|
Kopenhag'ta Neler Yapabilirler? Güven Özalp, Brüksel Avrupa Birliği’nde son günlerin en gözde konularından biri Türkiye. Özellikle 3 Kasım seçimlerinin ardından Birlik yetkililerinin Türkiye’yle yatıp Türkiye’yle kalktıklarını söylesek abartmış olmayız. “Türkiye zirvesi” halini almasına kesin gözüyle bakılan Kopenhag Zirvesi’ne çok az bir süre kala eteklerdeki taşlar da dökülmeye başladı. Bir yandan, biraz da Washington’un Brüksel’in gözünde “dayanılmaz” bir hal alan baskısıyla “Aman Türkiye’yi yine kırmayalım” diyenler, öte yandan Avrupa Konvansiyonu Başkanı Valery Giscard d’Estaing gibi “Türkiye’nin üyeliği Avrupa Birliği’nin sonu olur” diyenler... Aslında Avrupa Birliği’nin önünde onlarca seçenek yok. Tüm pazarlıklar 15 ülke liderinin siyasi iradeleri çerçevesinde bir kaç formül etrafında dönecek. Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’yi yüzde yüz oranında tatmin edebilecek tek formül var o da zirve sonunda yayınlanacak sonuç belgesinde “Türkiye’yle tam üyelik müzakerelerine başlanmasına karar verilmiştir” ifadesini görmek. Bu olasılık çerçevesinde Türkiye müzakere başlangıç tarihi olarak 2003 Mart ayını öngörüyor. Bu yüksek sesle dile getirilen tarih ancak aslında Dışişleri, Kopenhag Zirvesi’nde, Birliğin yeni üyeleri olarak ilan edilmelerine kesin gözüyle bakılan on aday ülkeyle imzalanacak olan katılım antlaşmalarının yürürlüğe girmesinden önce verilecek her tarihe razı. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan dışındaki bu on adayla katılım antlaşmaları Nisan 2003’te Yunanistan’ın dönem başkanlığı sırasında Atina’da imzalanacak. Bu antlaşmaların yürürlüğe girmeleri ise Haziran 2004’ü bulacak. Dolayısıyla Ankara, dile getirmekten özenle kaçınsa da “15’ler”in “25’ler” olacağı 2004 Haziran’ına kadar kendisine verilecek herhangi bir müzakere tarihine sıcak bakacaktır. Ancak Kopenhag’da bu formüle işlerlik kazandırılması olasılığı Brüksel’den bakınca, en azından şu anda pek mümkün görünmüyor. Tabii her şeyin liderlerin iki dudağı arasaında olacağını hatırlatmakta da fayda olacaktır sanırım. Gelelim ikinci formüle. Bu formül “randevu tarihi” olarak tanımlanıyor. Buna göre Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’ye bir tarih veriliyor ancak bu tarih Türkiye’nin istediği cinsten bir tarih değil! Olası formüle göre Zirve’den “Türkiye’yle müzakerelere başlanıp başlanmayacağı (X) tarihinde değerlendirilecek, kaydedilen gelişmelere göre nihai karar verilecektir” denilecek. Bazı kesimlerin desteğini alan bu yaklaşıma Ankara kesinlikle karşı çıkıyor. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisinin deyimiyle bu yönde bir yaklaşım “Avrupa Birliği’nin topu taca atmasından başka” bir anlam taşımıyor. Son formül ise son günlerde “rating”i giderek yükselen şartlı tarih. Bunun açılımı da Zirve’de Türkiye konusunda “Avrupa Birliği Komisyonu raporunda belirtilen eksiklerin giderilmesi durumunda (X) tarihinde Türkiye’yle üyelik müzakerelerine başlanması öngörülmektedir” şeklinde özetlenebilir. Bu formül, ekim ayının son haftasında Brüksel’de düzenlenen zirvede güçlendi. Birliğin beş büyükleri Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’nın liderleri Türkiye’yi masaya yatırdıkları bir “zirve içi” toplantıda özellikle bu formül üzerinde kafa yordular. Kopenhag’da güçlü mesaj konusunda karar alan beş büyüklerin toplantısının ardından sızan ilk sinyaller ise tarih olarak 2004 Haziran ayını gösteriyordu. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da Brüksel’e yaptığı son ziyaret sırasında bu formülün giderek öne çıktığını dile getirmişti. Ancak Dışişleri’nden konuyu yürüten diplomatlara verilen talimat bu formülün de kesinlikle kabul edilmemesi yönünde. Ancak 3 Kasım seçimleri öncesinde görev yapan koalisyon hükümetinin Avrupa Birliği konusundaki yaklaşımıyla seçimlerden iktidar partisi olarak çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin açıklamaları karşılaştırıldığında bu formül üzerinde belli oranda bir esneme yaşanabileceği düşünülebilir. Şu anda Kopenhag’a doğru esen rüzgarların yarttığı