Kıbrıs meselesi konusunda Güvenlik Konseyi’nin en son almış olduğu karar üzerine Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan ile Dış Politika Enstitüsü Yönetim Konseyi Üyesi Reşat Arım arasındaki ilk görüşme metni.

 


Reşat Arım: Karar, benim gördüğüm kadarıyla en son Lahey’de olan bitene dayanmış. Halbuki Lahey’de olan biten bence, bu işin daha ziyade yöntemiyle ilgili. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs’ta Plan konusunda bir anlaşmaya varılamayacağını gördüğü için, herhalde son defa Kıbrıs’a geldiğinde bu iş orada sona ermesin diye düşündü, Lahey’e davet etti ve referamduma sunma meselesini ortaya attı. Bence referanduma sunma konusunda haklı değil, çünkü işin bir esası var. Esas anlaşma konusunda bir sonuca varılırsa, ondan sonra bir referanduma götürülebilir. Halbuki Genel Sekreter işi tersten tutup referandumla başladı. Güvenlik Konseyi de bu işin esasına girmekten ziyade Lahey’de, referanduma sunma işini, Kıbrıs Türk tarafı kabul etmedi diye onları suçlar vaziyette. Şimdiki kararda görülen durum bu. Sonrası için Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine de “sizin raporunuzda öngördüğünüz şekilde, isterseniz bundan sonra Good Offices misyonunuzu sürdürebilirsiniz” diyor ve işi orada kesiyor, bırakıyor. Şimdilik ilk görünen durum bu.

Seyfi Taşhan: Benim üzerinde durmak istediğim bir-iki nokta var. Güvenlik Konseyi “Genel Sekreterin Planına tam destek veriyoruz” diyor. Demek ki Konsey bunun müteakip müzakerelerde tek baz olacağını söylüyor. Bu durumda, bir müzakere yapılacaksa Genel Sekreterin Planının ele alınmasını öngörüyor. Sonra da arabuluculuk göreviyle kendisine destek veriyor. Yalnız burada Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üye olarak girme durumu var. Bunu engellemeye çalışan Türk politikası, hatta yasalar, uluslararası anlaşmalar artık geçersiz sayılmış ve Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği’ne girmiştir. Bu durumda, bu karar ne gibi bir etki yapar? Kıbrıs’ta Doğu Almanya-Batı Almanya çözümü olabileceği söyleniyordu, acaba Güvenlik Konseyi’nin böyle bir yaklaşıma destek vermediği şeklinde düşünülebilir mi? Kofi Annan tekliflerini tek baz olarak gördüğüne göre acaba artık Türk tarafı bir Almanya sistemiyle karşılaşmayacak demek midir? Yoksa yarın görüşünü değiştirebilir mi?

Reşat Arım: Olabilir. Tabi bu şekilde de teşhis etmek mümkün. Ancak, daha kesin olarak söylenebilecek birşey var. O da şu; bu kararın çıkmasından önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Güvenlik Konseyi’ne bir rapor verdi. Güvenlik Konseyi’nde raporu izah ederken de Genel Sekreterin özel temsilcisi De Soto “Annan Planı şimdiye kadar bir anlaşma zemini teşkil edemedi ama şimdi yine ortada, artık bunun üzerinde fazla bir değişiklik olmadan kabul edilirse bu konuda bir gelişme olabilir” dedi. Güvenlik Konseyi’nin de bu durumu desteklediği anlaşılıyor. Yani Kıbrıslı Rumlar Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne fiilen tam üye olarak adımlarını atmadan önce, eğer Annan Planı son tadil edilmiş şekliyle iki tarafca kabul edilirse, bu son bir imkan olarak ortada duruyor denebilir.

Seyfi Taşhan: Evet ben de buna katılıyorum, çünkü Rum tarafının kararı kabul ettiği söyleniyor. Kıbrıs Türklerinin Başkanı eleştirilirken, Rum tarafının kararı referanduma sunma konusunda o kadar da negatif olmadığı ortaya çıkıyor. Yani burada bir farklılık gösteriyor. Bu farklılığı gösterdiği için de artık geri adım atma Kıbrıs Türk liderine düşecek Öyle gözüküyor ki Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bir çözüm için ısrarlı. Son olarak Kıbrıs’ta Sırbistan-Karadağ modelinin uygulanması için bir öneri götürdüğü ve Yunan tarafının da bunu reddettiği anlaşılıyor. Bu durumda, Türkiye’nin önündeki çözüm alternatifleri iyice daralmış durumda. Şayet bir çözüm olacaksa tek alternatif olarak Kofi Annan Planı kalıyor. Kofi Annan Planında Türk tarafının en fazla itiraz ettiği, mülklerin iadesi ve göç sorunu vardı. Şayet Kofi Annan Planı Lahey’den önce kabul edilmiş olsaydı belki bu konularda bir müzakere açma marjı olabilecekti. Ama Türk tarafı bu konulara hiç temas etmeyip planı esastan reddedince, eğer plan yeniden ele alınacaksa Rum tarafının bundan geri adım atmak istemeyeceği ve hatta belki de kendi lehine olacak bazı tadilleri de getirmesi ihtimali ortaya çıkmaktadır. Ne dersiniz, bu plan gerçekte fiiliyatta öldü mü, yoksa Türk tarafının geri adım atması halinde bu plan tekrar canlandırılabilir mi?

Reşat Arım: Artık bundan sonra Kıbrıs konusundaki müzakerelerin ancak Rumlar müzakereye yanaşırsa mümkün olabileceği düşünülebilir. Rum tarafı Avrupa Birliği’ne giriyor, fiilen içerde olmalarına bir sene kaldı. Şu sırada pek sıkıntıları var gibi gözükmüyor. Ancak uluslararası toplumun baskısı olursa, mesela Avrupa Birliği üyeleri Parlamentoları “şu meseleyi artık tamamen çözmüş olarak Kıbrıs’ı üye yapalım” diye bastırırsa o zaman Kıbrıslı Rumların bir müzakereye yanaşmaları yani Annan Planını kabul etmeye yanaşmaları mümkün olabilir. Fakat şimdi Genel Sekreterin söylediği, Güvenlik Konseyi’nden de çıkan kararın havası artık Annan Planının pek değişikliğe uğrayamayacağı şeklinde. Dolayısiyle Kıbrıslı Rumların verecekleri en büyük taviz “peki biz Annan Planını kabul ediyoruz” demektir. Bu da Annan Planının son tadil edilmiş şeklidir. Ondan daha geri adım atacaklarını doğrusu zannetmiyorum.

Seyfi Taşhan: Taleyran’ın söylediği gibi “önceden görüp gereğini yapmak Devlet Adamlığıdır”. Zannediyorum Türkiye bunu zamanında görür ve yine de ümid ediyorum ki Sayın Denktaş da sonucu belli olmayan bir yaklaşım yerine, belirli bir sonuca giden ve Türk dış politikasına da yardım edecek bir çözümü benimser. Ama bu konuda da pek ümitli olduğumu söylemem mümkün değil.

İNCELEMELER