Kıskaç Daralırken

Güven Özalp, Brüksel, 17.11.2003


Gerek Türkiye gerekse KKTC’nin yıllardır önlemeye çalıştığı Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşmesine altı aydan az bir süre kaldı. Birlik üyeliğini garantiye almış Rum Yönetimi ellerini kavuşturmuş gelişmeleri perde arkasından, ancak çıkarlarının zedelenmesine olanak tanımayacak bir dikkatle, izlerken Türkiye’nin etrafındaki Kıbrıs çemberi giderek daralıyor. Doğrudan görüşmelerin sürdüğü sırada ve Kopenhag Zirvesi’nde yapılan taktik hataların ardından sadece sözde kalan “Kıbrıs’ta çözümsüzlük Avrupa Birliği beklentileriniz açısından ciddi engel oluşturabilir” söylemi artık Brüksel’in resmi politikası haline gelmiş durumda. Ankara ve Lefkoşa ise giderek daralan ve kıskaç haline gelme yönünde kuvvetli sinyaller veren çemberden en az zararla çıkmanın yollarını arıyorlar. Verilen mesajların ise konunun özüne yönelik olmaktan çok etrafından geçer nitelikte olması ise çözüm beklentilerinin beklenti olarak kalma riskini yükseltiyor.

Yaşanan süreçte Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda attığı adımları dikkatle incelemek gerek. Birlik aslında Kıbrıs konusunda başından bu yana hedefi belirlenmiş, esnekliğe yer vermeyen ve tabir yerindeyse zigzag çizmeyen bir politika benimsedi ve uyguladı. Brüksel’in politikasının en önemli özelliklerinden birini ise Kıbrıs konusunda her geçen gün Ankara aleyhine somut adım atması oluşturdu. Ankara ise geldiğini görse de bu manevralara yeterli karşılığı veremedi ya da vermedi. Başta Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen olmak üzere bir çok üst düzey yetkili Kıbrıs’ın adaylığının kabulünden bu yana verdikleri mesajlarda “bunun dönüşü olmayan bir yol olduğunun” altını ısrarla çizdiler. Bu her toplantıda, her görüşmede her telkinde net bir şekilde iletildi Ankara’ya.

Ankara’ya son dönemde iletilen bir başka mesajı ise “Kıbrıs’ı çözmezseniz müzakerelere başlamak için tarih alma beklentiniz zora girebilir” oldu. Konferanslar ve akademik çevrelerde sık sık gündeme getirilen bu söylem yaklaşık bir yıldır Avrupa Birliği ile Türkiye arasında üst düzeyde gerçekleştirilen temaslarda da dozu her geçen gün biraz daha artan bir şekilde masada yerini aldı. Dolayısıyla Türk yetkililerin Strateji Belgesi’ne giren ifadeden son dakikada haberdar olduğu tezi pek gerçeği yansıtmıyor. İlerleme Raporu’nun yayımlanması öncesinde Brüksel’de gerek dışişleri bakanı gerekse başbakan düzeyinde yapılan görüşmelerde bu mesaj net bir şekilde Türk tarafına iletildi. Bunu Verheugen’in Rapor’un yayımlanmasına bir kaç gün kala COREPER’de yaptığı açıklamalar izledi. Verheugen o toplantıda Strateji Belgesi’ne yansıyan ifadeye ilişkin olarak “Bu ifadeyi belgeye ya şimdi yerleştiririz ya da bu bir daha mümkün olmaz” demişti. Bu toplantı sonrası hazırlanan son taslak belgede de bu ifade yer aldı. Raporun açıklanmasından bir kaç gün önce hazırlanan bu taslak belgeden Dışişleri’nin “haberdar olmaması” da oldukça ilginç. Rapor yayımlanmadan önceki gece yapılan girişimlerin sonuç vermeyeceği de Avrupa Birliği konusuyla ilgilenen herkesin tahmin edebileceği bir durum. Yaşanan bu gelişmeler Türkiye’nin artık Kıbrıs konusunda “sabit, sağlam temellere dayanan ve yaratacağı sonuçlar itibarıyla hedef ve öncelikleriyle paralellik gösterecek” bir politika ihtiyacını net bir şekilde oratya koyuyor.

Bu çerçevede Kıbrıs konusuna gündemde olan bir kaç söylem ve başlık altında değinmekte fayda var:

Önüne geçilemeyecek gerçekler

-Türkiye ne isterse yapsın engelleyemeyeceği en önemli “gerçek” Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’nin 25 üyesinden biri olacağıdır. Bu saatten sonra Türkiye’nin bunu engelleyecek gücü maalesef yoktur.

