Türkiye ziyaretinizde özel olarak gündeme
getirmeyi düşündüğünüz bir konu var mı? Dosyanızda neler olacak?
Ziyaret iki
boyuta sahip olacak. Birlikte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ ne katılım konusunda
kaydettiği gelişmeyi ele alacağız. Avrupa Birliği’nin şu an gündeminde olan
Hükümetlerarası Konferans, Avrupa savunma politikası, Ortadoğu gibi önemli
konuları Başbakan Erdoğan’la görüşeceğiz. İkinci boyutu ise ekonomik temaslar
oluşturacak. Türkiye’ye kalabalık ve oldukça önemli bir heyetle geliyorum.
Türkiye’de yatırım yapmış ya da yapmayı düşünen büyük Belçika şirketlerinin
temsilcileriyle geliyorum.
Türk yetkililerle konuştuğumuzda Türkiye ile
Belçika arasındaki ekonomik ilişkilerin yeterli düzeyde olmadığı görüşü orataya
çıkıyor. Siz de bu görüşte misiniz?
Kesinlikle.
İleriye gidilebilecek alanlar var. Türkiye’nin Avrupa ve Asya’yı birbirine
bağlayan stratejik konumu nedeniyle ekonomik temasları yoğunlaştırma gereği
var. Bu nedenle büyük şirket temsilcileri, banka temsilcileri, enerji konusunda
iş yapan şirket temsilcileriyle birlikte geliyorum. Şu ana kadar temaslar
klasik ticaret alanında gerçekleşti ancak artık Türkiye’de yatırım ve somut
projeleri yoğunlaştırma gereği olduğunu düşünüyorum. Gelecek yıllarda bu alanda
yapılması gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.
Son krizin etkisiyle birlikte yabancı yatırımcılar Türkiye’ye
gelmeye çekiniyorlar Belçikalı yatırımcılar açısından benzer bir durum yok mu?
Eğer gelecekte,
çok da uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı
olasılığı halinde otomatik olarak devereye girecek bir mekanizma olacak. Avrupa
Birliği’nin yardımları olacak. Geçmişte İspanya, Portekiz ve Yunanistan
açısından bunu gördük. Şimdi de yeni 10 ülkeyle göreceğiz. Avrupa Birliği’ne
katılım ülke ekonomisine önemli bir hava katıyor. Bir kez katılım perspektifi
ortaya çıktı mı işletmeler yatırım yapmaya, ilişkileri geliştirmeye ve
faaliyetlerini zenginleştirmeye ilgi duymaya başlıyorlar. Bunu Orta ve Doğu
Avrupa’da gördük. 10 ülkeyle müzakereler başlayınca bu ülkelerde yoğun bir
yatırım faaliyeti başladı. Heyette yer alan kişiler de bu yeni üyelerde
yatırımı bulunan şirketlerin temsilcileri dolayısıyla aynı dinamiği Türkiye’de
de gelşitirmeye çalışıyoruz.
Avrupa Birliği söz konusu olduğunda son
dönemlere kadar Belçika’nın Türkiye’ye mesafeli yaklaştığını gördük. Son
dönemde ise gözle görülür bir yakınlaşma var. Bu değişikliğin nedeni nedir?
Türk
yetkilileriyle yoğun bir şekilde temasa geçmem Belçika’nın Avrupa Birliği Dönem
Başkanlığı sırasında gerçekleşti. Özellikle Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası’na ilişkin sorunları çözme konusunda takındıkları tavrı çok takdir
ettim. Son derece yapıcı bir tavır içinde oldular. O dönemden beri de
temslarımı yoğunlaştırdım. Siyasi açıdan ilişkileri derinleştirmeye
çalışıyoruz. Son aylarda Türkiye konusunda 2004 sonunda yapılacak
değerlendirmeye ilişkin önemli aşamalar kaydedildi. Bu konuda, gerekli ve
imkanlar dahilinde olan her şeyi yapma konusunda Türk yetkililerde bir
kararlılık var. Bu son derece güçlü bir şekilde hissediliyor. İyi yönde
ilerleme var.
2004’e kadar Belçika da bekle gör politikası
uygulayacak herhalde...
Biz de Komisyon
tarafından yapılacak değerlendirmeyi bekleyeceğiz. Ancak aynı doğrultuda aynı
ritmle devam edilmesi halinde 2004 sonunda olumlu yönde bir değerlendirmenin
çıkmasını bekleyebiliriz. Tabii müzakerelerin başlangıcının Türkiye açısından
bir sürecin sonu değil başı olduğunu Türk halkına anlatmak gerekir. Bu ziyaret
sırasında Başbakan Erdoğan ve ekibini, 2004 sonunda olumlu bir değerlendirme
yapılabilmesi için, gerçekleştirdikleri çabaları sürdürmeleri konusunda
cesaretlendireceğiz.
Tabii bunu Avrupa kamuoyuna da anlatmak
gerekir...
Kesinlikle
haklısınız. Bu sadece Türkiye açısından bir sorun değil Avrupa’nın da sorunu.
Zaten geçen yıl bir konuşmamda Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard
d’Estaing’in Türkiye’yi dışarıda bırakan yaklaşımına yönelik olarak Avrupa’nın
geleceğinin çoğulcu ve çok kültürlü olması gerektiğine vurgu yapmamın nedeni de
buydu. Avrupa bazı değerleri savunmalı. Sadece bir ekonomik birlikten
bahsedilemez bu aynı zamanda siyasi nitelikli ve dışarıya yönelik olarak uyumlu
şekilde tepki verebilen bir birlik olmalı. Bu Avrupa kamuoyuna sürekli
anlatılmalı.
