’da yapmış olduğumuz temaslar neticesinde güçlü olarak
gideceğiz, iyi niyetli gideceğiz ve bu planı değiştirme yollarını arayacağız.
İnşallah, buluruz.
Rum lideri Papadopulos, eğer, hakikaten değiştirilmesini istediği birçok
kısım varsa, bana açıkça söylemelidir; ben, ona söyleyeceğim. Sayın
Papadopulos, iki tarafın mutabık kalmadığı, içerisinde beğenmediğimiz,
değiştirilmesini istediğimiz birçok husus olan bir planı sanki mutabık kalmışız
gibi, bütün Kıbrıs’ın anayasası, bütün Kıbrıs’ın teşkilatı olarak nasıl
referanduma göndeririz ve halk, bu yarı buçuk, tamamlanmamış plana “evet”
derse, bunu tamamlama yöntemi ne olur; yeniden kavga “ben, burasını
değiştirecektim, beğenmiyorum”, “ben, bunu kabul etmiyorum”, “ben de bunu
beğenmiyorum” diye yeni kavgaların başlamasına yol açacak değil miyiz? Bunu
kendisine soracağım.
Şimdi, dünyanın hiçbir yerinde, bir ülke için, dıştan böyle bir plan
yapılıp, zorla dayatılmış ve empoze edilmiş değildir diye düşünüyorum. Belki
Filistin’i örnek olarak göstereceksiniz. Filistin ve İsrail liderleri, bu
anlaşmayı yaptıkları için, bildiğiniz gibi Nobel ödülünü de almışlardır; ama,
bu yapay anlaşma tutmamış ve hâlâ, Filistin’de kan gövdeyi götürmektedir. Bizim
korkumuz da odur. Türk askerî, ikide bir gelip, bizi kurtarmamalıdır, buna
ihtiyaç olmamalıdır.
Biz, sağlam, kalıcı bir anlaşma istiyoruz; 1960 Anlaşması gibi, sadece
kâğıt üzerinde bir anlaşma değil. Yırtılıp atılacak ve “ben beğenmedim, artık
hükümet benim, siz azınlıksınız” denilebilecek bir anlaşma istemedik,
istemiyoruz.
Anlaşmanın, egemenliğimize dayalı olmasını istiyoruz. Egemenliğimiz var mı
yok mu tartışmasını kabul etmiyoruz; çünkü, biz, egemenliğimizi Rum’dan
kurtardık, devletimizi kurduk -yirmi sene bekledikten sonra- ve Türk
Cumhuriyeti, bu devleti tanımıştır. Bu Mecliste tanıdınız. Evlatlarınızı feda
ederek bizi kurtardıktan sonra, barış görüşmelerinin her safhasında
fedakârlıklar yaparak ve yaptırarak, barışı temin edebilmemiz için bize destek
oldunuz, yardımcı oldunuz. Barış yapamadık, uzlaşma olmadı. Sebebini sorunuz
diyoruz. Tek bir sebebi var; Makarios, eli kanlı Makarios. Kıbrıs’ın
Miloseviç’i dediğimiz Makarios bizi toplu mezarlara gömerken, Güvenlik
Konseyinde kendisini meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanıdılar. Uluslararası bir
anlaşmanın yerle bir edildiğine bakmadılar, Türk halkına yapılan zulme
bakmadılar “meşru Kıbrıs hükümeti ve sen de, onun Cumhurbaşkanısın” dediler. O
andan itibaren, Makarios’un, Kıbrıs meselesini halletmek için herhangi bir
nedeni kalmadı; çünkü, bu olsun, bizi azınlık yapsın, ondan sonra –1960
anlaşmalarını ortadan kaldırmak suretiyle- Enosis’in yolunu açsın diye yapmıştı
bütün saldırıyı ve ölmeden evvel, arkada kalanlara bir vasiyette bulundu; dedi
ki: “Ben, yaptıklarımla, Kıbrıs meselesini, en yakın Enosis’e, en yakın noktaya
getirdim. Bundan gerilemek yoktur; sadece Enosis için gerileyebilirsiniz.”
Dolayısıyla, bizimle yapılacak herhangi bir anlaşmada, biz, Türkiye’nin
garantisinin daha güçlü bir şekilde devamını ve Kıbrıs Türklerinin statüsünün,
Makarios’un istediği gibi “azınlık” değil; yine, 1960 cumhuriyetinde olduğu
gibi “kurucu ortak” olmasını istedik, bunda direndik. Ne kadar taviz verdiysek,
boşa gitti. Makarios ve ondan sonra gelenler “Kıbrıs cumhuriyeti hükümeti
vardır ve garanti anlaşması değişmelidir, hatta ortadan kalkmalıdır. Kıbrıs
Türkleri de ‘azınlık statüsü’ veya ‘korunmaya alınmış azınlık statüsü’ne
gitmelidir...”
Geçen gün, Rum liderlerle –Rum liderler ile Türk liderler aylık bir araya
gelirler, yıllardır gelirler; ama, hiçbir yumurta yumurtlayamazlar, hiçbir
netice alınmadı- yapılan toplantıda, Komünist Partisinin ve Papadopulos’u
destekleyen partinin Başkanı Hristofyas şöyle bir söz söyledi nihayet:
“Bakınız, egemen halk biziz. Size, anayasal haklar veriyoruz bu teşkilatın
içerisinde; daha ne istiyorsunuz?” Anayasal haklar; yani, 1960’ta verilmiş olan
güçlü haklar yerine, şimdi, daha zayıf, ama, güya “kurucu devlet”
seviyesinde!.. Bu devletin fizikî hududu yok; belediye hududu gibi hudutları
tanınacak. Bu devletin içine, Rumlar, istedikleri gibi, istedikleri kadar
girecekler; bu devletin içinde Rum’un yüzde 10 toprak hakkı tanınacak, geriye
kalanların da tapu hakları, insan hakları mahkemelerinde bizi perişan edecek.
Rum gelecek, evimden çık diyecek; Türk diyecek ki, ben, Limasol’da, Baf’ta,
bundan daha kıymetli emlak bıraktım, çıkmıyorum; işte kavga... Rum liderler de
açıkça bunu söylüyorlar; tehlike var. Bu anlaşmanın uygulanması, bu yarı buçuk
anlaşmanın uygulanmaya konulması tehlikelidir diyor. Kim diyor; bunların,
Avrupa Mahkemesinde hâkimleri diyor. Bu, insan hakları konusuyla ilgili olarak,
Rumların talepleri, Türklerin retleri, muhakkak bir kavgaya götürecek Kıbrıs’ı;
tehlike var diyor. Biz, tehlike istemiyoruz. Biz, gerçek barış istiyoruz; iki
eşit ve egemen taraf arasında bir ortaklık kurulabilecekse, kurulması için de
hazırız diyoruz.
Bu konuda, kararlarınız, ilginiz, söylevleriniz, Kıbrıs konusundaki
hararetli münakaşalarınız, bize daima destek olmaktadır. Unutulmadığımızı
görüyoruz; kimsesiz olmadığımızı, yetmiş milyonluk yüce bir ulusun ayrılmaz ve
kopmaz bir parçası olduğumuzu görüyor, hissediyor ve gurur içerisinde,
direnişimizi yürütüyoruz.
Sizlere,
bu düşüncelerle, en içten duygularla teşekkür ediyorum. Desteğinize muhtacız,
devam ediniz. Sağ olunuz
|