-Türkiye müzakere tarihi alması halinde süreç içerisinde henüz tanımadığı bu devletle içli dışlı olmak zorunda kalacaktır. Hatta belli aşamalarda Kıbrıs’ın kendisine yeşil ışık yakması için çaba sarfetmek durumunda kalacaktır.

-Avrupa Birliği’nin Rum Yönetimi’ni masaya çekmek için baskı yapacağını beklemek yanlış olur. Bu saatten sonra üyeliği garanti olan Rum yönetimini masaya çekmek hiç kolay değildir. Zaten işleyiş mekanizmaları gereği Brüksel’in bu tür girişimde bulunma olasılığı sıfıra yakın düzeydedir.

-Kıbrıs’ta çözümsüzlük Avrupa Birliği içinde bazı çevrelerin Türkiye’yi dışlamak  en azından tam anlamıyla bünyeye dahil etmemek için kullandıkları ve ileride de kullanmaktan çekinmeyecekleri bir unsurdur.

-Kıbrıs konusu artık Türkiye’nin Birlik beklentileriyle açık bir şekilde ilişkilendirilmiş durumda. Bu çerçevede Avrupa Birliği’ne girmeyi kendisi açısından en önemli hedef olarak belirlemiş bir Türkiye’nin gücü yüzde yüz kendine uygun çözüm politikasını dayatmaya yetmez. Türkiye bu konuda bazı esneklikler göstermeye zorlanacaktır.

Seçimler ve ortak plan

KKTC ve Türkiye arasındaki bağlar 14 Aralık’ta yapılacak seçimlerden kim çıkarsa çıksın ortak bir politika yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Seçimler Kıbrıs’ta olası bir açılım için en önemli dönemeçlerden birini oluşturmaktadır. Muhalefetin Avrupa Birliği’ne bakışı, Brüksel’in de KKTC’deki muhalefete bakışı ortada olduğundan seçimlerden bu kanadın çıkması halinde Ankara’nın işinin daha kolay olacağı yorumu yapılabilir. Ancak seçimlerden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a destek veren kanadın çıkması halinde de özellikle Denktaş’ın içerik açısından yeni denilebilecek yaklaşımlar içeren manevralar içerisine girmesi kesindir.

Her iki durumda da Ankara’nın en büyük çıkarı ise KKTC’yle ortak bir plan çerçevesinde hareket edebilmekten geçmektedir. Şu an itibarıyla Denktaş ve kurmayları bir plan hazırlarken bir çok alternatif yaklaşımdan oluşan bir başka plan da Ankara’da dışişleri kurmayları tarafından hazırlanmaktadır. Sonuç itibarıyla bu iki plan birbirine uyumlaştırılacaktır. Şu aşamada ortak bir planlama yapılmamasının nedeni ise seçim sonuçlarının şimdiden kestirilememesinden kaynaklanmaktadır. Ancak bize ulaşan bilgiler Ankara’nın planlarının 15 Aralık’tan itibaren Denktaş’la ya da Denktaş’sız uygulamaya olanak verecek şekilde yapıldığı yönünde.

Belçika modeli

Türkiye ve KKTC, Belçika modelini ya tam anlatamadı ya da bu model yanlış anlaşıldı. Belçika modelinde Kıbrıs’a adapte edilebilecek somut ve en önemli unsuru Avrupa Birliği boyutu oluşturmaktadır. İki ana bölgeden oluşan Belçika örneğinde Avrupa Birliği gerektiğinde doğrudan bu bölgelerele temasa geçebilmekte ve sadece bir bölgeyi ilgilendiren konuları bu bölgeyle konuşabilmektedir. Devletler düzeyinde ise Avrupa Birliği’nin muhatabı Belçika’daki federal hükümettir.

Oysa Türkiye ve KKTC bugüne kadar iki devleti temel alan bir çözümü istediklerini ortaya koydular. Halen istenen de iki devletin bulunması ve Kıbrıs’ın bir “çatı” devlet olmasıdır. Ancak adadaki sosyal, politik ve ekonomik yapı bu iki devletin Avrupa Birliği tarafından “iki bölge” olarak algılanmasına olanak tanımamaktadır. Dolayısıyla her durumda Avrupa Birliği'nin muhatabı Kıbrıs Devleti olacaktır. Dolayısıyla Belçika modeli bazı benzerlikler gösterse de ada açısından uygulanabilirliği olmayan bir modeldir.

