KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Dentaş'ın TBMM Konuşması

Ankara, 06.03.2003


Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;

Türk Ulusunun iradesine ışık tuttuğunuz, parlattığınız bugünlerde, Kıbrıs meselesinin her zamanında mert sesinizi duyurduğunuz bu binada sizlerle bir arada olmanın mutluluğunu yaşamaktayım. Bana bu güzel fırsatı verdiğiniz için sizlere en içten duygularla teşekkür ediyorum.

Bu kez Ankara’ya gelişimizin nedeni, uzun süren görüşmeler sürecinden sonra, Sayın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’ın önümüze koymuş olduğu planıdır. Bu planı her yönüyle incelediğimizde, kabul edilebilmesi için büyük ölçüde tadilat yapılması gerektiğini görüyoruz. Bu görüşümüzü Ankara ile paylaşmak istedik.

Biraz önce Çankaya’da yapmış olduğumuz görüşmede, planın olduğu şekliyle kabul edilebilirliği şüpheli göründü, değiştirilmesi gerektiği üzerinde mutabık kalındı; bu, bizi sevindiren bir durumdur. Çünkü, plan olduğu şekliyle kaldığı takdirde, Barış Harekâtıyla kendini zor kurtarmış olan Kıbrıs Türkü yeniden daha zor koşullar içerisine itilmektedir. Sanki Barış Harekâtını cezalandırıyorlarmış gibi, Barış Harekâtıyla elde etmiş olduğumuz huzur kaynağı; yani iki kesimli coğrafyamız, bu kez, 60 000 Rum’un içeriye süzülmesiyle bozulmaktadır.

İki kesimlilik 1977’den beri gündemde duran bir kriterdir, bir esastır. Bunu, Genel Sekreterin hangi düşüncelerle bozmaya yeltendiğini bilemiyoruz; fakat, plana baktığınızda, Rum tarafında yüzde 100 Rumlardan oluşan bir küçük devlet, kuzeyde, adına “kurucu devlet” denilen; fakat, devlet olmayan bir karma devlet görürsünüz. Bu, dengesizliktir; bu, haksızlıktır ve bu, huzurun kaynağı olan iki kesimliliği ortadan kaldırmaktır, huzursuzluğu artırmaktır ve -çok korkuyoruz, Rumları çok iyi bildiğimiz için- 1963, 1974 olaylarına gebe bir durum hâsıl olmaktadır ve olacaktır.

Yine, yapılan bir haksızlık: Rum tapu belgeleri geçerli; ama, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin vermiş olduğu tapu belgeleri geçersiz addedilmekte ve Rumlara, kişisel müracaatla, tapu haklarını alma yolu açılmaktadır.

Klerides, bu plana baktığında, kendi halkına, geçenlerde, seçim esnasında şöyle dedi: “Avrupa Birliğine giriyoruz, planı imzalasanız da, imzalamasanız da Avrupa Birliğine girdik addedilir; ancak, bu plana niye karşı geliyorsunuz? Bizim bunca yıllık hedefimiz, Türk askerini Ada’dan çıkarmak değil miydi; bu plan bunu başarıyor; Türk askeri, zaman içerisinde, tümüyle Ada’dan çıkmış olacaktır. Yine, göçmenlerimizin yerlerine dönmesini istemiyor muyduk; dönüş haklarını, mülkiyet haklarını istemiyor muyduk; bu plana bakınız, bu plan bunu da başarıyor, bunu da veriyor. O halde tedirginliğiniz niye?”

Hakikaten, biz de bu plana baktığımızda, Klerides’in, gerçekleri söylediğini görüyoruz. Plan, Kıbrıs Rumlarına, Barış Harekâtında kaybettikleri toprağın büyük bir kısmını vermekle kalmıyor, Rumlara, kişisel tapu hakkı tanımak suretiyle, onların, içimize -eskiden olduğu gibi- yayılmasına da yolu açıyor. Dolayısıyla, bu plan, Kıbrıs meselesini halletmiyor, Kıbrıs meselesini, yeni bir satıhta, yeni maceralara sürükleyecek bir zemin hazırlıyor; böyle düşünüyoruz.

Maalesef, Sayın Genel Sekreter “Bu plan, çok güzel dengeler, hassas dengeler üzerine kurulmuştur, onun için bunu artık değiştiremezsiniz” demek suretiyle bir dayatma yönüne gitmiştir. O kadar ki, mesela, planda öngörülen üç yabancı yargıç  –hâkim var- var “bu yargıçların falan gün, falan saate kadar üçünün ismini bana veriniz, aksi takdirde, ben tayinleri yaparım” diyebilecek bir duruma gelmiş oluyor.

Bizim görüşümüz, bu davranış, bu yaklaşım, iyiniyet göreviyle bağdaşmamaktadır ve Kıbrıs’ı yeniden Rum hegemonyası altına vermektedir. Bize, idarede verdiği çok kısıtlı haklarla, zaman içerisinde, bizi, korunmaya alınmış bir azınlık durumuna düşürecek bir plan olarak değerlendirmekteyiz. Bunun için, tadilatını istiyoruz ve tadilatında ısrarlıyız.

