Avrupa Birliği
Komisyonu’nun resmen 5 Kasım’da açıklayacağı ancak detayları şimdiden belli
olan İlerleme Raporu’nun Türkiye açısından önemi oldukça büyük. 2004 Aralık
ayında veilecek karar öncesinde Türkiye’ye bir yıl içinde neler yapması
gerektiğini hatırlatan raporun içeriği, Birlik yetkililerinin son dönemde
“Yaptıklarınız kağıt üstünde kalırsa işinize yaramaz. Uygulamaya önem verin.
Eksikleri kısa zamanda kapatın” mesajlarının ne demek istediğini net bir
şekilde ortaya koyan bir içeriğe sahip. Rapor belki de şu ana kadar yayımlanan
ilerleme raporları arasında en ılımlı, en objektif ve Ankara’yı rahatsız
etmekten kaçınmak için itinayla yazılmış bir özelliğe sahip.

Bu çerçevede
devletin üst kademelerinden gelen “AB sudan bahaneler uyduruyor” söylemlerine
hak vermek pek mümkün değil. Raporun yukarıda belirttiğim özelliklere sahip
olduğunu gösteren bir çok unsur var. Örneğin Komsiyon’un Kıbrıs, Loizidou
Davası, DEP davası gibi Türkiye’nin sürekli başağrısı olan konularda kullandığı
söylem… Bunlara ek olarak basına yansıyan ve özellikle güvenlik birimlerinin
görevlerini Avrupa standartlarında yapmadıklarını gösteren onlarca haber de
uygulamanın eksiklerini başkalarının eleştirisine gerek bırakmaksızın Türk halkının
bilgisine sunuyor. Tabii durum böyle olunce Türk halkının gözünden kaçmayan
Avrupa Birliği Komisyonu’nun da gözünden kaçmıyor. Açıkçası raporda, bir çok
konuda fotoğraf çekmenin ötesine geçilmemiş. Türkiye’de özellikle bazı basın
organlarınca adeta pompalanan “AB’den ilk yeşil ışık”, “Rapor övgü dolu olacak”
gibi söylemlerin de manipülasyona yönelik, bilgi ve objektiflikten uzak
olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir rapor.
Raporun verdiği
ana mesaj başta Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen’in Türk yetkililerle temaslarında sürekli gündeme getirdiği
mesajlardan farklı değil: “Attığınız
adımları takdir ediyoruz. Ancak bunların kağıt üstünde kalması kimsenin işine
yaramaz. Uygulamada eksikleriniz var.”
Kağıt üzerinde
büyük bir aşama kaydetmesine karşın uygulama alanında Türkiye’yi henüz tam
anlamıyla hazır bulmayan İlerleme Raporu’nda öne çıkan unsur ve ifadeler şu
şekilde belirginleşiyor:
Milli Güvenlik
Kurulu
Sivil asker
ilişkilerini AB standartlarına uyumlaştırma çabası çerçevesinde MGK’nın yasal
çerçevesinde birtakım değişikliklere gidildi. Kurul içindeki sivil sayısı
arttırıldı. Yapılan değişikliklere karşın MGK yetkililerinin hala RTÜK ve YÖK
içinde yetkili bulundurumları olumsuz. Silahlı kuvvetler halen savunma bütçesi
konusunda önemli düzeyde otonomiye sahip. Gerçekleştirilen değişiklikler
MGK’nın işleyişini etkileyebilkecek düzeyde. Ancak askerler üzerindeki sivil
kontrolün AB düzeyine ulaştırılması için bu reformların etkili bir biçimde
uygulanması önemli. Sivil kurumlardaki askeri yetkililer çekilmeli, Parlamento
savunma bütçesi üzerinde tam kontrole sahip olmalı.
Yargı sistemi
Yargılama
süreleri oldukça uzun. Davaların çokluğu dosyaların okunması ve duruşmalar için
yeterli zaman bırakmıyor. Bu da savunma hakları konusunda etki yaratıyor.
