Verhofstadt: İyi yoldasınız, devam edin.

Güven Özalp, Brüksel, 03.11.2003


Türkiye ziyaretinizde özel olarak gündeme getirmeyi düşündüğünüz bir konu var mı? Dosyanızda neler olacak?

Ziyaret iki boyuta sahip olacak. Birlikte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ ne katılım konusunda kaydettiği gelişmeyi ele alacağız. Avrupa Birliği’nin şu an gündeminde olan Hükümetlerarası Konferans, Avrupa savunma politikası, Ortadoğu gibi önemli konuları Başbakan Erdoğan’la görüşeceğiz. İkinci boyutu ise ekonomik temaslar oluşturacak. Türkiye’ye kalabalık ve oldukça önemli bir heyetle geliyorum. Türkiye’de yatırım yapmış ya da yapmayı düşünen büyük Belçika şirketlerinin temsilcileriyle geliyorum.

Türk yetkililerle konuştuğumuzda Türkiye ile Belçika arasındaki ekonomik ilişkilerin yeterli düzeyde olmadığı görüşü orataya çıkıyor. Siz de bu görüşte misiniz?

Kesinlikle. İleriye gidilebilecek alanlar var. Türkiye’nin Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle ekonomik temasları yoğunlaştırma gereği var. Bu nedenle büyük şirket temsilcileri, banka temsilcileri, enerji konusunda iş yapan şirket temsilcileriyle birlikte geliyorum. Şu ana kadar temaslar klasik ticaret alanında gerçekleşti ancak artık Türkiye’de yatırım ve somut projeleri yoğunlaştırma gereği olduğunu düşünüyorum. Gelecek yıllarda bu alanda yapılması gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Son krizin etkisiyle birlikte yabancı yatırımcılar Türkiye’ye gelmeye çekiniyorlar Belçikalı yatırımcılar açısından benzer bir  durum yok mu?

Eğer gelecekte, çok da uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı olasılığı halinde otomatik olarak devereye girecek bir mekanizma olacak. Avrupa Birliği’nin yardımları olacak. Geçmişte İspanya, Portekiz ve Yunanistan açısından bunu gördük. Şimdi de yeni 10 ülkeyle göreceğiz. Avrupa Birliği’ne katılım ülke ekonomisine önemli bir hava katıyor. Bir kez katılım perspektifi ortaya çıktı mı işletmeler yatırım yapmaya, ilişkileri geliştirmeye ve faaliyetlerini zenginleştirmeye ilgi duymaya başlıyorlar. Bunu Orta ve Doğu Avrupa’da gördük. 10 ülkeyle müzakereler başlayınca bu ülkelerde yoğun bir yatırım faaliyeti başladı. Heyette yer alan kişiler de bu yeni üyelerde yatırımı bulunan şirketlerin temsilcileri dolayısıyla aynı dinamiği Türkiye’de de gelşitirmeye çalışıyoruz.

Avrupa Birliği söz konusu olduğunda son dönemlere kadar Belçika’nın Türkiye’ye mesafeli yaklaştığını gördük. Son dönemde ise gözle görülür bir yakınlaşma var. Bu değişikliğin nedeni nedir?

Türk yetkilileriyle yoğun bir şekilde temasa geçmem Belçika’nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı sırasında gerçekleşti. Özellikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na ilişkin sorunları çözme konusunda takındıkları tavrı çok takdir ettim. Son derece yapıcı bir tavır içinde oldular. O dönemden beri de temslarımı yoğunlaştırdım. Siyasi açıdan ilişkileri derinleştirmeye çalışıyoruz. Son aylarda Türkiye konusunda 2004 sonunda yapılacak değerlendirmeye ilişkin önemli aşamalar kaydedildi. Bu konuda, gerekli ve imkanlar dahilinde olan her şeyi yapma konusunda Türk yetkililerde bir kararlılık var. Bu son derece güçlü bir şekilde hissediliyor. İyi yönde ilerleme var.

2004’e kadar Belçika da bekle gör politikası uygulayacak herhalde...

Biz de Komisyon tarafından yapılacak değerlendirmeyi bekleyeceğiz. Ancak aynı doğrultuda aynı ritmle devam edilmesi halinde 2004 sonunda olumlu yönde bir değerlendirmenin çıkmasını bekleyebiliriz. Tabii müzakerelerin başlangıcının Türkiye açısından bir sürecin sonu değil başı olduğunu Türk halkına anlatmak gerekir. Bu ziyaret sırasında Başbakan Erdoğan ve ekibini, 2004 sonunda olumlu bir değerlendirme yapılabilmesi için, gerçekleştirdikleri çabaları sürdürmeleri konusunda cesaretlendireceğiz.

Tabii bunu Avrupa kamuoyuna da anlatmak gerekir...

Kesinlikle haklısınız. Bu sadece Türkiye açısından bir sorun değil Avrupa’nın da sorunu. Zaten geçen yıl bir konuşmamda Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard d’Estaing’in Türkiye’yi dışarıda bırakan yaklaşımına yönelik olarak Avrupa’nın geleceğinin çoğulcu ve çok kültürlü olması gerektiğine vurgu yapmamın nedeni de buydu. Avrupa bazı değerleri savunmalı. Sadece bir ekonomik birlikten bahsedilemez bu aynı zamanda siyasi nitelikli ve dışarıya yönelik olarak uyumlu şekilde tepki verebilen bir birlik olmalı. Bu Avrupa kamuoyuna sürekli anlatılmalı.

