UYGULAMAYI AŞABİLMEK

Güven Özalp, Brüksel, 03.11.2003


Avrupa Birliği Komisyonu’nun resmen 5 Kasım’da açıklayacağı ancak detayları şimdiden belli olan İlerleme Raporu’nun Türkiye açısından önemi oldukça büyük. 2004 Aralık ayında veilecek karar öncesinde Türkiye’ye bir yıl içinde neler yapması gerektiğini hatırlatan raporun içeriği, Birlik yetkililerinin son dönemde “Yaptıklarınız kağıt üstünde kalırsa işinize yaramaz. Uygulamaya önem verin. Eksikleri kısa zamanda kapatın” mesajlarının ne demek istediğini net bir şekilde ortaya koyan bir içeriğe sahip. Rapor belki de şu ana kadar yayımlanan ilerleme raporları arasında en ılımlı, en objektif ve Ankara’yı rahatsız etmekten kaçınmak için itinayla yazılmış bir özelliğe sahip.

Bu çerçevede devletin üst kademelerinden gelen “AB sudan bahaneler uyduruyor” söylemlerine hak vermek pek mümkün değil. Raporun yukarıda belirttiğim özelliklere sahip olduğunu gösteren bir çok unsur var. Örneğin Komsiyon’un Kıbrıs, Loizidou Davası, DEP davası gibi Türkiye’nin sürekli başağrısı olan konularda kullandığı söylem… Bunlara ek olarak basına yansıyan ve özellikle güvenlik birimlerinin görevlerini Avrupa standartlarında yapmadıklarını gösteren onlarca haber de uygulamanın eksiklerini başkalarının eleştirisine gerek bırakmaksızın Türk halkının bilgisine sunuyor. Tabii durum böyle olunce Türk halkının gözünden kaçmayan Avrupa Birliği Komisyonu’nun da gözünden kaçmıyor. Açıkçası raporda, bir çok konuda fotoğraf çekmenin ötesine geçilmemiş. Türkiye’de özellikle bazı basın organlarınca adeta pompalanan “AB’den ilk yeşil ışık”, “Rapor övgü dolu olacak” gibi söylemlerin de manipülasyona yönelik, bilgi ve objektiflikten uzak olduğunu bir kez daha ortaya koyan bir rapor.

Raporun verdiği ana mesaj başta Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in Türk yetkililerle temaslarında sürekli gündeme getirdiği mesajlardan farklı değil:  “Attığınız adımları takdir ediyoruz. Ancak bunların kağıt üstünde kalması kimsenin işine yaramaz. Uygulamada eksikleriniz var.”

Kağıt üzerinde büyük bir aşama kaydetmesine karşın uygulama alanında Türkiye’yi henüz tam anlamıyla hazır bulmayan İlerleme Raporu’nda öne çıkan unsur ve ifadeler şu şekilde belirginleşiyor:

Milli Güvenlik Kurulu

Sivil asker ilişkilerini AB standartlarına uyumlaştırma çabası çerçevesinde MGK’nın yasal çerçevesinde birtakım değişikliklere gidildi. Kurul içindeki sivil sayısı arttırıldı. Yapılan değişikliklere karşın MGK yetkililerinin hala RTÜK ve YÖK içinde yetkili bulundurumları olumsuz. Silahlı kuvvetler halen savunma bütçesi konusunda önemli düzeyde otonomiye sahip. Gerçekleştirilen değişiklikler MGK’nın işleyişini etkileyebilkecek düzeyde. Ancak askerler üzerindeki sivil kontrolün AB düzeyine ulaştırılması için bu reformların etkili bir biçimde uygulanması önemli. Sivil kurumlardaki askeri yetkililer çekilmeli, Parlamento savunma bütçesi üzerinde tam kontrole sahip olmalı.

