|
Bardağın Yarısı Boş Mu Dolu Mu? Güven Özalp,Brüksel Avrupa Birliği Komisyonu'nun 13 aday ülke için her yıl yayınladığı, Türkiye'de ilgili ilgisiz herkesin üzerinde spekülasyon yaptığı İlerleme Raporları'nın detayları, açıklanmasından bir gün önce gün ışığına çıktı. Türkiye'ye ilişkin rapor geçtiğimiz hafta Avrupa Konavnsiyonu çalışmalarına katılmak üzere Brüksel'de bulunan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın yaptığı açıklamada da belirtildiği gibi Türkiye'nin tam anlamıyla fotoğrafını çekiyor. Ne eksik ne de fazla... Türkiye tarafından atılan ve Avrupa'yı bir bakıma şaşkınlığa iten tüm gelişmelere yer verildiği gibi Ankara'nın eksiklikleri de tam anlamıyla nesnel diyebileceğimiz bir açıyla rapora yansıtılmış durumda. Dolayısıyla AB Komisyonu yaptığı tespitlerle "Bardağın yarısı boş" diyenlere de "Bardağın yarısı dolu" diyenlere de haftalarca polemik konusu yapılabilecek malzemeyi sağlamış durumda. Türkiye'nin, biraz da yanlış yönlendirmelerle, İlerleme Raporu'ndan en önemli beklentisi Komisyon'un tam üyelik müzakereleri için tarih verilmesi konusunda olumlu ya da olumsuz bir tavır takınıp takınmayacağına ilişkindi. Ancak Avrupa Birliği'ni az da olsa yakından takip eden herkesin tahmin edebileceği gibi Komisyon, siyasi nitelik taşıyan bir karara teknik olan görevi çerçevesinde bu tür bir boyut kazandıramaz. Akla "O halde diğer adaylar için neden öngörüde bulundu?" sorusu gelebilir. Bunun da cevabı oldukça basit: O adaylar müzakere sürecini tamamlama aşamasındalar. Türkiye'nin bir türlü göremediği ve çoğu zaman "AB ayrımcılık yapıyor" söylemleriyle süslenen bu "nüans" her şeyi değiştiriyor. AB'nin hataları olmadığını söylemek yanlış olacaktır ancak müzakerelere başlama aşamasında olmakla müzakereleri tamamlama aşamasında olmak arasında dağlar kadar fark olduğu artık anlaşılmalı. Normal şartlarda 9 Ekim'de açıklanması gereken İlerleme Raporu'nda eksikliklerin yerine getirilmesi halinde kapının açık olduğu mesajı veriliyor. AB'nin Türkiye'ye yönelik desteğinin artması gerektiğinin altını çizen İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nde Türkiye'ye ilişkin tespit ve önerilerden öne çıkan unsurlar şu şekilde özetlenebilir: - "Sonuç, değerlendirme ve karşılaştırmalı analiz" belgesi olarak da adlandırılabilecek Strateji Belgesi'nde Türkiye açısından varılan sonuç şu ifadelerle yansıtılıyor: "Yapılan anayasal değişiklikler ve bir dizi reform paketiyle Türkiye gerek Kopenhag siyasi kriterlerini gerekse ekonomik kriterleri yerine getirme konusunda gözle görülür bir ilerleme kaydetti. Bununla birlikte kriterlerin yerine getirilmesi için halen belirgin bir çaba gerekiyor. AB Komisyonu, AB'nin Türkiye'ye, ön katılım hazırlıklarını tamamlaması konusunda desteğini artırmasını ve belirgin bir ek kaynak sağlamasını öneriyor. Komisyon gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı önerecek. AB Komisyonu, derinleştirilmiş bir Türkiye - AB ticari ilişkisi ve yatırım akışıyla birlikte Gümrük Birliği'nin etki alanının genişletilmesini öneriyor. Türkiye, adaylığını AB üyeliğine taşıyacak olan reform sürecini devam ettirmesi konusunda cesaretlendiriliyor." - Raporda Türkiye tarafından "alışılmadık bir hızla gerçekleştirilen" reformlar da Komisyon'un üzerinde detaylı bir şekilde durduğu unsurların başını çekiyor: "Türkiye, Kopenhag kriterlerini tamamlama yönünde belirgin bir ilerleme kaydetti. Bununla birlikte Türkiye siyasi kriterleri