Rum tarafı, yeni Başkan Papadopulos demiştir ki: “Lahey’e ben gelirim; ancak, evet mi hayır mı diyeceğim, planı referanduma göndermek konusunda henüz karar vermedim. Temaslarımı yapacağım, ona göre Lahey’de size cevabımı veririm” Halbuki, davet “Lahey’e geliniz ve bu planı referanduma göndereceğiniz konusunda taahhüdünüzü veriniz. Türkiye ve Yunanistan da (İngiltere ile birlikte) bunun altını garantör devletler olarak imzalasın” şeklindeydi.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’ta kendi kendine kurulmuş bir cumhuriyet değildir. Uluslararası anlaşmalarla kurulmuştur ve bu anlaşmalar -1960 anlaşmaları- Türkiye'ye gayet somut haklar vermiştir. Şimdi, bu haklar ortadan kaldırılmaktadır. Eğer, biz bu planı kabul edersek, bu haklar ortadan kaldırılmış olur. Dolayısıyla biz diyoruz ki: Bunu yapmak hakkımız yoktur; yani, bizim -134 000 kişilik bir seçmen gücümüz var- 134 000 kişinin yarıdan çok, fazla oyuyla, Türkiye’nin, güvenlik açısından, kendi güvenliği açısından, güvenliğimiz açısından elde etmiş olduğu, uluslararası anlaşmalarla teyit edilmiş olan hakkını, referandumla ortadan kaldırma hakkımız yoktur. Bu konuda, Türkiye, tabiatıyla, kendi yasaları çerçevesinde durumu değerlendirecek ve ona göre cevabını verecektir.

Biz, temas ettiğimizde, Papadopulos “evet veya hayırımı Lahey’de size söyleyeceğim” dediğinde, benim bu plana iyi bakmadığımı, değiştirilmesini istediğimi bilen Genel Sekreter bana döndü ve “sen ne yapacaksın” diye sordu; dedim ki:”Hayır demek için Lahey’e seyahat boşuna; burada De Soto’ya söyleriz, size yazar, nedenlerini bildiririz; yani, bu seyahati yapmayalım.” Ancak, Genel Sekreter, herhalde, eli boş dönmemek için “canım, hayır diyecekseniz dahi, Lahey’e geliniz, orada anlatınız derdinizi” demiştir. Böylelikle, Lahey’e gideceğiz. Ancak, Ankara’da yapmış olduğumuz temaslar neticesinde güçlü olarak gideceğiz, iyi niyetli gideceğiz ve bu planı değiştirme yollarını arayacağız. İnşallah, buluruz.

Rum lideri Papadopulos, eğer, hakikaten değiştirilmesini istediği birçok kısım varsa, bana açıkça söylemelidir; ben, ona söyleyeceğim. Sayın Papadopulos, iki tarafın mutabık kalmadığı, içerisinde beğenmediğimiz, değiştirilmesini istediğimiz birçok husus olan bir planı sanki mutabık kalmışız gibi, bütün Kıbrıs’ın anayasası, bütün Kıbrıs’ın teşkilatı olarak nasıl referanduma göndeririz ve halk, bu yarı buçuk, tamamlanmamış plana “evet” derse, bunu tamamlama yöntemi ne olur; yeniden kavga “ben, burasını değiştirecektim, beğenmiyorum”, “ben, bunu kabul etmiyorum”, “ben de bunu beğenmiyorum” diye yeni kavgaların başlamasına yol açacak değil miyiz? Bunu kendisine soracağım.

Şimdi, dünyanın hiçbir yerinde, bir ülke için, dıştan böyle bir plan yapılıp, zorla dayatılmış ve empoze edilmiş değildir diye düşünüyorum. Belki Filistin’i örnek olarak göstereceksiniz. Filistin ve İsrail liderleri, bu anlaşmayı yaptıkları için, bildiğiniz gibi Nobel ödülünü de almışlardır; ama, bu yapay anlaşma tutmamış ve hâlâ, Filistin’de kan gövdeyi götürmektedir. Bizim korkumuz da odur. Türk askerî, ikide bir gelip, bizi kurtarmamalıdır, buna ihtiyaç olmamalıdır.

Biz, sağlam, kalıcı bir anlaşma istiyoruz; 1960 Anlaşması gibi, sadece kâğıt üzerinde bir anlaşma değil. Yırtılıp atılacak ve “ben beğenmedim, artık hükümet benim, siz azınlıksınız” denilebilecek bir anlaşma istemedik, istemiyoruz.