Yargı sistemi

Yargılama süreleri oldukça uzun. Davaların çokluğu dosyaların okunması ve duruşmalar için yeterli zaman bırakmıyor. Bu da savunma hakları konusunda etki yaratıyor. Yargı, reformların uygulanması konusunda önemli bir rol oynuyor. Reformlar mahkemeler tarafından uygulanmaya başlandı. Bununla birlikte özellikle Ceza Yasası’nın maddeleri özellikle ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda uygun omayan şekillerde kullanılıyor. Yargının bağımsızlığı anayasal güvenceye sahip olsa da bu bağımsızlık bazı diğer anayasal şartlarla kısıtlanıyor. Bu da yargıyla hükümet arasında organik bağ kurulması sonucunu doğuruyor. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin gücünün, sorumluluklarının ve işleyişinin Avrupa standartları düzeyine getirilmesi gerekli.

Dinsel özgürlük

Bu alanda, mülkiyet hakları ve yeni ibadet yerleri inşası konusunda önlemler alındı. Ancak bu düzenlemelerin etkileri sınırlı kaldı. Müslüman olamayan dini azınlıklar yasal kişilikleri, mülkiyet hakları, iç düzenlemeleri ve din adamı yetiştirme konularında ciddi engellerle karşı karşıya kalıyorlar. Üst üste yapılan başvurulara karşın Heybeliada Ruhban Okulu kapalı kalmaya devam ediyor. Dinsel özgürlükler konusunda uzman bir heyet Ankara’da yaptıkları temaslar sonucunda bu alandaki yasal reformların yetersiz olduğu sonucuna vardılar.

İnsan hakları ve azınlıkların korunması

Türkiye insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler konusunda ilerleme sağladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda ise hâlâ bazı sorunlarla karşı karşıya. Loizidou Davası konusunda Türkiye 1998’de Mahkeme tarafından verilen tazminat cezasını Ekim 2003’te ödeyeceğini beyan etti ancak raporun yazım aşamasında bu yönde bir ödeme henüz yapılmamıştı.

Özellikle ifade özgürlüğü konusunda henüz gerekli tüm önlemleri almadı. Adil yargılama özellikle de savunma hakkı konusunda halen ciddi kaygılar var.

İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi konusunda hükümet “sıfır hoşgörü” uygulayacağı taahhütünde bulundu. Bu alandaki yasal düzenlemeler güçlendirildi. Uygulama bazı somut sonuçlar doğursa da durum kararsızlığını koruyor ve işkence olaylarına rastlanıyor. İşkence ve kötü muamelede bulnanların cezalandırılmaları konusunda halen ciddi kaygılar mevcut. Kadınlara yönelik şiddet uygulamaları ciddi bir kaygı nedeni oluyor. Cezaevi sistemi sayesinde bu alandaki durum belirgin bir şekilde iyileşti.

Özgürlükler

İfade özgürlüğüne ilişkin bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Bu çerçevede şiddet içermeyen görüşleri nedeniyle tutuklu bulunanlardan bazıları bırakıldı ancak yasal düzenlemelere karşın halen sorunlar yaşanıyor. Basın özgürlüğü konusunda, yapılan değişiklikliklere karşın, durum endişeye neden olmaya devam ediyor. Barışçıl toplantı konusunda mevcut kısıtlamalar azaltıldı. Dernekleşme özgürlüğü alanında yasaklar azaltıldıysa da halen belli kısıtlamalar mevcut. Dernekler halen kapatılma ve faaliyetlerinin askıya alınması gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Kültürel haklar

Radyo ve televizyonlarda Türkçe dışında dillerde yayın yapılmasına olanak sağlayan reform henüz somut bir sonuç doğurmadı. Şu ana kadar bu yönde bir yayına rastlanmadı. Eylül ayında çıkarılan bir yönetmelikle içinde q, w ve x bulunan isimlerin kullanımı yasaklandı. Belli bir derece yumuşama yaşanmasına karşın film, sanat, radyo yayını ve kültürel faaliyetlerde Türkçe dışında dil ve diyalekt kullanılması bazı yasal kısıtlama ve adli takiple karşılaşabiliyor. Türk vatandaşlarının günlük hayatta kullandıkları Türkçe dışındaki dil ve diyalektlerin öğrenilmesi konusunda gelişme yaşanmadı. Olağanüstü halin kaldırılması güvenliğin iyileşmesine ve olumlu bir psikolojik ortam oluşmasını sağladı.

