Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne Katılımından Sonra Neler Yapılabilir? DPE Başkanı Seyfi Taşhan ile DPE Yönetim Konseyi Üyesi E. Büyükelçi Reşat Arım konuyu tartışıyorlar

 


Seyfi Taşhan: Kıbrıs’ta yeni bir durum ortaya çıktı. Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararı beraber tahlil etmiştik. Bundan sonra ikinci adım olarak, Kofi Annan’ın tekliflerinde bir anlaşmaya varılamadığı için, Avrupa Birliği 1999 yılında aldığı ve geçen yıl Kopenhag’da tekrarladığı üzere anlaşmanın olmasını beklemeden Kıbrıs’ı Avrupa üyeliğine kabul etti ve 16 Nisan’da da Atina’da bunun anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte ve Güvenlik Konseyi’nin de aldığı kararın ışığı altında, Kıbrıs’ta yeni bir durumun ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Fakat bu kararın alınmasıyla, her ne kadar 2004 yılı Mayıs ayına kadar bir çözümün uygulanabileceği ifade ediliyorsa da, zannederim, artık antlaşma imzalandığına göre bu antlaşmanın Avrupa Birliği’ne bağlı çeşitli ülkelerin hepsinin Parlamentolarınca kendi anayasal prosedürüne göre onaylanması gerekiyor. Bu onaylanma süreci içerisinde Kıbrıs’ta bir anlaşma olursa, bu anlaşmanın Avrupa mükte sebatına dahil edilip edilmeyeceği şu anda meçhuldür. Bu konuda, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’la imzaladığı katılım anlaşmasında bir hüküm olup olmadığını bilmiyoruz. Ama bu hüküm olmasa da, Avrupa Birliği bunu bir kararla kabul edebilir. Böyle bir anlaşma bugünkü koşullarda mümkün mü, değil mi sizin fikrinizi alabilir miyiz Reşat Bey?

Reşat Arım: Artık Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecine tam olarak girdiğine göre önümüzdeki 1 yıl içinde ne gibi imkanlar var, herhalde onu düşünmemiz lazım. Tabi bu imkanlardan bir tanesi ortaya çıkan görüntüdür, şöyle ki Avrupa Birliği içinde şimdi Yunanistan vardır. Bir de ismi Kıbrıs olsa dahi şu haliyle Kıbrıs Rum Yönetimi olmaktadır. Bu da bize belki bir imkan yaratır. Şöyle ki, bir yanda Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, diğer yanda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıslı Türkler. Dolayısıyla biz bu parametreler üzerinde oynayarak belki bir imkan bulabiliriz diye düşünüyorum. Bunu nasıl yapabiliriz? Biraz önce siz de söylüyordunuz, yine Annan Planı çerçevesinde kalmak lazım. Bu konuda sizin bir düşünceniz vardı, size bırakayım.

Seyfi Taşhan: Annan Planı’nda tuzak olarak görülen en önemli iki husus göç hareketleri ve mülkün iadesidir. Tabi buna bakacak olursak Türk tarafının korkusu belirli bir süre içerisinde - ki bu süre ne kadar uzun olursa olsun onları rahatsız ediyor - Türkiye’nin de bulunmadığı bir Avrupa Topluluğu içerisinde Rum tarafının Kofi Annan tekliflerindeki esaslardan yararlanarak Türk tarafına yerleşmesi ve Türkleri bölgede fiilen azınlıkta bırakması idi. Kofi Annan teklifinde itirazı en fazla yapılan en temel iki konu buydu. Bu durum karşısında Türk tarafının yapabileceği tek şey var kanımca; bu da Kofi Annan Planı’nı olduğu gibi kabul etmek; Kıbrıs’taki müzakereci liderin de kabul etmesi ve bunu beyan etmesi, bir tek şartla, o da mülk ve göçle ilgili hükümlerin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasından sonra yürürlüğe gireceğini, bu tarihe kadar göç ve mülk konusunda herhangi bir adım atılmayacağı ve bu konunun havada bırakılacağı şeklinde bir çözüm olabilir. Bu çözümü ileri sürdüğümüz zaman, zannediyorum Türkiye vazifesini yapmış olacaktır ve mümkün olduğu kadar suhulet göstermiş olacaktır. Bundan sonra karar verme süreci, Avrupa Birliği’nin olacaktır, Avrupa Birliği bu öneriyi kabul ederse, ki son Güvenlik Konseyi’nin kararına göre artık top aşağı yukarı Avrupa Birliği’nin kucağına atılmıştır, Rum tarafı da kabul ederse, Kıbrıs’ın Türk tarafıyla birlikte Avrupa Birliği’ne girmesi mümkün olur. Kabul etmezse mevcut durumda bir değişiklik olmaz, KKTC kendi varlığını sürdürmeye devam eder. Bunun karşısında Avrupa Birliği’nin baskısının devam edeceğini de düşünmek lazım ve burada bir ihtilaf unsuru olarak kalır. Bunun ihtilaf unsuru olarak kalması Avrupa Birliği’nin işine gelir mi sizce?