Anlaşmanın, egemenliğimize dayalı olmasını istiyoruz. Egemenliğimiz var mı yok mu tartışmasını kabul etmiyoruz; çünkü, biz, egemenliğimizi Rum’dan kurtardık, devletimizi kurduk -yirmi sene bekledikten sonra- ve Türk Cumhuriyeti, bu devleti tanımıştır. Bu Mecliste tanıdınız. Evlatlarınızı feda ederek bizi kurtardıktan sonra, barış görüşmelerinin her safhasında fedakârlıklar yaparak ve yaptırarak, barışı temin edebilmemiz için bize destek oldunuz, yardımcı oldunuz. Barış yapamadık, uzlaşma olmadı. Sebebini sorunuz diyoruz. Tek bir sebebi var; Makarios, eli kanlı Makarios. Kıbrıs’ın Miloseviç’i dediğimiz Makarios bizi toplu mezarlara gömerken, Güvenlik Konseyinde kendisini meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanıdılar. Uluslararası bir anlaşmanın yerle bir edildiğine bakmadılar, Türk halkına yapılan zulme bakmadılar “meşru Kıbrıs hükümeti ve sen de, onun Cumhurbaşkanısın” dediler. O andan itibaren, Makarios’un, Kıbrıs meselesini halletmek için herhangi bir nedeni kalmadı; çünkü, bu olsun, bizi azınlık yapsın, ondan sonra –1960 anlaşmalarını ortadan kaldırmak suretiyle- Enosis’in yolunu açsın diye yapmıştı bütün saldırıyı ve ölmeden evvel, arkada kalanlara bir vasiyette bulundu; dedi ki: “Ben, yaptıklarımla, Kıbrıs meselesini, en yakın Enosis’e, en yakın noktaya getirdim. Bundan gerilemek yoktur; sadece Enosis için gerileyebilirsiniz.”

Dolayısıyla, bizimle yapılacak herhangi bir anlaşmada, biz, Türkiye’nin garantisinin daha güçlü bir şekilde devamını ve Kıbrıs Türklerinin statüsünün, Makarios’un istediği gibi “azınlık” değil; yine, 1960 cumhuriyetinde olduğu gibi “kurucu ortak” olmasını istedik, bunda direndik. Ne kadar taviz verdiysek, boşa gitti. Makarios ve ondan sonra gelenler “Kıbrıs cumhuriyeti hükümeti vardır ve garanti anlaşması değişmelidir, hatta ortadan kalkmalıdır. Kıbrıs Türkleri de ‘azınlık statüsü’ veya ‘korunmaya alınmış azınlık statüsü’ne gitmelidir...”

Geçen gün, Rum liderlerle –Rum liderler ile Türk liderler aylık bir araya gelirler, yıllardır gelirler; ama, hiçbir yumurta yumurtlayamazlar, hiçbir netice alınmadı- yapılan toplantıda, Komünist Partisinin ve Papadopulos’u destekleyen partinin Başkanı Hristofyas şöyle bir söz söyledi nihayet: “Bakınız, egemen halk biziz. Size, anayasal haklar veriyoruz bu teşkilatın içerisinde; daha ne istiyorsunuz?” Anayasal haklar; yani, 1960’ta verilmiş olan güçlü haklar yerine, şimdi, daha zayıf, ama, güya “kurucu devlet” seviyesinde!.. Bu devletin fizikî hududu yok; belediye hududu gibi hudutları tanınacak. Bu devletin içine, Rumlar, istedikleri gibi, istedikleri kadar girecekler; bu devletin içinde Rum’un yüzde 10 toprak hakkı tanınacak, geriye kalanların da tapu hakları, insan hakları mahkemelerinde bizi perişan edecek. Rum gelecek, evimden çık diyecek; Türk diyecek ki, ben, Limasol’da, Baf’ta, bundan daha kıymetli emlak bıraktım, çıkmıyorum; işte kavga... Rum liderler de açıkça bunu söylüyorlar; tehlike var. Bu anlaşmanın uygulanması, bu yarı buçuk anlaşmanın uygulanmaya konulması tehlikelidir diyor. Kim diyor; bunların, Avrupa Mahkemesinde hâkimleri diyor. Bu, insan hakları konusuyla ilgili olarak, Rumların talepleri, Türklerin retleri, muhakkak bir kavgaya götürecek Kıbrıs’ı; tehlike var diyor. Biz, tehlike istemiyoruz. Biz, gerçek barış istiyoruz; iki eşit ve egemen taraf arasında bir ortaklık kurulabilecekse, kurulması için de hazırız diyoruz.

Bu konuda, kararlarınız, ilginiz, söylevleriniz, Kıbrıs konusundaki hararetli münakaşalarınız, bize daima destek olmaktadır. Unutulmadığımızı görüyoruz; kimsesiz olmadığımızı, yetmiş milyonluk yüce bir ulusun ayrılmaz ve kopmaz bir parçası olduğumuzu görüyor, hissediyor ve gurur içerisinde, direnişimizi yürütüyoruz.

Sizlere, bu düşüncelerle, en içten duygularla teşekkür ediyorum. Desteğinize muhtacız, devam ediniz. Sağ olunuz

İNCELEMELER