|
Türkiye
yalnız bırakılmamalı Avrupa Konseyi, Irak konusunda bir karar aldı. Hatırlayacaksınız Avrupa Parlamentosu’nun bu yönde bir girişimi olmuş ancak karar alınamamıştı. Bu kararla bölünmüşlüğün ortadan kalktığını söyleyebilir miyiz? Avrupa Konseyi savaş sonrası dönemde aktif bir rol üstlenembilir mi? Irak’ta bundan sonra ana rolü kuşkusuz Birleşmiş Milletler oynamalı. Ancak Avrupa Konseyi her türlü katkıyı yapmaya her türlü role katılmaya hazır olacaktır. Birleşmiş Milletler çatısı altında demokratikleşme sürecinde Venedik Komisyonu aracılığıyla katkıda bulunabiliriz, anaysal düzenlemelere ilişkin katkılarda bulunabiliriz. Irak’ın demokratikleşme sürecinde ve Avrupa Konseyi üyelerinin Irak’ın yeniden yapılandırılmasına ilişkin girişimlerinin koordinasyonu konusunda rol alabiliriz. Bölünmüşlük konusu... Ben hiçbir zaman eski ve yeni Avrupa gibi bir bölünmenin olduğunu kabul etmedim. Yeni Avrupa, Irak’a yönelik görüşlerle değil 800 milyonluk bir güvenlik ve demokrasi alanıyla tanımlanıyor. Yeni Avrupa bu. Kararda bir de Türkiye’ye yönelik olarak yardımda bulunulması yönünde çağrı vardı. Bu çağrının cevap bulma olasılığı var mı sizce? Türkiye’ye yönelik olarak Avrupa Konseyi üyelerine yapılan çağrının üyeler tarafından duyulacağını düşünüyorum. Ancak bunun ikili ilişkiler bağlamında yapılması gerekiyor çünkü Avrupa Konseyi tarafından yapılabilecek bir şey yok. Türkiye’yle, üyemiz olan ülkelerin çoğu arasında harika ilişkiler var dolayısıyla yardım konusunda bir sorun yaşanacağını sanmıyorum. Brüksel’de halen Irak’ın toprak bütünlüğü denildiğinde tek endişe unsuru olarak Türkiye akla geliyor. Strasbourg’daki hava nasıl bu konuda? Türkiye’ye açık tavsiyem Kuzey Irak’a girmemesi yönünde olacaktır. Bu Türkiye’nin çıkarları açısından daha yararlı olacaktır. Irak’ta savaşın sona ermesiyle birlikte eğer Birleşmiş Milletler bir rol oynar ve bu çerçevede Türkiye’ye Irak’ta özel bir rol verirse durum başka tabii. Türkiye kendisini mülteci akını çerçevesinde oluşabilecek bir insani krizin önlenmesi konusunda hazırlamalı. Avrupa ülkeleri de böyle bir durumda Türkiye’ye somut biçimde yardımda bulunmalı ve yalnız bırakmamalı. Ancak mültecilerin durdurulması için askeri engeller oluşturulmasının doğru çözüm olduğunu düşünmüyorum. Sizin endişeniz tek taraflı bir girişim... Bir başka ülkenin toprağındaki eylemler uluslararası hukuk bağlamında ve Birleşmiş Milletler’in yetkisiyle olmalı. Irak’ta şu an yaşananlar bu söylediklerinize pek uymuyor ama... Ben bu konuda her zaman son derece açık oldum. Bu durumu üzüntü verici olarak tanımlamaktan başka yapacak bir şey yok. Türkiye’deki seçimler sonrasında AKP hükümetine en net destek veren isimler arasında yer aldınız. Aradan geçen beş aylık süre içinde bu yaklaşımınızda bir değişiklik oldu mu? Türk hükümetine yönelik güvenim hala son derece fazla. Türkiye’ye gidip en üst düzey yetkililerle görüşmelerde bulunacağım. Başlatılan reform sürecine devam edilmesi konusunda onları teşvik edeceğim ve Kıbrıs gibi mevcut sorunların çözümüne katkıda bulunmaları konusunda tavsiyede bulunacağım ve bu çerçevede Avrupa Konseyi’nin katkısını sunmaya hazır olduğumuzu ileteceğim. Türkiye’nin yapması gerekenleri sıralamanızı istesem Bu konudaki sıralamayı kabul edilen reformların uygulamaya geçirilmesi, insan haklarına saygı bağlamındaki reformların sürdürülmesi, Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunulması, Irak krizinin rehabilitasyonu konusunda aktif bir rol oynaması şeklinde