Reşat Arım: Kıbrıs’ın böylece ihtilaflı bir konu olarak kalması Avrupa Birliği’nin işine gelmez. Bu noktada işin başına doğru şöyle bir gidelim, yani Annan Planı’na. Annan Planı ortaya çıktığında aslında benim kanaatimce bu bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin ortaya koyabileceği bir plandan daha ileri idi. Şöyle ki bunun içerisinde mevcut bir devletin içinde iki tane kurucu devlet kabul ediyor. Ama bu sadece Annan Planı değil, bu aynı zamanda Avrupa Birliği Planı. Çünkü Kıbrıs’ı içine almak için bir formül araştıran bir plan. Sadece Avrupa Birliği’nin de planı değil, Amerika’nın, İngiltere’nin, diğer bir takım etkin güçlerin bu işin çözülmesi için herhalde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri üzerinde yaptıkları tazyikler sonucudur ki, Annan böyle bir plan ortaya çıkarttı. Tabi plan bizi tam olarak tatmin etmiyordu. Ancak, bu günkü uluslararası düzen içerisinde de ileri giden bir plan idi. Olan oldu, bu plan kabul edilmedi. Şimdi bundan sonraki safhada, bir yandan yerlerine dönecek Rumlar ve mülklerini tekrar almak isteyen Rumlar meselesi, Türkiye’nin de Avrupa Birliği’ne üyeliğine kadar ertelenirse, bu kör düğümü çözebilecektir kanaatindeyim. Şöyle ki her ne kadar Genel Sekreter, belki Birleşmiş Milletler prensiplerini de aşan bir takım şeyleri plana koydu ise de bizim asıl arzumuz olan iki kesimliliği, olduğu gibi ortaya koyamamıştır. Dolayısıyla Rumların yerlerine dönmesi ve mülk meselesini ortaya koydu. Bu iki kesimliliği bozan bir şeydi. Neden? Çünkü iki kesimliliği birçok taraf kabul etmiyordu. Avrupa Birliği de herhalde kabul etmiyor. Biz bu iki kesimliliğin ana unsurları olan Rumların dönmesi ve mülkiyetlerini ele geçirmelerini, Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin üyeliğine ertelemek suretiyle şu sırada problem olmaktan çıkarmış olacağız. Dolayısıyla bizim de işimizi kolaylaştırır, karşı tarafın da diye düşünüyorum.

Seyfi Taşhan: Sanırım başka da bir çıkış yolu görmek mümkün değil. Top Türkiye’nin elindedir. Şimdi bir karar vermek, bir hamle yapmak Türkiye’nin yapacağı iştir. Karşı taraf durumdan memnun, onların herhangi bir hamle yapması beklenmez, onların yapacağı zannediyorum Kuzey Kıbrıs halkı üzerinde propaganda baskısı yaparak onların kendi otoritelerine karşı çıkmasını sağlamak ve bir karmaşa durumu yaratmaktır. Bu karmaşa durumundan en fazla yararlanacak da Rum kesimi olacaktır. Bu bakımdan Türkiye’nin ve hatta Kuzey Kıbrıs liderliğinin açık, sarih bir tutum ortaya koymaları zamanı gelmiştir diyorum. Herhalde siz de buna katılırsınız.

Reşat Arım: Doğru efendim. Artık bizim tarafımızdan herkes için kabul edilebilecek formülü ortaya koymak görevimiz olsa gerek.

İNCELEMELER