Gerek
Türkiye gerekse KKTC’nin yıllardır önlemeye çalıştığı
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşmesine altı
aydan az bir süre kaldı. Birlik üyeliğini garantiye almış
Rum Yönetimi ellerini kavuşturmuş gelişmeleri perde arkasından,
ancak çıkarlarının zedelenmesine olanak tanımayacak bir dikkatle,
izlerken Türkiye’nin etrafındaki Kıbrıs çemberi giderek
daralıyor. Doğrudan görüşmelerin sürdüğü sırada
ve Kopenhag Zirvesi’nde yapılan taktik hataların ardından sadece sözde
kalan “Kıbrıs’ta çözümsüzlük Avrupa Birliği
beklentileriniz açısından ciddi engel oluşturabilir” söylemi
artık Brüksel’in resmi politikası haline gelmiş durumda. Ankara
ve Lefkoşa ise giderek daralan ve kıskaç haline gelme yönünde
kuvvetli sinyaller veren çemberden en az zararla çıkmanın
yollarını arıyorlar. Verilen mesajların ise konunun özüne
yönelik olmaktan çok etrafından geçer nitelikte olması
ise çözüm beklentilerinin beklenti olarak kalma riskini
yükseltiyor.
Yaşanan süreçte
Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda attığı adımları dikkatle incelemek gerek.
Birlik aslında Kıbrıs konusunda başından bu yana hedefi belirlenmiş, esnekliğe
yer vermeyen ve tabir yerindeyse zigzag çizmeyen bir politika benimsedi ve
uyguladı. Brüksel’in politikasının en önemli özelliklerinden birini ise Kıbrıs
konusunda her geçen gün Ankara aleyhine somut adım atması oluşturdu. Ankara ise
geldiğini görse de bu manevralara yeterli karşılığı veremedi ya da vermedi.
Başta Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen
olmak üzere bir çok üst düzey yetkili Kıbrıs’ın adaylığının kabulünden bu yana
verdikleri mesajlarda “bunun dönüşü olmayan bir yol olduğunun” altını ısrarla
çizdiler. Bu her toplantıda, her görüşmede her telkinde net bir şekilde
iletildi Ankara’ya.
Ankara’ya son
dönemde iletilen bir başka mesajı ise “Kıbrıs’ı çözmezseniz müzakerelere
başlamak için tarih alma beklentiniz zora girebilir” oldu. Konferanslar ve
akademik çevrelerde sık sık gündeme getirilen bu söylem yaklaşık bir yıldır
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üst düzeyde gerçekleştirilen temaslarda da
dozu her geçen gün biraz daha artan bir şekilde masada yerini aldı. Dolayısıyla
Türk yetkililerin Strateji Belgesi’ne giren ifadeden son dakikada haberdar
olduğu tezi pek gerçeği yansıtmıyor. İlerleme Raporu’nun yayımlanması öncesinde
Brüksel’de gerek dışişleri bakanı gerekse başbakan düzeyinde yapılan
görüşmelerde bu mesaj net bir şekilde Türk tarafına iletildi. Bunu Verheugen’in
Rapor’un yayımlanmasına bir kaç gün kala COREPER’de yaptığı açıklamalar izledi.
Verheugen o toplantıda Strateji Belgesi’ne yansıyan ifadeye ilişkin olarak “Bu
ifadeyi belgeye ya şimdi yerleştiririz ya da bu bir daha mümkün olmaz” demişti.
Bu toplantı sonrası hazırlanan son taslak belgede de bu ifade yer aldı. Raporun
açıklanmasından bir kaç gün önce hazırlanan bu taslak belgeden Dışişleri’nin
“haberdar olmaması” da oldukça ilginç. Rapor yayımlanmadan önceki gece yapılan
girişimlerin sonuç vermeyeceği de Avrupa Birliği konusuyla ilgilenen herkesin tahmin
edebileceği bir durum. Yaşanan bu gelişmeler Türkiye’nin artık Kıbrıs konusunda
“sabit, sağlam temellere dayanan ve yaratacağı sonuçlar itibarıyla hedef ve
öncelikleriyle paralellik gösterecek” bir politika ihtiyacını net bir şekilde
oratya koyuyor.
Bu çerçevede
Kıbrıs konusuna gündemde olan bir kaç söylem ve başlık altında değinmekte fayda
var:
Önüne geçilemeyecek gerçekler
-Türkiye ne
isterse yapsın engelleyemeyeceği en önemli “gerçek” Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004’te
Avrupa Birliği’nin 25 üyesinden biri olacağıdır. Bu saatten sonra Türkiye’nin
bunu engelleyecek gücü maalesef yoktur.