Kıbrıs ve iyi komşuluk

Türk hükümeti BM Genel Sekreteri’nin yürüttüğü temasları temel alan kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik desteğini bir çok kez yineledi. Türk hükümeti Mayıs 2004’ten önce bir anlaşmaya varılması yönündeki ümidini dile getirdi. Türk hükümetiyle Kıbrıs’ın kuzeyi arasında imzalanan gümrük birliği anlaşmasının uluslararası hukukta yeri yoktu ve Türkiye’nin AB’yle gümrük birliğine yönelik taahhütlerine uygun düşmüyordu. Türk hükümeti bu anlaşmanın onaylanmayacağı ve yürürlüğe sokulmayacağını beyan etti. Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler olumlu yönde gelişmeye devam ediyor.

Yolsuzlukla mücadele

Yolsuzlukla mücadele konusunda çeşitli önlemler alınarak ilerleme sağlandı. Ancak yolsuzluk hâlâ son derece ciddi bir problem olmaya devam ediyor. Yolsuzluğa eğilimli olan sektörler medya, hükümet, inşaat ve sağlık olarak belirginleşiyor. İşadamlarının yüzde 80’i yabancı yatırımın önündeki en önemli engeli yolsuzluk olarak görüyor.

Genel değerlendirme

Bazı reformlar siyasi açıdan büyük anlam taşıyor. Bu çerçevede özellikle 2003 Temmuz’unda çıkarılan 7. reform paketi özellikle önemli. Bazı olumlu gelişmelere karşın reformlar pratikte kısıtlı etki yarattı. Uygulama yavaş ve kararsız bir nitelik gösterdi. Kısa vadeli önceliklerin yerine getirilmesi konusunda belirgin ilerleme sağlandı. Özellikle mevcut yasal düzenlemeleri AB standartlarıyla uyumlu hale getirme konusunda yoğun çaba gösterildi. Bazı alanlarda ek yasal düzenlemelere ihtiyaç var.  Alandaki uygulama ise kararsız ve reformların somut sonuçlarının görülmesi bekleniyor.  Türkiye dış politika ve güvenlik konusundaki politikasını AB’ye uygun konuma getirme yönündeki adımlarını sürdürdü. Ortak savunma ve dış politika alanında yapıcı rol üstlendi. Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da istikrar ve güvenlik açısından son derece önemli bir rol oynamaya devam etti. Uluslararası terörle mücadelede önemli bir rol oynadı.

Rapor sadece siyasi boyutu ele almakla kalmayıp ekonomiyi de masaya yatırıyor. Ekonomi alanında da halen bir çok alanda Türk ekonomisinin AB ekonomilerinin seviyesine gelmekten uzak olduğu net bir şekilde ortaya konuyor. Ancak ekonomi alanında atılan adımlardan duyulan memnuniyet ve bu adımların somut ve umut verici olduğunun da altı kalın bir şekilde çiziliyor. İlerleme Raporu’nda ekonomi alanında öne çıkan artı ve eksiler de şu şekilde belirginleşiyor:

Enflasyon

Enflasyonist baskılar tarihi düzeyde en düşük seviyeye indi. 2003 yılının ilk sekiz ayında enflasyon oranı yüzde 28 oldu bir önceki yıl ise bu oran yüzde 53 olarak belirlenmişti. Mali hedeflerin tutulması amacıyla kamu işletmelerinde gidilen fiyat artışı bu aşağı gidiş eğilimini durdurabilir. Bu risklere karşın tüketici fiyatları enflasyonunda yıl sonu hedefi olan yüzde 20’yi tutturmak şimdi mümkün gözüküyor.