Yargı, reformların uygulanması konusunda önemli bir rol oynuyor. Reformlar
mahkemeler tarafından uygulanmaya başlandı. Bununla birlikte özellikle Ceza
Yasası’nın maddeleri özellikle ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda uygun
omayan şekillerde kullanılıyor. Yargının bağımsızlığı anayasal güvenceye sahip
olsa da bu bağımsızlık bazı diğer anayasal şartlarla kısıtlanıyor. Bu da
yargıyla hükümet arasında organik bağ kurulması sonucunu doğuruyor. Devlet
Güvenlik Mahkemeleri’nin gücünün, sorumluluklarının ve işleyişinin Avrupa
standartları düzeyine getirilmesi gerekli.
Dinsel özgürlük
Bu alanda,
mülkiyet hakları ve yeni ibadet yerleri inşası konusunda önlemler alındı. Ancak
bu düzenlemelerin etkileri sınırlı kaldı. Müslüman olamayan dini azınlıklar
yasal kişilikleri, mülkiyet hakları, iç düzenlemeleri ve din adamı yetiştirme
konularında ciddi engellerle karşı karşıya kalıyorlar. Üst üste yapılan
başvurulara karşın Heybeliada Ruhban Okulu kapalı kalmaya devam ediyor. Dinsel
özgürlükler konusunda uzman bir heyet Ankara’da yaptıkları temaslar sonucunda
bu alandaki yasal reformların yetersiz olduğu sonucuna vardılar.
İnsan hakları ve
azınlıkların korunması
Türkiye insan
haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler konusunda ilerleme sağladı. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda ise hâlâ bazı
sorunlarla karşı karşıya. Loizidou Davası konusunda Türkiye 1998’de Mahkeme
tarafından verilen tazminat cezasını Ekim 2003’te ödeyeceğini beyan etti ancak
raporun yazım aşamasında bu yönde bir ödeme henüz yapılmamıştı.
Özellikle ifade
özgürlüğü konusunda henüz gerekli tüm önlemleri almadı. Adil yargılama
özellikle de savunma hakkı konusunda halen ciddi kaygılar var.
İşkence ve kötü
muamelenin önlenmesi konusunda hükümet “sıfır hoşgörü” uygulayacağı taahhütünde
bulundu. Bu alandaki yasal düzenlemeler güçlendirildi. Uygulama bazı somut
sonuçlar doğursa da durum kararsızlığını koruyor ve işkence olaylarına
rastlanıyor. İşkence ve kötü muamelede bulnanların cezalandırılmaları konusunda
halen ciddi kaygılar mevcut. Kadınlara yönelik şiddet uygulamaları ciddi bir
kaygı nedeni oluyor. Cezaevi sistemi sayesinde bu alandaki durum belirgin bir
şekilde iyileşti.
Özgürlükler
İfade özgürlüğüne
ilişkin bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Bu çerçevede şiddet içermeyen görüşleri
nedeniyle tutuklu bulunanlardan bazıları bırakıldı ancak yasal düzenlemelere
karşın halen sorunlar yaşanıyor. Basın özgürlüğü konusunda, yapılan
değişiklikliklere karşın, durum endişeye neden olmaya devam ediyor. Barışçıl
toplantı konusunda mevcut kısıtlamalar azaltıldı. Dernekleşme özgürlüğü
alanında yasaklar azaltıldıysa da halen belli kısıtlamalar mevcut. Dernekler
halen kapatılma ve faaliyetlerinin askıya alınması gibi sorunlarla karşı
karşıya kalıyorlar.
Kültürel haklar
Radyo ve
televizyonlarda Türkçe dışında dillerde yayın yapılmasına olanak sağlayan
reform henüz somut bir sonuç doğurmadı. Şu ana kadar bu yönde bir yayına
rastlanmadı. Eylül ayında çıkarılan bir yönetmelikle içinde q, w ve x bulunan
isimlerin kullanımı yasaklandı. Belli bir derece yumuşama yaşanmasına karşın
film, sanat, radyo yayını ve kültürel faaliyetlerde Türkçe dışında dil ve
diyalekt kullanılması bazı yasal kısıtlama ve adli takiple karşılaşabiliyor.
