|
"Ben de savaşa karşıyım" NATO’da yaşanan kriz sırasında uyguladığınız yöntemler sürekli eleştirildi. Özellikle de sessizlik sürecini devreye sokmanız. Görevinizi gerektiği gibi yaptığınızı düşünüyor musunuz? Krizin her zaman kullandığımız bir yöntemi kullandığımız için oluştuğunu söylemek çok saçma. Sessizlik sürecini sorunu halledebilmek için kullandık. Birtakım belgeler masaya konuyor ve bir konsensüs sağlanmaya çalışılıyor. Bu süreç çok sayıda toplantı yapılmasının önüne geçen bir süreç. Rutin bir süreç. Sessizlik sürecini devreye sokmamın nedeni gerçekleştirdiğim temaslar sonucunda yeni bir belgenin ortaya çıkmış olmasıydı. Ve başkentlere değerlendirme zamanı bırakmak istedim. Sessizlik sürecinin kırılabileceğini dikkate almadınız mı? Sessizlik sürecinin kırılmamasını umuyordum. Konsenüs sağlanacağını tahmin ediyordum. Almanya İsrail’e Patriot, Kuveyt’e kimyasal ve biyolojik savunma unsurları gönderdikten, Fransa Charles de Gaulle uçak gemisini Akdeniz’e yolladıktan sonra niye ihtiyati savunma kararları alamayalım diye düşündüm. Sessizlik süreci kırılınca hayal kırıklığına uğradım. Bu uzun süren temaslar sonrasında uzlaşmaya varılacağını düşündüğüm bir anda geldi. Pekiyi yaşanan karmaşanın ardında yatan neydi? İnsanlar bizden çok çabuk karar almamızı bekliyorlar. Bu kadar karmaşa da bunun için yaşandı. Diğer örgütlerin karar almaları haftalar hatta aylar alabiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1441 sayılı kararda anlaşabilmesi için 42 gün gerekti. Bizim hızlı hareket etme gibi bir ünümüz var ancak bunu yaparken de yeterince dikkatli olmamaız gerekiyor. 1991’de de aynı suçlamalarla karşılaştık. Ve sorunu aşmamız 16 gün sürmüştü. Bunlar unutuldu. Bu ciddi bir mesele. Ülkeler arasında farklı görüşler vardı ve ABD’ye karşı Avrupa şeklinde değildi. 16’ya 3 durumu vardı ve Avrupa ABD’ye karşı durumu değil. Zamanlamaya ilişkin ayrılıklar vardı. Yaşananlar İttifak’a verdiği zararın boyutu nedir? İttifak’a zarar verildi. İnanılırlığımıza zarar verildi. ABD’yle diğer ülkeler arasındaki ilişkilere zarar verildi. Ancak sonuca vardık ve konsensüs sağladık bunu da 1991’dekinden daha hızlı yaptık. Bunun çok özel şartlarda oluşan özel bir anlaşmazlık ve tartışma olduğunu bilincinde olarak artık işimize dönebiliriz. İttifak’ın her zaman yaptığı gibi bir sonuca vardık. Ben sonuca daha önce ulaşabileceğimizi umuyordum. Hatta bu konuda bir Alman gazeteciyle iddiaya girdim. Ben Cuma günü çözüme ulaşacağımızı savundum ancak 48 saatle kaybederek bir şişe kırmızı şarap kazanmak yerine bir şişke İskoç viskisi kaybettim. Savunma Planlama Komitesi’nde alınan kararları Türkiye’nin savunulması açısından yeterli görüyor musunuz? Burada bir ilkeden bahsediyoruz uygulamadan değil. Yardım ortak savunma düzenlemelerinin bir parçası olarak NATO şemsiyesi altına alındı. Bu Türkiye için son derece önemliydi ve şimdi varılan sonuçtan memnunlar. Uygulamaya ilişkin bir nokta da var Patriot’lar ya da Awacs’lar sadece NATO’nun ortak savunma sistemine entegre edildiklerinde faaliyet gösterebiliriler. İkili yaklaşımlar sadece yarım yamalak bir çözüm sağlayabilirdi. İnsanlar ‘Robertson AWACS’ları tatbikat uçuşuna göndererek sorunu çözebilirdi’ dediler. Ya da ‘Almanya’dan füzeler Hollanda’dan sistemler gider sorun aşılırdı’ dediler ancak sorun şu ki sistem böyle işlemiyor. NATO kararı bu nedenle çok önemli. Şu aşamada Irak’la tam bir savaş noktasında değiliz. Bunlar Türkiye’nin istedikleriydi. Kendi savunma sistemlerine ek olarak talep ettikleri unsurlardı. 