TÜRKİYE'NİN 2009 YILI DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLERİ

Prof. Dr. Erdinç Tokgöz, 2010

Prof. Dr. Erdinç TokgözTürkiye 2008 yılının son çeyreğinden itibaren "Küresel Kriz"in olumsuz etkilerini ekonomisinin her sektöründe yaşamaya başlamıştır. Bu gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Büyüme: 2008  yılında  GSMH'nm  %5,5 oranında  büyüyeceğini öngörmüştü. Oysa büyüme hızı %1,1 düzeyinde kaldı.
  • Enflasyon: ekonomide yaşanan önemli daralmaya rağmen bu oran % 10 düzeyine çıktı.
  • İşsizlik: Yıl sonunda işsizlik oranı beklenenin üstünde, %13,6 düzeyine yükseldi.
  • Dış açık:  "2008 Yılı Programında yıl sonunda ihracatın 117 milyar, ithalatın ise 182 milyar dolara ulaşacağı hedef alınrnştı. Dolayısıyla dış ticaret açığının 65 milyar dolar civarında kalacağını öngörmüştü. Oysa yıl sonunda açık 70 milyar dolar olarak gerçekleşti.
  • Cari açık: Anılan programda dış ticarette beklenen gelişmeye bağlı olarak "cari işlemler açığı"nın 39 milyar dolarda kalacağım hesaplanmıştı. Ancak hedeften sapma oldu ve açık 41,5 milyar dolara yükseldi. Dış ekonomik ilişkilerde olumsuz gelişmeler her yıl olduğu gibi 2008 yılı sonunda da döviz bütçesinin açık vermesi devam edince ülkenin toplam dış borcu 290 milyar dolara ulaştı.

2009 Yılında Dış Ekonomik İlişkiler

Türkiye 2009 yılına girerken, küresel krizin giderek derinleşen tüm olumsuz etkilerini yaşamaktaydı.  ABD ve AB'de yaşanan resesyon süreci dünya ekonomisinin ve dünya

ticaretinin daralmasına yol açmaktaydı.2009 yılı için oldukça iyimser sayılan temel makro hedefler şöyleydi:

Büyüme hızı %4, işsizlik oranı %10,4, enflasyon oranı %7,5, dış açık 83 milyar ve cari açık ise 50 milyar dolar...

       Ekonomi yönetimi, öngörülen makro hedeflerde büyük sapmalara yol açan olumsuz gelişmeleri yönetmekte ve yönlendirmekte etkili olamadı.

Ülkenin girdiği resesyon sürecinin boyutlarını ve 2010 yılına yansımalarım dikkate alan oldukça gerçekçi bir "Orta Vadeli Program"ı Eylül ayı başında açıkladı. Programda 2010-2012 dönemi için hedefler belirlenirken; 2009 yılı için öngörülen hedeflerde de düzeltilmiş yeni tahminlere yer verildi.

Orta Vadeli Programın Temel Göstergeleri

2008                2009                2009

(G)

(H)

(GT)

Büyüme (%)

1,1

4

-6

Enflasyon (%)

10

7,5

5,9

işsizlik (%)

13,6

10,5

14,8

Dış açık (milyar dolar)

70

83

36

Cari açık (milyar dolar)

41,5

50

11

Kaynak: 2009 ve 2010 yılı programı

(G) gerçekleşme, (H) Hedef, (GT) Gerçekleşme tahmini

Türkiye ekonomisinde 2008 yılı sonuna dek dış ticaret büyümenin motoru oldu. İhracata dayalı üretim yapan girişimciler, ucuz döviz nedeniyle ithal girdiye yönelmişti. İthalata bağlı ihracat modelinde ekonomi büyüyor görünüyordu fakat istihdam yaratmıyordu, yani işsizlik azalmıyordu.

"Yüksek faiz, ucuz döviz"in beslediği bu model 2009 yılında derinleşen resesyonla işlemez hale geldi. Dış talebin hızla azalması, ihracatın daralmasına yol açarken, ihracatın bağlı olduğu ithalatta daha hızlı azalma oldu. Bu gelişme uzun yıllar sonra dış ticaret açığının beklenenin çok altına inmesine yol açtı. Aralık ayı sonunda bu açığın bütün tahminleri aşarak 30 milyar doların çok altına ineceği anlaşılıyor.