Türkiye’ye yönelik olarak Avrupa’da
benimsenen bazı yaklaşımların ardında Türkiye’nin büyüklüğü ve zor hazmedilecek
bir ülke olmasının etkisi öne çıkıyor olabilir mi?
Evet. Bundan
korkmak gerekmiyor ama bunu iyi anlatabilmek gerekiyor. Türkiye, Avrupa’nın bir
parçası. Bu tarihte de böyle oldu. Bu durum coğrafi açıdan da ekonomik açıdan
da geçerli. Türkiye iki kıtayı birbirine bağlıyor. Bu sadece sembolik anlamda
değil somut anlamda da böyle.
Şu aşamada Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda gördüğünüz en
önemli engel nedir?
Müzakereler
öncesi Kopenhag kriterlerinin gereklerinin yerine getirilmesi gerekiyor.
Bunlar, hiç bir Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanında tereddüt
bırakmayacak şekilde yerine getirilmeli. “Türkiye şu ya da bu kriteri tam
anlamıyla yerine getirmiyor” denememeli. Umalım ki müzakereler başlasın. Bir
kez müzakereler başladıktan sonra ise Türkiye’nin önündeki sorunlar ekonomik
boyutlu olacak. Bu alanda da derinlemesine çalışmalar gerekecek ve uzun süreli
bir çalışma olacak. Ama şimdi ilk aşamadayız. Türkiye’deki temaslarımda da bu
konuda nereye gelindiğini ve yapılması gerekenleri, Kopenhag kriterlerinin tam
anlamıyla uygulanması için alınması gereken önlemleri birlikte ele alacağız.
Son dönemde belirgin bir şekilde Kıbrıs
konusu ön plana çıkıyor. Bu soruna çözüm bulunması konusunda iyimser misiniz?
Türk hükümetinin
soruna çözüm bulma yönünde takınacağı yapıcı tavır 2004’te müzakerelerin
başlangıcına ilişkin olarak karar vermek için masada toplananları kesinlikle
olumlu bir biçimde etkileyecektir. Şimdi herkes Ada’nın kuzeyinde yapılacak
seçimleri bekliyor. Bence bu seçimlerden sonra adım atılması gerekiyor.
Kilit rolü
Komisyon’un gelecek yıl sonunda hazırlayacağı rapor oynayacak ancak 5 Kasım’da
açıklanacak olan rapor da bir çok ipucu verecek.
Irak krizi sırasında Türkiye konsunda
NATO’da yaşanan krizde iyi nalaşıldığınızı düşünüyor musunuz?
NATO’daki krizde
hiçbir zaman Türkiye’ye yardım etmeme yönünde bir eğilim olmadı. Bunu açık bir
şekilde Türkiye’ye anlattık. Anlaşıldığımızı da düşünüyorum. Zaten sonuç
itibarıyla Türkiye’nin korunmasına yönelik tüm önlemleri alan bir kararda
anlaştık. Türk yetkililer Irak savaşı sırasında da herhangi bir müdahelede
bulunmayarak büyük sağduyu örneği gösterdiler.
Ancak şimdi
Türk hükümeti Irak’a asker gönderme eğiliminde. Bu yaklaşıma bakışınız nedir?
Her ülke bu
konuda kendi tercihini yapar Biz asker göndermeyeceğiz. Ama Avrupa Birliği
olarak bir şeyler yapılacak. Her şeyden önce 200 milyon euroluk bir yardım söz
konusu olacak. Artı, ülke bazında yapılacak yardımlar var. Yapılacak gerek
askeri gerekse mali yardımlar açısından ortada oybirliğiyle alınmış bir
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı var. Dolayısıyla artık bir temel
var. Bu aşamadan sonra Irak’taki sorunu gidermeye yönelik adımlar atılabilir. Bu
ivedilikle yapılmalı. Bu bölgenin iyiliği ve istikrarı açısından önemli.
KADEK’in Avrupa Birliği terör listesine
alınmaması Türkiye’de rahatsızlık yaratıyor. KADEK’in Belçika’daki faaliyetleri
de oldukça yoğun. Bu konuda atılması düşünülen bir adımdan ya da hava
değişikliğinden bahsedilebilir mi?
Avrupa Birliği içerisinde bu konuya ilişkin tartışma sürüyor. Bu örgütün
terör listesine dahil edilip edilmemesi konusunda yoğun tartışma var. Bundan
altı ay öncesine kadar üye ülkelerin büyük bölümü, buna Belçika da dahil,
“KADEK yeni bir örgüt, terörist eylemde bulunmadı, bir şans verilmeli” anlayışı
vardı. Gördüğüm kadarıyla şimdiki eğilim ise PKK ile KADEK arasında çok sayıda
bağlantı bulunduğunun düşünülmeye başlanması yönünde.Bu tartışma henüz kapanmadı ancak bir gelişmeden bahsedebiliriz.
Bir çok üye ülke KADEK’e farklı şekilde bakmaya başladı. Önümüzdeki haftalarda
bir karar gündeme gelebilir ancak kararın hangi yönde olacağını şu aşamada
söylemek mümkün değil ama gelişme var.
|