Ekonomik toparlanma

2001 yılında yaşanan kriz sonrası özellikle ihracata dayalı toparlanma güçlü oldu. Irak krizinin Türk ekonomisi üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. Bu, şoka karşı dayanıklılığı gelişmiş ve pazar güveni güçlenmiş Türk ekonomisi açısından olumlu bir göstergedir.

Pazar ekonomisi

Türkiye, pazarların işleyişinin geliştirilmesi  ve tam anlamıyla işleyen bir pazar ekonomisi için gerekli kurumsal çerçevenin güölendirilmesi konularında gelişme sağladı. Bununla birlikte makroekonomik istikrar ve ileriyi görebilme tatmin edici bir düzeye ulaşamadı.

Para politikası

Para politikası sıkı bir şekilde dezenflasyona yönlendirilmiş durumda. Enflasyonist baskıların yeterince düşmesi ve enflasyon beklentilerinin istikrara kavuşturulması halinde Merkez Bankası enflasyon hedeflemesine geçmeyi planlıyor. Bu sisteme geçişe yönelik hazırlıklar büyük ölçüde tamamlanmış durumda. Türk lirası şu an kriz öncesi değerinin yüzde 50 kadar üstünde bir değerde.

Mali disiplin

Mali disiplin mevcut ekonomik reform programının mihenk taşını oluşturuyor. Enflasyonist baskıları düşürmede anahtar rol oynamasının yanı sıra mali piyasalara Türkiye’nin reform sürecini devam ettirmedeki kararlılığını gösterme açısından sinyal görevi üstleniyor. 2003 bütçesinde mevcut açıkları kapatma yönünde bir çok önlem yer aldı. Bu alanda en önemli önlemleri alkol, sigara, motorlu taşıtlar ve mülkiyet alanlarında alınan vergilerin artırılması oluşturdu.

Bankacılık sektörü

Bankacılık sektörü güçlendirildi ancak yeniden yapılanma ve konsolidasyon süreci henüz tamamlanmadı. Sektörde yaklaşık 50 banka var ancak iki kamu bankası ve bir kaç özel banka egemen konumda. Kamu bankalarının özelleştirilmesi için siyasi etki düşürüldü ve şube sayıları azaltıldı. Buna karşın bu alanda henüz bir özelleştirmeye gidilmedi.

Olumsuz alanlar

İlerleme Raporu’nda ekonomiye ilişkin belli başlı olumsuz alanlar ise şu şekilde sıralandı: Faiz oranlarındaki yükseklik, yükselme eğiliminde bulunan işsizlik, özelleştirme, doğrudan yabancı yatırımın azlığı, yatırıma ilişkin bürokratik işlemlerin fazlalığı.

Sonuç ortada. Atılan bir çok adım var. Kopenhag kriterleri kağıt üzerinde neredeyse tamamlanmış durumda. Ama bu Avrupa Birliği’ne yetmiyor. Aslında rapordan görüldüğü üzere Türkiye’ye de yetmiyor. Türkiye’nin attığı adımlar karşısında AB’nin son dönemde giderek köşeye sıkıştığı yorumunu yapmak hiç de abartılı olmaz. Bundan duyuluan önemli bir rahatsızlık da söz konusu. Türkiye halkıyla, devlet kademeleriyle, askeriyle gerçekten Avrupa Birliği’ni istiyorsa önünde yapacağı tek bir şey kalıyor. Önündeki bir yılı çok iyi ve akıllı kullanarak reformlardaki kararlılığı uygulamaya da somut olarak yansıtmak. Bunun kolay olacağını söylemek mümkün değil. Türkiye’nin elinde sihirli değnek de yok ancak AB konusunda gerçek bir istek varsa uygulama sorunu “zamanında” aşılamayacak bir sorun değil.