yapabiliriz. Tabii Türkiye’nin üzerine de fazla gidilmemesinde yarar var. Ankara, Avrupa Konseyi bünyesindeki gözetleme sürecinden çıkmak istiyor. Bunu kısa vadede ihtimal dahilinde görüyor musunuz? Asıl sorun Türkiye’nin gözetleme sürecinden çıkmasının gerçekten tercih edilen bir şey olup olmadığı. Bu sürecin amacı ilgili ülkeye destek ve yardımcı olmak. Reformlara yönelik olarak desteğe ve yardıma ihtiyacı olup olmadığına karar verilmeli. Eğer böyle bir ihtiyaç varsa süreci sonlandırmak pek de akıllıca olmaz. Ama Türkiye sonlandırılmasından yana Bu sadece Türkiye’ye özgü bir yaklaşım değil. Başka ülkelerde de karşılaştık. Bu süreç genellikle cezalandırma ve yaptırım unsuru olarak görülüyor. Bu süreç ihtiyaçların belirlenmesine yönelik. Avrupa Konseyi olarak Türkiye’nin Avrupa standartlarına ulaşması ve gelecekteki bir Avrupa Birliği üyeliği için birlikte yapacağımız çok şey olduğunu düşünüyoruz. Bu sürçten çıkmaması durumunda Avrupa Birliği’nin üyelik müzakerelerinin başlatılması konusunda bunu Türkiye aleyhine kullanacağını düşünmüyor musunuz? Size şunu açıkça söyleyebilirim. Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne katılacak olan ülkelerin çoğu açısından gözetleme süreci son derece yapıcı bir katkı sağladı. Avrupa Birliği Komisyonu bu raporları dikkate aldı, bu süreç bünyesinde kaydedilen gelişmeleri not etti. Dolayısıyla bu raporlar her zaman için Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan İlerleme Raporu açısından önemli bir kaynak oldular. Bu bri şans olarak görülmeli. Türkiye’nin gözetleme sürecinde kalmasını bir dezavantaj olarak görmüyorum. Türkiye, Avrupa Birliği’ne yaklaşma süreci çerçevesinde birtakım şeyleri yerine getirmeli. Eğer gözetleme sürecine ilişkin raporda Türkiye’nin kaydettiği gelişmeler belirlenir ve Komisyon bunu dikkate alırsa bunun sadece yararı olur. Ben bu konuda bir dezavantaj görmüyorum. Kıbrıs konusunda fırsatlar kaçtı mı sizce? Yoksa hâlâ yapılabilecek bir şeyler var mı? Kıbrıs konusunda halen açık olduğunu düşündüğüm fırsat penceresinin kullanılmaması yazık olur. Her iki toplumun da açık isteğine karşı hareket edilirse yanlış olur. Toplumlardan bahsediyorum siyasi liderlerden değil. Toplumların isteği de ortada. Adanın birleştirilmesi, siyasi gücün adil paylaşılması, her iki topluma yönelik eşit muamele, Avrupa Birliği’ne eşit bir şekilde katılım... Geçenlerde Avrupa Konseyi çatısı altında düzenlenen bir seminerde Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk gençlerle görüştük. Gençlerin verdiği mesaj Kıbrıs sorununu 16 Nisan’dan önce çözelim oldu. Bu çağrıya tam destek veriyorum. Bundan sonra da Annan Planı üzerinden mi devam edilmeli? Her iki toplum tarafından kabul edilebilecek her türlü yaklaşıma açığız. Annan Planı görüşmeler açısından iyi bir başlangıç noktası. Ancak bu bir ön şart olarak görülmemeli. Eğer sonuç elde etmek istiyorsan olduğun yerden başlamalısın. Yeni başlangıç noktaları aramamalısın çünkü her defasında yeni bir başlangıç noktası belirlemek durumunda kalırsın ki bu da zaman kaybına neden olur. Türkiye bazı AİHM kararlarını uygulamamakta ısrarcı bir tutum içinde. Bunu sistem açısından bir tehdit olarak algılamak mümkün mü? Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından alınan kararları uygulamakta tereddüt eden tek üye ülke değil. Zamanında İngiltere ve Fransa’yla da benzer sorunlar yaşandı. Ancak Avrupa Konseyi’nin her üyesi alınan kararları uygulamalı. Bu son derece net ve pazarlığa kapalı bir konu. |