tam anlamıyla yerine getirmiyor. Reformlar özellikle temel hak ve özgürlükler açısından birtakım kısıtlamaları içeriyor. Kısıtlamalar özellikle ifade özgürlüğü, barışçıl toplanma özgürlüğü, dernekleşme özgürlüğü ve din özgürlüğü alanında yaşanıyor. Çoğu reformun AB standartlarında uygulanmasına yönelik düzenlemeler gerekiyor. Uygulamalardan bazıları yaşama geçirildi". Komisyon övgülerini özellikle idam cezasının kaldırılması ve Olağanüstü Hal uygulamasının iki ilde askıya alınması konusunda yoğunlaştırırken Türkiye'nin reformlara devam etmesi halinde üyeliğin önündeki mevcut engellerin ortadan kalkacağını hatırlatıyor. - AB açısından "eksik" olarak değerlendirilen unsurlarda da geçen yıllara oranla bir azalma olduğu gözleniyor: "Yüksek Seçim Kurulu'nun önemli bir partinin liderinin seçimlere girmesini yasaklayan kararı reformların ruhunu yansıtmıyor. İşkence ve kötü muamele, ordunun rolü, şiddet içermeyen görüşlerinden dolayı tutuklanan kişilerin durumları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum konularının dikkatle ele alınması gerekiyor." Reformların son derece zor koşullarda gerçekleştirildiğinin altını çizen İlerleme Raporu cezaevlerindeki reformun sürdüğünü belirterek gözaltı sürelerinin azaltılmasını olumlu karşılıyor. Komisyon, Ceza Kanunu'nun 159. ve 312. maddelerindeki değişiklikleri olumlu bulsa da bazı eksikliklere dikkat çekiyor. - Bundan önceki raporlarda olduğu gibi bu raporda da Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Milli Güvenlik Kurulu, Komisyon'un özel ilgisine sahip. DGM'lerde yapılan değişikliğe karşın bu mahkemelerin halen uluslararası standartlara tam anlamıyla uymadığını düşünen Komisyon, MGK'nın yapısının değişmesini olumlu karşılasa da bu değişikliğin çalışma biçimine yansımadığını kaydediyor. - AB açısından genişleme sürecinin en zorlu konularından olan Kıbrıs konusunda Komisyon'un yaklaşımının her zamankinden farklı olduğunu söylemek oldukça zor. Komisyon, Kıbrıs konusuna çözüm bulunması için çabaların artırılması çağrısında bulunurken Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun raporları doğrultusunda BM tarafından yapılan açıklamalar ışığında ilgili taraflardan, özellikle de Türkiye'den, bu yıl sonundan önce kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi için tam destek istiyor. - Ekonomi siyasi kriterlerin gölgesinde kalsa da raporda önemli bir yer tutuyor. Bu alanda belirgin iyileşme sağlansa da küçülme ve ekonomik krizin etkilerinin hala hissedildiğine dikkat çekiliyor. Gümrük Birliği kapsamına giren alanlarda ve bankacılık, iletişim, tarım ve enerji sektörlerinde AB'ye uyum konusunda gelişme sağlandığı vurgulanıyor. Diğer alanlarda ise hala uyum sorunu yaşandığına dikkat çekiliyor. 2004 - 2006 arasında yapılacak yardımlarda belirgin bir artış öneren Komisyon 2006 itibarıyla bunun en az iki katına çıkarılmasını öneriyor. Avrupa Birliği, Türkiye'nin "bardağın yarısının dolu olduğunu" görmesinden yana. Ancak rapor nesnel bir şekilde yazılmış olsa da Ankara, AB'ye yönelik olarak asıl eğilimini 12 - 13 Aralık'da devlet ve hükümet başkanları düzeyinde gerçekleştirilecek olan Kopenhag Zirvesi sonrasında belirleyecek. AB'nin bu zirvede müzakere tarihi vermesi, büyük bir sürpriz ya da olağanüstü bir siyasi manevra olmazsa, çok zor gözüküyor. Kanımca Brüksel'in önümüzdeki günlerde Ankara'ya "üçüncü yol" teklifleriyle gelmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. |