Türkiye'nin uzun yıllardan beri toplam ihracatının içinde OECD ülkelerinin payı %60'ın üstünde, AB ülkelerinin payı da %50'nin üstünde gerçekleşmişti. Bu durum 2009 yılı içinde köklü değişikliğe uğrayarak Türkiye'nin bu iki bölgeye yönelik ihracatı azalırken; Orta Doğu, Afrika ve Türk Cumhuriyetlerine olan ihracatı artmıştır. Bu olumlu gelişmede Hükümetin "İslam" ülkelerine yönelik aktif ve olumlu dış politikasının etkili olduğu anlaşılıyor. Örneğin Suriye, Ürdün ve Libya ile karşılıklı olarak "vize"nin kaldırılması anlaşmaları imzalandı.

Ayrıca Hükümet boğulan ve daralan dış ticareti arttırmak için çok yönlü ekonomik ilişkiler içinde olduğumuz Rusya ve İran ile 2010 yılından itibaren karşılıklı olarak ulusal para birimleriyle ticaret yapılmasını öngören girişimler içindedir.

ABD ve AB merkezli "sıcak para" hareketlerinin asgariye inmesi Türkiye'ye 2009 yılı içinde giren "yabancı sermaye"nin azalmasına yol açmıştır. Küresel krizin yarattığı belirsizliğe bağlı olarak gelen yabancı sermaye miktarının yıl sonunda 10 milyar dolar düzeyinde kalacağı hesaplanıyor.

Açıklanan verilere göre yabancı sermaye sahiplerinin, Devlet İç Borçlanma Senetleri yerine, daha çok İMKB'den hisse senedi almayı tercih ettikleri görülüyor.

Son iki yılda ABD dolar kurunun 1,50 TL düzeyinde seyretmesi, vadeli mevduat faiz oranlarının ve Hazine bonolarının faizlerinin tek haneli rakama inmesi yabancı tasarrufçuları büyük ölçüde yön değiştirmeye götürmüş ve yoğun bir şekilde Borsadan hisse senedi almalarına yol açmıştır. Dolayısıyla Borsada oynayan yabancılar iyi para kazandılar.

Yıl içinde Anayasa Mahkemesinden yabancı tasarrufçuların hoşuna gitmeyen bir karar çıktı. Yabancılar para ve sermaye piyasalarında elde ettikleri gelirler üzerinden vergi ödemiyorlardı. Oysa yerli tasarrufçular %10 - 15 arasında bir kesinti ile karşılaşıyorlardı. Mahkeme, bu uygulamanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu görerek "sıfır vergi" uygulamasına son verdi. Ayrıca Hükümetten bu çarpıklığın 6 ay içerisinde düzeltilmesini istedi.

Türkiye'nin dış ekonomik ilişkilerinde gelecekte çok boyutlu ve önemli sonuçlar doğuracak olan NABUCCO Boru Hattı Projesi, 15 Temmuz 2009'da tarafların katılımıyla imzalandı. Hazar doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak 3282 km olan bu boru hattının 1989 km'si Türkiye'den geçecektir. 2010 yılında inşaatına başlanacak olan projenin maliyeti 7,9 milyar avro olarak hesaplandı.

Kısaca söylemek gerekirse 2009 yılı sonuna göre, Türkiye ekonomisi "küresel kriz"den en fazla zarar gören ülkelerden biri durumundadır. Ekonomide makro düzeyde yaşanan büyük çöküntüye bağlı olarak işsizlik oranı özellikle gençler arasındaki işsizlik rekor düzeye ulaşmıştır. Enflasyonun ve kredi faizlerinin dibe vurmasına rağmen, yatırım ve üretim eğiliminde olumlu bir gelişme yoktur.

Tersine dış ekonomik ilişkilerde olumlu gelişmeler vardır. Dış ticaret açığı ve cari açıkta görülen büyük azalmalar Türkiye'nin IMF'siz döviz bütçesini yürütme imkanı yaratmıştır. Yaşanan küresel fınansal krize rağmen Türkiye'de bankalar gerek krize hazırlık aşamasında ve gerekse krizi iyi yönetmeleri sonucunda ülke fınansal bir kriz yaşamaktan uzaktır.

Türkiye'nin 2010 yılında ekonomiye nefes aldıracak temel politikalardan biri olan "düşük faiz, yüksek kur" uygulamasına geçmesi önem taşımaktadır.