-Türkiye müzakere
tarihi alması halinde süreç içerisinde henüz tanımadığı bu devletle içli dışlı
olmak zorunda kalacaktır. Hatta belli aşamalarda Kıbrıs’ın kendisine yeşil ışık
yakması için çaba sarfetmek durumunda kalacaktır.
-Avrupa
Birliği’nin Rum Yönetimi’ni masaya çekmek için baskı yapacağını beklemek yanlış
olur. Bu saatten sonra üyeliği garanti olan Rum yönetimini masaya çekmek hiç
kolay değildir. Zaten işleyiş mekanizmaları gereği Brüksel’in bu tür girişimde
bulunma olasılığı sıfıra yakın düzeydedir.
-Kıbrıs’ta
çözümsüzlük Avrupa Birliği içinde bazı çevrelerin Türkiye’yi dışlamak en azından tam anlamıyla bünyeye dahil
etmemek için kullandıkları ve ileride de kullanmaktan çekinmeyecekleri bir
unsurdur.
-Kıbrıs konusu
artık Türkiye’nin Birlik beklentileriyle açık bir şekilde ilişkilendirilmiş
durumda. Bu çerçevede Avrupa Birliği’ne girmeyi kendisi açısından en önemli
hedef olarak belirlemiş bir Türkiye’nin gücü yüzde yüz kendine uygun çözüm
politikasını dayatmaya yetmez. Türkiye bu konuda bazı esneklikler göstermeye
zorlanacaktır.
Seçimler ve ortak plan
KKTC ve Türkiye
arasındaki bağlar 14 Aralık’ta yapılacak seçimlerden kim çıkarsa çıksın ortak
bir politika yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Seçimler Kıbrıs’ta olası bir
açılım için en önemli dönemeçlerden birini oluşturmaktadır. Muhalefetin Avrupa
Birliği’ne bakışı, Brüksel’in de KKTC’deki muhalefete bakışı ortada olduğundan
seçimlerden bu kanadın çıkması halinde Ankara’nın işinin daha kolay olacağı
yorumu yapılabilir. Ancak seçimlerden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a destek
veren kanadın çıkması halinde de özellikle Denktaş’ın içerik açısından yeni
denilebilecek yaklaşımlar içeren manevralar içerisine girmesi kesindir.
Her iki durumda
da Ankara’nın en büyük çıkarı ise KKTC’yle ortak bir plan çerçevesinde hareket
edebilmekten geçmektedir. Şu an itibarıyla Denktaş ve kurmayları bir plan
hazırlarken bir çok alternatif yaklaşımdan oluşan bir başka plan da Ankara’da
dışişleri kurmayları tarafından hazırlanmaktadır. Sonuç itibarıyla bu iki plan
birbirine uyumlaştırılacaktır. Şu aşamada ortak bir planlama yapılmamasının
nedeni ise seçim sonuçlarının şimdiden kestirilememesinden kaynaklanmaktadır.
Ancak bize ulaşan bilgiler Ankara’nın planlarının 15 Aralık’tan itibaren
Denktaş’la ya da Denktaş’sız uygulamaya olanak verecek şekilde yapıldığı
yönünde.
Belçika modeli
Türkiye ve KKTC,
Belçika modelini ya tam anlatamadı ya da bu model yanlış anlaşıldı. Belçika
modelinde Kıbrıs’a adapte edilebilecek somut ve en önemli unsuru Avrupa Birliği
boyutu oluşturmaktadır. İki ana bölgeden oluşan Belçika örneğinde Avrupa
Birliği gerektiğinde doğrudan bu bölgelerele temasa geçebilmekte ve sadece bir
bölgeyi ilgilendiren konuları bu bölgeyle konuşabilmektedir. Devletler
düzeyinde ise Avrupa Birliği’nin muhatabı Belçika’daki federal hükümettir.
Oysa Türkiye ve
KKTC bugüne kadar iki devleti temel alan bir çözümü istediklerini ortaya
koydular. Halen istenen de iki devletin bulunması ve Kıbrıs’ın bir “çatı”
devlet olmasıdır. Ancak adadaki sosyal, politik ve ekonomik yapı bu iki
devletin Avrupa Birliği tarafından “iki bölge” olarak algılanmasına olanak
tanımamaktadır. Dolayısıyla her durumda Avrupa Birliği'nin muhatabı Kıbrıs
Devleti olacaktır. Dolayısıyla Belçika modeli bazı benzerlikler gösterse de ada
açısından uygulanabilirliği olmayan bir modeldir.
Stratejik önem
Kıbrıs’ın
stratejik önemine ilişkin söylemlerin güncelleştirilmesi zamanı gelmiştir.
Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından Kıbrıs’ın 1970’lerde taşıdığı anlamla
bugün taşıdığı anlam arasında oldukça büyük fark vardır. Bunun temelinde de o
günün askeri imkan ve yetenekleriyle bugününkiler arasındaki uçurum denebilecek
ölçüdeki değişim yatmaktadır. Tekonolojinin askeri alanda yarattıklarına ve bu
teknolojilerin uygulanmasına hepimiz yakın dönemde tanık olduk. Kosova,
Afganistan ve son olarak da Irak artık modern teknolojilerle neler
yapılabileceğinin en güzel örnekleriydi. Savaş uçakların ulaşamadığı noktaları
vuran füzeler, akıllı bombalar vb... Ada’da düşman bir gücün konuşlanması
olasılığına yönelik söylem de bugün geçerliliği tartışmaya açık hale gelmiş
durumdadır.
Birlikte yaşama
Geçmişe dönüp
baktığımızda Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin haksız olduğunu savunmak için
ya kör olmak ya da hiçbir şeyden anlamıyor olmak gerekir. O dönemin şartları
çerçevesinde adadaki iki toplumun bir arada yaşayamayacağı tezi de gayet
yerindedir. Ancak bugünün şartları ve Avrupa Birliği perspektifi de dikkate
alındığında bu tezin de yavaş yavaş geçerliliğini kaybetmeye başladığı
söylenebilir. Adada 1970’leri yaşayan jenerasyonla bugünkü nesil arasında bakış
farkı oldukça önemli düzeyde. Bir “birleşme” sonrasında karşılıklı olarak bazı
ufak tefek sorunlar yaşanabilir. Bu gayet normaldir ancak müdahaleyi gerekli
kılan sahnelere rastlanması olasılığı sıfıra yakındır. KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş’ın geçtiğimiz aylarda, son derece başarılı bir manevra örneği olarak
tarihteki yerini alan, sınırları açma
kararından sonra adanın her iki tarafında yaşananlar bu alanda oldukça umut
verici verileri ortaya koymuştur.
“Ver -kurtul” denklemi
Türkiye’deki en
önemli sorunlardan birini özellikle dış politika konularına ya siyah ya da
beyaz bakılması, grinin ise hep gözardı edilmesi gelmektedir. Bunun en fazla
hissedildiği konulardan biri de Kıbrıs’tır. Kıbrıs, siyah ve beyazdan uzak
durmayı ve gri bakabilmeyi gerektiren konuların başını çeker. Çünkü Kıbrıs’ta
çözüm griden geçer. Kıbrıs’ta ne “ver - kurtul” ne de “hayatta vermeyiz”
yaklaşımları hiçbir şey kazandırmayacak yaklaşımlardır. Gelinen aşamada Annan
Planı üzerinde yapılacak birtakım değişikliklerle çözüme doğru adım atmak en
akıllıca politikalardan birini oluşturacaktır. Zaten zamanın kısıtlılığı ve
masadaki hazır tek planın bu plan olması Annan Planı’nın temel olarak alınmasını
mecbur kılmaktadır.
Türkiye’de son dönemde benimsenen “Bizim için Avrupa Birliği’nden büyük
hiçbir konu yoktur. Avrupa Birliği hedefi önünde hiçbir güç duramaz” şeklindeki
politik söylem Kıbrıs’ta bir çözümün gerekliliğini ortaya koymaktadır. Hedefi
bu olan Türkiye, Kıbrıs’ı çözmeden istediği amaca ulaşamayacaktır. Ya da o
hedefe ulaşmasına izin verilmeyecektir. Bunun açık bir şekilde ortaya konduğu
bir dönemde üyeliği garantilemiş Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinde uluslararası
baskı ortamının oluşmasını sağlamanın tek yolu da ilk ve akıllı adımların
Türkiye ile KKTC’den gelmesidir. Tüm uluslararası unsurlar dikkate alınarak,
“gri” dozu yüksek, detayların “öcü” gibi görülmediği bir plan çerçevesinde
atılacak adımlar hem Türkiye’nin hem KKTC’nin önünün açılmasına katkı
sağlayacaktır. Türkiye atacağı adımlarla Strateji Belgesi’nde olumsuz bir
yaklaşımla ortaya konan “Kıbrıs’ta çözümsüzlük Türkiye’nin Avrupa Birliği
beklentileri açısından ciddi bir engel oluşturabilir” ifadesini “Kıbrıs’ta
çözüm Türkiye’nin Avrupa Birliği beklentileri açısından ciddi bir katkı
oluşturabilir” şeklinde değiştirebilir.
|