|
Irak, AB ve NATO
Güven Özalp Avrupa Birliği ekonomiden ticarete, çevreden tüketici haklarına kadar bir çok alanda ortak standardı tutturmuş bir kurum ancak konu Birliğin varoluş nedenlerinden biri olan dış politikaya gelince karşımıza geleneksel yaklaşımlardan sıyrılamayan, bireysel reflekslerden kurtulamayarak ortak hareket etmekten aciz kalan bir “ülkeler topluluğu” çıkıyor. Konunun aciliyeti ve ciddiyeti arttıkça 15’ler arasındaki ayrılıkların vahim boyutlara varması da başka bir endişe kaynağı. İşte Irak örneği. Birlik’te her kafadan bir ses çıktığını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Şu an Birlik içinde çoğunluğun Irak’a yönelik olarak güç kullanılmasına karşı olduğunu söyleyebiliriz ancak bu yaklaşıma ilişkin olarak bile görüş ayrılıkları var. Kimi üyeler Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden karar çıksa dahi güç kullanılmasına kesin olarak karşı çıkarlarken bazıları bu durumda güç kullanımının mümkün olabileceği görüşündeler. “Amerikan tarzı” ise Britanya’dan başka hiçbir Avupa Birliği üyesi tarafından benimsenmiyor. Birlik içindeki dağınıklığın belki de en önemli nedenlerinden biri “itici güçler” arasındaki görüş ayrılıkları. Ülke bazında inceleyecek olursak Britanya’nın geleneksel Atlantik bağı çerçevesinde Washington yönetimine neredeyse yüzde yüz destek verdiğini söylemek mümkün. Ancak hükümet bu destek yüzünden oldukça sıkıntılı günler geçiriyor. Her şeyden önce kamuoyu desteği giderek düşüyor. Şu an olası bir operasyona destek oranı yüzde 53 düzeyinde ancak bu destek Birleşmiş Milletler’den karar çıkmasına bağlı bir destek özelliği taşıyor. Başbakan Tony Blair’in partisiyle arası da bozuldu bozulacak. Londra’nın bir başka sıkıntısı ise Birlik içindeki ortaklarını hiçe saymanın yarattığı olumsuzluktan kaynaklanıyor. Almanya ise Birlik içinde Britanya’dan sonra, şu ana kadar en net tepkiyi verenlerden biri ancak Londra’yla çizgileri oldukça farklı. Almanya, Irak politikasını ne pahasına olursa olsun savaşı engellemek üzerine kurmuş durumda. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in mesajı da gayet net: “Ne savaşa katılırım ne de para veririm”. Birliğin bir başka köşesinde de genellikle bu durumlarda ne yapacağı son ana kadar belli olmayan ve attığı bir son dakika adımıyla herkesi şaşırtabilen bir Fransa var. Bu ülkede Irak’a operasyona karşı çıkanların oranı yüzde 77’leri buluyor. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın “Ordu hazır olmalı” yönündeki açıklamasının ülkeyi birbirine kattığı düşünülürse Paris’in de savaş opsiyonuna yeşil ışık yakması oldukça zor gözüküyor. Ama dediğimiz gibi Fransa’nın ne yapacağı son dakikaya kadar belli olmaz. Tabii büyüklerin yanında iki arada bir derede kalmış küçüklerin “içler acısı” hallerini tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır. Ancak onlardaki rüzgarın da barışçı çözüm yönünde estiği bir gerçek. Dönem Başkanlığı’nı üstlenen Yunanistan ve AB Komisyonu ise yalvarırcasına “Açık ve somut bir ortak tavır benimsememiz şart” feryatlarıyla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama şu aşamada ortak yaklaşım benimsenmesi pek mümkün görünmüyor. Birleşmiş Milletler Silah Denetçileri Komisyonu Başkanı Hans Blix dün Brüksel’deydi ve Birlik yetkilileriyle temaslarda bulundu. Blix’le temastan sonra bir açıklama yapan Avupa Birliği Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın ifadeleri de Brüksel’in kafasının henüz netleşmediğini ortaya koydu. Solana, Birliğin ikinci bir Güvenlik Konseyi kararından yana olduğunu söylemekle yetinmek zorunda kaldı. Dolayısıyla kısa vadede Birlik hükümetlerinin yaklaşımları arasındaki farklılıkların giderilemeyeceğini bunun sonucu olarak da şu aşamada Brüksel tarafından benimsenecek nihai yaklaşımın yine suya sabuna dokunmayan cinsten olacağına şimdiden kesin gözüyle bakabiliriz. Küçük bir not olarak da gerek Brüksel’deki Amerikan diplomatlarının gerekse Avrupa Birliği diplomatlarının Türkiye’nin Irak politikalarını “anlayamama” sorunuyla karşı karşıya olduklarını belirtmekte fayda olacaktır. Gelelim NATO’ya... Sonunda ABD, NATO’yu da dolaylı bir şekilde süreçteki yerini almaya davet etti. Önceki gün ABD’nin NATO nezdindeki Büyükelçisi Nicholas Burns, Washington’un taleplerini müttefiklere iletti. Talepleri olası bir savaş durumunda Türkiye’nin, Irak’ın olası karşı saldırısına karşı korunması ki ABD bunun için gerekli görülen tüm riskli bölgelere Patriot yerleştirilmesini talep ediyor; Aralarında AWACS erken uyarı uçaklarının da bulunduğu NATO’nun hava, deniz ve kara nitelikli ortak imkânlarından yararlanılması; Ekipman ve asker taşınması, havada yakıt ikmali ve kara birliklerine hava koruması sağlanması konusunda NATO’nun planlama imkânlarından yararlanılması; Operasyon sonrası Irak’ta istikrarın sağlanması ve barışın korunması amacıyla NATO’nun asker katkısında bulunması olarak özetleyebiliriz. Ancak bu talepler henüz değerlendirme aşamasında. Taleplere ilişkin belge Kuzey Atlantik Konseyi tarafından askeri yetkililere iletildi. Uzmanların incelemesinin ardından bu belge tekrar, muhtemelen gelecek hafta, Kuzey Atlantik Konseyi’ne dönecek. Kararın olumlu çıkma olasılığı yüksek çünkü ABD, şu aşamada tam destek alamayacağını bildiği NATO’yu doğrudan sürece sokmaktansa dolaylı destek talep ediyor. Bu da son yıllarda varlık nedeni tartışılan NATO’nun işine gelen bir yaklaşım olacaktır. İttifak ülkelerinden birine saldırı olmaması halinde NATO’nun Irak’ta sıcak temasa girmesi ise şu aşamada neredeyse imkansız. ABD’nin bölgeye yaptığı yığınak göz önüne alındığında sürpriz olmaması halinde geri dönüşün olmayacağı yorumu yapılabilir. Gelinen aşamada 27 Ocak tarihi oldukça kritik ve belki de bu tarihten sonra gerek Avrupa Birliği gerekse NATO ve tabii ki ABD, politikalarına nihai hallerini vermek zorunda kalacaklar. Türk hükümetinin de artık olayı halka anlatmakla dış politika arasındaki dengeyi tam anlamıyla tutturma zamanı geldi. Ankara tarafından verilen mesajların artık daha net ve ortalığı bulandırmayan nitelikte olması gerekiyor çünkü her fırsatta övünerek gündeme getirdiğimiz “stratejik konumumuz” nedeniyle bu “işten” diğerleri kadar rahat kurtulmamız pek söz konusu olamayacak maalesef. |