Stratejik önem

Kıbrıs’ın stratejik önemine ilişkin söylemlerin güncelleştirilmesi zamanı gelmiştir. Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından Kıbrıs’ın 1970’lerde taşıdığı anlamla bugün taşıdığı anlam arasında oldukça büyük fark vardır. Bunun temelinde de o günün askeri imkan ve yetenekleriyle bugününkiler arasındaki uçurum denebilecek ölçüdeki değişim yatmaktadır. Tekonolojinin askeri alanda yarattıklarına ve bu teknolojilerin uygulanmasına hepimiz yakın dönemde tanık olduk. Kosova, Afganistan ve son olarak da Irak artık modern teknolojilerle neler yapılabileceğinin en güzel örnekleriydi. Savaş uçakların ulaşamadığı noktaları vuran füzeler, akıllı bombalar vb... Ada’da düşman bir gücün konuşlanması olasılığına yönelik söylem de bugün geçerliliği tartışmaya açık hale gelmiş durumdadır.

Birlikte yaşama

Geçmişe dönüp baktığımızda Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin haksız olduğunu savunmak için ya kör olmak ya da hiçbir şeyden anlamıyor olmak gerekir. O dönemin şartları çerçevesinde adadaki iki toplumun bir arada yaşayamayacağı tezi de gayet yerindedir. Ancak bugünün şartları ve Avrupa Birliği perspektifi de dikkate alındığında bu tezin de yavaş yavaş geçerliliğini kaybetmeye başladığı söylenebilir. Adada 1970’leri yaşayan jenerasyonla bugünkü nesil arasında bakış farkı oldukça önemli düzeyde. Bir “birleşme” sonrasında karşılıklı olarak bazı ufak tefek sorunlar yaşanabilir. Bu gayet normaldir ancak müdahaleyi gerekli kılan sahnelere rastlanması olasılığı sıfıra yakındır. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın geçtiğimiz aylarda, son derece başarılı bir manevra örneği olarak tarihteki yerini alan,  sınırları açma kararından sonra adanın her iki tarafında yaşananlar bu alanda oldukça umut verici verileri ortaya koymuştur.

“Ver -kurtul” denklemi

Türkiye’deki en önemli sorunlardan birini özellikle dış politika konularına ya siyah ya da beyaz bakılması, grinin ise hep gözardı edilmesi gelmektedir. Bunun en fazla hissedildiği konulardan biri de Kıbrıs’tır. Kıbrıs, siyah ve beyazdan uzak durmayı ve gri bakabilmeyi gerektiren konuların başını çeker. Çünkü Kıbrıs’ta çözüm griden geçer. Kıbrıs’ta ne “ver - kurtul” ne de “hayatta vermeyiz” yaklaşımları hiçbir şey kazandırmayacak yaklaşımlardır. Gelinen aşamada Annan Planı üzerinde yapılacak birtakım değişikliklerle çözüme doğru adım atmak en akıllıca politikalardan birini oluşturacaktır. Zaten zamanın kısıtlılığı ve masadaki hazır tek planın bu plan olması Annan Planı’nın temel olarak alınmasını mecbur kılmaktadır.

Türkiye’de son dönemde benimsenen “Bizim için Avrupa Birliği’nden büyük hiçbir konu yoktur. Avrupa Birliği hedefi önünde hiçbir güç duramaz” şeklindeki politik söylem Kıbrıs’ta bir çözümün gerekliliğini ortaya koymaktadır. Hedefi bu olan Türkiye, Kıbrıs’ı çözmeden istediği amaca ulaşamayacaktır. Ya da o hedefe ulaşmasına izin verilmeyecektir. Bunun açık bir şekilde ortaya konduğu bir dönemde üyeliği garantilemiş Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinde uluslararası baskı ortamının oluşmasını sağlamanın tek yolu da ilk ve akıllı adımların Türkiye ile KKTC’den gelmesidir. Tüm uluslararası unsurlar dikkate alınarak, “gri” dozu yüksek, detayların “öcü” gibi görülmediği bir plan çerçevesinde atılacak adımlar hem Türkiye’nin hem KKTC’nin önünün açılmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye atacağı adımlarla Strateji Belgesi’nde olumsuz bir yaklaşımla ortaya konan “Kıbrıs’ta çözümsüzlük Türkiye’nin Avrupa Birliği beklentileri açısından ciddi bir engel oluşturabilir” ifadesini “Kıbrıs’ta çözüm Türkiye’nin Avrupa Birliği beklentileri açısından ciddi bir katkı oluşturabilir” şeklinde değiştirebilir.