Türk vatandaşlarının günlük hayatta kullandıkları Türkçe dışındaki dil ve
diyalektlerin öğrenilmesi konusunda gelişme yaşanmadı. Olağanüstü halin
kaldırılması güvenliğin iyileşmesine ve olumlu bir psikolojik ortam oluşmasını
sağladı.
Kıbrıs ve iyi
komşuluk
Türk hükümeti BM
Genel Sekreteri’nin yürüttüğü temasları temel alan kapsamlı bir çözüm
bulunmasına yönelik desteğini bir çok kez yineledi. Türk hükümeti Mayıs
2004’ten önce bir anlaşmaya varılması yönündeki ümidini dile getirdi. Türk
hükümetiyle Kıbrıs’ın kuzeyi arasında imzalanan gümrük birliği anlaşmasının
uluslararası hukukta yeri yoktu ve Türkiye’nin AB’yle gümrük birliğine yönelik
taahhütlerine uygun düşmüyordu. Türk hükümeti bu anlaşmanın onaylanmayacağı ve
yürürlüğe sokulmayacağını beyan etti. Türkiye ve Yunanistan arasındaki
ilişkiler olumlu yönde gelişmeye devam ediyor.
Yolsuzlukla
mücadele
Yolsuzlukla
mücadele konusunda çeşitli önlemler alınarak ilerleme sağlandı. Ancak yolsuzluk
hâlâ son derece ciddi bir problem olmaya devam ediyor. Yolsuzluğa eğilimli olan
sektörler medya, hükümet, inşaat ve sağlık olarak belirginleşiyor.
İşadamlarının yüzde 80’i yabancı yatırımın önündeki en önemli engeli yolsuzluk
olarak görüyor.
Genel
değerlendirme
Bazı reformlar
siyasi açıdan büyük anlam taşıyor. Bu çerçevede özellikle 2003 Temmuz’unda
çıkarılan 7. reform paketi özellikle önemli. Bazı olumlu gelişmelere karşın
reformlar pratikte kısıtlı etki yarattı. Uygulama yavaş ve kararsız bir nitelik
gösterdi. Kısa vadeli önceliklerin yerine getirilmesi konusunda belirgin
ilerleme sağlandı. Özellikle mevcut yasal düzenlemeleri AB standartlarıyla
uyumlu hale getirme konusunda yoğun çaba gösterildi. Bazı alanlarda ek yasal
düzenlemelere ihtiyaç var. Alandaki
uygulama ise kararsız ve reformların somut sonuçlarının görülmesi
bekleniyor. Türkiye dış politika ve güvenlik
konusundaki politikasını AB’ye uygun konuma getirme yönündeki adımlarını
sürdürdü. Ortak savunma ve dış politika alanında yapıcı rol üstlendi.
Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da istikrar ve güvenlik açısından son derece
önemli bir rol oynamaya devam etti. Uluslararası terörle mücadelede önemli bir
rol oynadı.
Rapor sadece
siyasi boyutu ele almakla kalmayıp ekonomiyi de masaya yatırıyor. Ekonomi
alanında da halen bir çok alanda Türk ekonomisinin AB ekonomilerinin seviyesine
gelmekten uzak olduğu net bir şekilde ortaya konuyor. Ancak ekonomi alanında
atılan adımlardan duyulan memnuniyet ve bu adımların somut ve umut verici
olduğunun da altı kalın bir şekilde çiziliyor. İlerleme Raporu’nda ekonomi
alanında öne çıkan artı ve eksiler de şu şekilde belirginleşiyor:
Enflasyon
Enflasyonist
baskılar tarihi düzeyde en düşük seviyeye indi. 2003 yılının ilk sekiz ayında
enflasyon oranı yüzde 28 oldu bir önceki yıl ise bu oran yüzde 53 olarak
belirlenmişti. Mali hedeflerin tutulması amacıyla kamu işletmelerinde gidilen
fiyat artışı bu aşağı gidiş eğilimini durdurabilir. Bu risklere karşın tüketici
fiyatları enflasyonunda yıl sonu hedefi olan yüzde 20’yi tutturmak şimdi mümkün
gözüküyor.