Türkiye’ye yönelik olarak Avrupa’da benimsenen bazı yaklaşımların ardında Türkiye’nin büyüklüğü ve zor hazmedilecek bir ülke olmasının etkisi öne çıkıyor olabilir mi?

Evet. Bundan korkmak gerekmiyor ama bunu iyi anlatabilmek gerekiyor. Türkiye, Avrupa’nın bir parçası. Bu tarihte de böyle oldu. Bu durum coğrafi açıdan da ekonomik açıdan da geçerli. Türkiye iki kıtayı birbirine bağlıyor. Bu sadece sembolik anlamda değil somut anlamda da böyle.

Şu aşamada Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda gördüğünüz en önemli engel nedir?

Müzakereler öncesi Kopenhag kriterlerinin gereklerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Bunlar, hiç bir Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanında tereddüt bırakmayacak şekilde yerine getirilmeli. “Türkiye şu ya da bu kriteri tam anlamıyla yerine getirmiyor” denememeli. Umalım ki müzakereler başlasın. Bir kez müzakereler başladıktan sonra ise Türkiye’nin önündeki sorunlar ekonomik boyutlu olacak. Bu alanda da derinlemesine çalışmalar gerekecek ve uzun süreli bir çalışma olacak. Ama şimdi ilk aşamadayız. Türkiye’deki temaslarımda da bu konuda nereye gelindiğini ve yapılması gerekenleri, Kopenhag kriterlerinin tam anlamıyla uygulanması için alınması gereken önlemleri birlikte ele alacağız.

Son dönemde belirgin bir şekilde Kıbrıs konusu ön plana çıkıyor. Bu soruna çözüm bulunması konusunda iyimser misiniz?

Türk hükümetinin soruna çözüm bulma yönünde takınacağı yapıcı tavır 2004’te müzakerelerin başlangıcına ilişkin olarak karar vermek için masada toplananları kesinlikle olumlu bir biçimde etkileyecektir. Şimdi herkes Ada’nın kuzeyinde yapılacak seçimleri bekliyor. Bence bu seçimlerden sonra adım atılması gerekiyor.

Kilit rolü Komisyon’un gelecek yıl sonunda hazırlayacağı rapor oynayacak ancak 5 Kasım’da açıklanacak olan rapor da bir çok ipucu verecek.

Irak krizi sırasında Türkiye konsunda NATO’da yaşanan krizde iyi nalaşıldığınızı düşünüyor musunuz?

NATO’daki krizde hiçbir zaman Türkiye’ye yardım etmeme yönünde bir eğilim olmadı. Bunu açık bir şekilde Türkiye’ye anlattık. Anlaşıldığımızı da düşünüyorum. Zaten sonuç itibarıyla Türkiye’nin korunmasına yönelik tüm önlemleri alan bir kararda anlaştık. Türk yetkililer Irak savaşı sırasında da herhangi bir müdahelede bulunmayarak büyük sağduyu örneği gösterdiler.

Ancak şimdi Türk hükümeti Irak’a asker gönderme eğiliminde. Bu yaklaşıma bakışınız nedir?

Her ülke bu konuda kendi tercihini yapar Biz asker göndermeyeceğiz. Ama Avrupa Birliği olarak bir şeyler yapılacak. Her şeyden önce 200 milyon euroluk bir yardım söz konusu olacak. Artı, ülke bazında yapılacak yardımlar var. Yapılacak gerek askeri gerekse mali yardımlar açısından ortada oybirliğiyle alınmış bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı var. Dolayısıyla artık bir temel var. Bu aşamadan sonra Irak’taki sorunu gidermeye yönelik adımlar atılabilir. Bu ivedilikle yapılmalı. Bu bölgenin iyiliği ve istikrarı açısından önemli.

KADEK’in Avrupa Birliği terör listesine alınmaması Türkiye’de rahatsızlık yaratıyor. KADEK’in Belçika’daki faaliyetleri de oldukça yoğun. Bu konuda atılması düşünülen bir adımdan ya da hava değişikliğinden bahsedilebilir mi?

Avrupa Birliği içerisinde bu konuya ilişkin tartışma sürüyor. Bu örgütün terör listesine dahil edilip edilmemesi konusunda yoğun tartışma var. Bundan altı ay öncesine kadar üye ülkelerin büyük bölümü, buna Belçika da dahil, “KADEK yeni bir örgüt, terörist eylemde bulunmadı, bir şans verilmeli” anlayışı vardı. Gördüğüm kadarıyla şimdiki eğilim ise PKK ile KADEK arasında çok sayıda bağlantı bulunduğunun düşünülmeye başlanması yönünde.Bu tartışma henüz kapanmadı ancak bir gelişmeden bahsedebiliriz. Bir çok üye ülke KADEK’e farklı şekilde bakmaya başladı. Önümüzdeki haftalarda bir karar gündeme gelebilir ancak kararın hangi yönde olacağını şu aşamada söylemek mümkün değil ama gelişme var.