|
Cumhuriyet Anayasası
vatandaşlara ve onun seçtiği hükümetlere bir takım görevler vermiştir. Bu
görevlerden en önemlisi Anayasanın değişmez ilk maddelerinde sıralanan ve
kimsenin değiştirme yetkisine sahip olmadığı değer ve hedefleri korumaktır.
Bunların başta geleni de vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumaktır.
Bu görevi yerine getirmek her Türk vatandaşının ulusal görevidir. Hükümetler,
onun organları ve sivil kuruluşlar da bu konuda görevlidir. Bunların dışındaki
ülke çıkarlarını korumak ve bunlar hakkında gerekli kararları almak yetkisi ise
demokratik olarak seçilmiş Cumhuriyet hükümetlerinindir.
Kıbrıs ise Türkiye’nin
Misak-ı Milli ile tayin edilmiş bir parçası olmadığı gibi Lozan anlaşması ile
İngiltere’ye ait olduğu teyid edilmiş ve Kıbrıs’taki Türk soydaşlarının
güvenlik ve selametini sağlamak için de onların 1959-1960 Anlaşmalarına göre
kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir parçası olmaları için Türk hükümetleri
önemli çaba harcamışlardır. 1964’ten itibaren Rumların tehdidi altında bulunan
ada Türklerin haklarının korunması için diplomatik çabalar sarfedilmiş ve 1974
yılında ise Türkiye Cumhuriyeti hükümeti uluslar arası Anlaşma’nın kendisine
verdiği “eski durumu yeniden tesis etmek” için askeri müdahale hakkını
kullanmıştır. Eski durumun yeniden tesisi için değişen şartlar elverişli
olmadığından iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için geçen
otuz yıldır müzakereler yapılmaktadır. Bu müzakereler sırasında Türklerin
istediği ayrı bağımsız devlet formülü Rumlar tarafından kabul edilmemekte ve
Rumların istediği Kıbrıs Türklerinin bir azınlık haline getirilmeleri çözümü de
Türkler tarafından kabul edilmemektedir. Bu yazının amacı iki tarafın haklılık
veya haksızlığını saptamak değildir. Kıbrıs sorunu geçen otuz yıldır Türk dış
politikasını adeta rehin almıştır. Bu sorunu çözmek Kıbrıs’taki iki tarafın,
garantör devletlerin ve uluslar arası camianın görevidir.
Bu sorunu çözmek için
Türk hükümetlerinin ulustan aldığı yetkiye dayanarak ve Türkiye’nin çıkarlarını
değerlendirerek karar almaları ve kabul edilebilecek çözümler konusunda bilim
adamlarının, yazarların ve sivil ve bürokratik kuruluşların demokratik ortamda
fikirlerini ifade etmeleri gerekir. Şu sırada hatırda tutmamız gereken husus
Kıbrıs’ın Türkiye toprağı olmadığı ve Kıbrıs Türklerinin 1923 Lozan anlaşması
ile adanın İngiltere’ye bırakılmasından sonra üç yıl içinde Türk tabiyetine
geçerek Türkiye’ye dönmedikleri ve İngiliz vatandaşı olmayı kabul ettikleridir.
O tarihlerde Türkiye’ye göç edenler de olmuşsa da bunların sayısı pek azdır.
1959-60 anlaşmaları bize onların Kıbrıs vatandaşı olarak hak ve hukukun ve can
güvenliğini koruma görevi vermiştir. 1974 askeri müdahalesi de bu amaçla
yapılmıştır. Bu müdahaleyi çağ dışı bir fetih ve Kuzey Kıbrıs’ı da yeniden
fethedilmiş toprak olarak görmek ve bu yüzden Ada’nın müstakbel siyasi yapıs
için bir çözüm bulunmasını reddetmek Türkiye’yi irredentist ve istilacı bir
devlet konumuna getirir.
|