Ekonomik
toparlanma
2001 yılında
yaşanan kriz sonrası özellikle ihracata dayalı toparlanma güçlü oldu. Irak
krizinin Türk ekonomisi üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. Bu, şoka karşı
dayanıklılığı gelişmiş ve pazar güveni güçlenmiş Türk ekonomisi açısından
olumlu bir göstergedir.
Pazar ekonomisi
Türkiye,
pazarların işleyişinin geliştirilmesi ve tam anlamıyla işleyen bir pazar ekonomisi için gerekli kurumsal
çerçevenin güölendirilmesi konularında gelişme sağladı. Bununla birlikte
makroekonomik istikrar ve ileriyi görebilme tatmin edici bir düzeye ulaşamadı.
Para politikası
Para politikası
sıkı bir şekilde dezenflasyona yönlendirilmiş durumda. Enflasyonist baskıların
yeterince düşmesi ve enflasyon beklentilerinin istikrara kavuşturulması halinde
Merkez Bankası enflasyon hedeflemesine geçmeyi planlıyor. Bu sisteme geçişe
yönelik hazırlıklar büyük ölçüde tamamlanmış durumda. Türk lirası şu an kriz
öncesi değerinin yüzde 50 kadar üstünde bir değerde.
Mali disiplin
Mali disiplin
mevcut ekonomik reform programının mihenk taşını oluşturuyor. Enflasyonist
baskıları düşürmede anahtar rol oynamasının yanı sıra mali piyasalara
Türkiye’nin reform sürecini devam ettirmedeki kararlılığını gösterme açısından
sinyal görevi üstleniyor. 2003 bütçesinde mevcut açıkları kapatma yönünde bir
çok önlem yer aldı. Bu alanda en önemli önlemleri alkol, sigara, motorlu
taşıtlar ve mülkiyet alanlarında alınan vergilerin artırılması oluşturdu.
Bankacılık
sektörü
Bankacılık
sektörü güçlendirildi ancak yeniden yapılanma ve konsolidasyon süreci henüz
tamamlanmadı. Sektörde yaklaşık 50 banka var ancak iki kamu bankası ve bir kaç
özel banka egemen konumda. Kamu bankalarının özelleştirilmesi için siyasi etki
düşürüldü ve şube sayıları azaltıldı. Buna karşın bu alanda henüz bir
özelleştirmeye gidilmedi.
Olumsuz alanlar
İlerleme
Raporu’nda ekonomiye ilişkin belli başlı olumsuz alanlar ise şu şekilde
sıralandı: Faiz oranlarındaki yükseklik, yükselme eğiliminde bulunan işsizlik,
özelleştirme, doğrudan yabancı yatırımın azlığı, yatırıma ilişkin bürokratik
işlemlerin fazlalığı.
Sonuç ortada. Atılan bir çok adım var. Kopenhag kriterleri kağıt
üzerinde neredeyse tamamlanmış durumda. Ama bu Avrupa Birliği’ne yetmiyor.
Aslında rapordan görüldüğü üzere Türkiye’ye de yetmiyor. Türkiye’nin attığı
adımlar karşısında AB’nin son dönemde giderek köşeye sıkıştığı yorumunu yapmak
hiç de abartılı olmaz. Bundan duyuluan önemli bir rahatsızlık da söz konusu.
Türkiye halkıyla, devlet kademeleriyle, askeriyle gerçekten Avrupa Birliği’ni
istiyorsa önünde yapacağı tek bir şey kalıyor. Önündeki bir yılı çok iyi ve
akıllı kullanarak reformlardaki kararlılığı uygulamaya da somut olarak
yansıtmak. Bunun kolay olacağını söylemek mümkün değil. Türkiye’nin elinde
sihirli değnek de yok ancak AB konusunda gerçek bir istek varsa uygulama sorunu
“zamanında” aşılamayacak bir sorun değil.
|