Kıbrıs ve Türkiye'nin Sorumlulukları

Seyfi Taşhan, 15.01.2004


Cumhuriyet Anayasası vatandaşlara ve onun seçtiği hükümetlere bir takım görevler vermiştir. Bu görevlerden en önemlisi Anayasanın değişmez ilk maddelerinde sıralanan ve kimsenin değiştirme yetkisine sahip olmadığı değer ve hedefleri korumaktır. Bunların başta geleni de vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumaktır. Bu görevi yerine getirmek her Türk vatandaşının ulusal görevidir. Hükümetler, onun organları ve sivil kuruluşlar da bu konuda görevlidir. Bunların dışındaki ülke çıkarlarını korumak ve bunlar hakkında gerekli kararları almak yetkisi ise demokratik olarak seçilmiş Cumhuriyet hükümetlerinindir.

Kıbrıs ise Türkiye’nin Misak-ı Milli ile tayin edilmiş bir parçası olmadığı gibi Lozan anlaşması ile İngiltere’ye ait olduğu teyid edilmiş ve Kıbrıs’taki Türk soydaşlarının güvenlik ve selametini sağlamak için de onların 1959-1960 Anlaşmalarına göre kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir parçası olmaları için Türk hükümetleri önemli çaba harcamışlardır. 1964’ten itibaren Rumların tehdidi altında bulunan ada Türklerin haklarının korunması için diplomatik çabalar sarfedilmiş ve 1974 yılında ise Türkiye Cumhuriyeti hükümeti uluslar arası Anlaşma’nın kendisine verdiği “eski durumu yeniden tesis etmek” için askeri müdahale hakkını kullanmıştır. Eski durumun yeniden tesisi için değişen şartlar elverişli olmadığından iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için geçen otuz yıldır müzakereler yapılmaktadır. Bu müzakereler sırasında Türklerin istediği ayrı bağımsız devlet formülü Rumlar tarafından kabul edilmemekte ve Rumların istediği Kıbrıs Türklerinin bir azınlık haline getirilmeleri çözümü de Türkler tarafından kabul edilmemektedir. Bu yazının amacı iki tarafın haklılık veya haksızlığını saptamak değildir. Kıbrıs sorunu geçen otuz yıldır Türk dış politikasını adeta rehin almıştır. Bu sorunu çözmek Kıbrıs’taki iki tarafın, garantör devletlerin ve uluslar arası camianın görevidir.

Bu sorunu çözmek için Türk hükümetlerinin ulustan aldığı yetkiye dayanarak ve Türkiye’nin çıkarlarını değerlendirerek karar almaları ve kabul edilebilecek çözümler konusunda bilim adamlarının, yazarların ve sivil ve bürokratik kuruluşların demokratik ortamda fikirlerini ifade etmeleri gerekir. Şu sırada hatırda tutmamız gereken husus Kıbrıs’ın Türkiye toprağı olmadığı ve Kıbrıs Türklerinin 1923 Lozan anlaşması ile adanın İngiltere’ye bırakılmasından sonra üç yıl içinde Türk tabiyetine geçerek Türkiye’ye dönmedikleri ve İngiliz vatandaşı olmayı kabul ettikleridir. O tarihlerde Türkiye’ye göç edenler de olmuşsa da bunların sayısı pek azdır. 1959-60 anlaşmaları bize onların Kıbrıs vatandaşı olarak hak ve hukukun ve can güvenliğini koruma görevi vermiştir. 1974 askeri müdahalesi de bu amaçla yapılmıştır. Bu müdahaleyi çağ dışı bir fetih ve Kuzey Kıbrıs’ı da yeniden fethedilmiş toprak olarak görmek ve bu yüzden Ada’nın müstakbel siyasi yapıs için bir çözüm bulunmasını reddetmek Türkiye’yi irredentist ve istilacı bir devlet konumuna getirir.

İNCELEMELER