havanın “1999 Helsinki Zirvesi sonrası kadar parlak olmadığı ancak 1997 Lüksemburg Zirvesi sonrası kadar da karamsar” olmadığı tespitini yapmak mümkün ancak yukarıdaki formüllerin yanı sıra Avrupa Birliği kurumları içinde Türkiye’ye ilişkin son eğilime de göz atmakta fayda olacaktır. Türkiye – Avrupa Birliği ilişkilerinin teknik boyutunu yürüten Avrupa Birliği Komisyonu, Kopenhag Zirvesi konusunda pek de “pembe” bir tablo çizmiyor. Başta Komisyon Başkanı Romano Prodi olmak üzere komiserlerin genelinde Türkiye’ye yeşil ışık yakılması konusunda olumsuz bir hava hakim. Hatta 20 üyeli Komisyon içinde Türkiye’ye net bir şekilde destek veren sadece bir üye olduğunu söyleyebilirim. Komisyon, özellikle Brüksel Zirvesi öncesi oldukça olumsuz bir yaklaşım içindeydi. Hatırlayacaksınız Prodi’nin zirve öncesi “Tarih beklemeyin” türünden bir açıklaması da olmuştu. Ancak Brüksel Zirvesi sırasında liderlerin “Son sözü biz söyleriz” şeklindeki uyarısını alan Komisyon’un şu günlerde “konunun hassasiyetine uygun” açıklamalar yapmaya özen gösteridiğini gözlemliyoruz. Komisyon’un Kopenhag Zirvesi’nde belirleyeceği eğilimin tavsiyenin ötesine geçmeyecek olması da Türkiye açısından “rahatlatıcı” bir unsur olarak yorumlanabilir. Ankara – Brüksel hattının en sorunlu kurumlarından Avrupa Parlamentosu’ndaki durum ise oldukça karışık. Türkiye konusunda 626 sandalyeli Parlamento’da kelimenin tam anlamıyla her kafadan bir ses çıkıyor. En fazla sandalyeye sahip ve Türkiye konusunda sürekli bir olumsuzluk içinde olan Hıristiyan Demokratlar, Kopenhag Zirvesi konusunda da bu geleneksel yaklaşımlarını sürdürüyorlar. Grup Başkanı Hans Gert Poettering’in geçtiğimiz günlerde yaptığı “Türkiye için aralıkta tarih verilmesinin zamanı gelmedi. Türkiye’nin koşması gereken yol oldukça uzun” yönündeki açıklama grup içinde ağır basan eğilimi ortaya koyar nitelikte. Sosyalistler ise şu aşamada tam anlamıyla karar vermiş durumda değiller. Ancak “Tutamayacağımız sözleri vermeyelim” eğiliminin ön planda olduğu söylenebilir. Türkiye’ye Kopenhag konusunda en net destek ise Liberal Grup’tan geliyor. “Son durumu” önde gelen ülkeler açısından incelediğimizde ise gözümüze çarpan ilk unsur gruplaşma oluyor. Tarih konusunda şu aşamada en esnek ve Türkiye lehinde bir konuma sahip olanlar İngiltere, Dönem Başkanı Danimarka ve Yunanistan. İngiltere üzerinde ABD’nin belirgin bir etkisi var, Danimarka bir şekilde zirveyi kurtarma çabasında, Yunanistan ise “kendisi açısından Birlik içinde bir Türkiye’nin dışarıda kalmış bir Türkiye’den çok daha yararlı” olduğu görüşünde. İtalya ve İspanya da bu gruba katılma eğilimindeler. Almanya ise son günlerde verdiği olumlu sinyallerle dikkat çekiyor. Olumsuz seslerin giderek yükseldiği ülke olarak ise Fransa’yı görüyoruz. Resmi anlamda negatif bir açıklama yapılmasa da giderek yükselen eğilim tedirgin edici. Dolayısıyla Fransa’nın şu anki konumunu “ortada” olarak tanımlayabiliriz. İsveç ve Avusturya’nın başını çektiği bir grup ise halen olumsuz çizgideler. Ancak kulislerden gelen bilgiler “üsttekilerin” anlaşması halinde “alttakiler” arasındaki fikir ayrılıklarının bir şekilde giderilebileceği yönünde. Görüldüğü gibi Avrupa Birliği içinde Türkiye konusundaki yaklaşım henüz tam anlamıyla olgunlaşmış değil. Kopenhag Zirvesi, Türkiye için olduğu kadar 15’ler için de oldukça zor geçecek. 3 Kasım sonrası gündeme getirilen söylemler bir an önce hayata geçirilirse Türkiye üzerine düşeni yapmış olacaktır. Şu aşamada Türkiye’nin, atacağı bir kaç somut adımla topu, son bir kez, yaklaşık 40 yıldır samimiyet sınavını veremeyen Avrupa Birliği’nin sahasına atmaktan başka izleyebileceği bir politika yok. Ondan sonrası 15’lere kalacak. Belki “takke düşüp kel görünecek”, ki uluslararası konjonktür dikkate alındığında Avrupa Birliği’nin ikinci bir Lüksemburg olayını yaşama “cesaretini” kendisinde göreceğinden pek emin değilim, belki de bazı olumsuzluklarına ve kimilerini korktan büyüklüğüne karşın Türkiye bazı tabuları yıkarak 40 yıldır zorladığı kapıdan ilk adımını atacak. Hep birlikte göreceğiz... |