1991’de istediklerinin aynılarıydı. Türkiye’ye yönelik tehdidin boyutlarını nasıl tanımlarsınız? Kriz şu aşamada Türkiye’yi tehdit eden bir konuma sahip. Askeri Komite Başkanı, Kuzey Atlantik Konseyi’ne verdiği brifingde tehdidin varlığını ortaya koydu. Irak’ın önce davaranarak komşularına saldırbileceğini ifade etti. Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı da bana gönderdiği bir yazıda Irak’taki güçlerin konfigürasyonunun ve bazı füzelerin konuşlandırılma biçimlerinin kendisine saldırı olmadan olası saldırılarda bulunabileceğinin işareti olarak algılandığını rapor etti. Saddam’ın 1991’e göre daha geniş kapasiteli olanaklara sahip olduğuna yönelik sinyaller var. Füzelerin daha uzun menzile ve biyolojik ve kimyasal savaş başlığı takabilme yeteneğine sahip olduğu görülüyor. Bu paket neden öncelikle ABD tarafından gündeme getirildi de Türkiye devreye sonradan girdi? Burada sadece Türkiye’nin savunma kaygılarından bahsetmek mümkün mü yoksa Amerikan çıkarlarının rolü de var mı? Bu konu ABD odaklı değil sadece Türkiye’nin savunulmasını ilgilendiren bir konu. NATO’nun Türkiye’yi koruma konusunda sorumlulukları var. ABD de bu noktadanm hareketle paketi gündeme getirdi. Bu önlemler Körfez Savaşı’nda Türkiye’yi Irak saldırısına karşı korumak üzere alınan önlemlerle aynı nitelikte. ABD, Türkiye’ye bu korumayı sağlamanın bireysel olarak ülkelerin değil İttifak’ın görevi olduğunu düşündüğü için gündeme getirdi. Paketin ilk halinde ABD’nin de istekleri vardı ve bu nedenle bazı ülkeler tarafından Amerikan dayatması olarak algılandı... ABD’nin talepleri zaten benzer durumlarda hep uygulanan önlemler. Örneğin Avrupa’daki Amerikan üslerinin güvenliğinin artırılması. Saddam sonrası dönemde Irak’ta NATO’nun görev üstlenmesine yönelik öneri ise tamamen prematüre bir niteliğe sahipti. Bu, masadan en çabuk kaldırılan öneriler arasında yer aldı. ABD’liler bile bunun prematüre olduğunu kabul ettiler. ABD’nin girşimi bir bakıma İttifak içinden yükselen ve ABD’nin Afganistan’da NATO’yu devereye sokmamasına yönelik eleştirilere bir cevap niteliği de taşıyordu. Bu kez hızlı davrandılar ve bu paketi gündeme getirdiler. ABD’liler bir hassasiyet belki de suçluluk duygusuyla bu girişimde bulundular. NATO içinde Amerika ülkeleri Avrupa ülkeleri, küçük ülkeler büyük ülkeler gibi çizgiler çizemezsiniz. Olası bir savaş durumunda NATO ne gibi bir rol üstlenebilir? Sizin olası bir savaşa bakışınız nedir? Olası bir savaşa girme konusundaki bir istek ya da olası bir rol yine İttifak çatısı altında değerlendirilir ancak o aşamada değiliz. Bir daha altını çizmek isterim bu önlemler sadece Türkiye’nin savunulmasıyla ilgili. Savaşa yönelik olarak atılmış bir ileri adım değil. Bunlar bilinen bir tehdide yönelik temkinli, hassas, iyi tasarlanmış önlemler. Ben de savaşa karşıyım. Bizim görevimiz savaşları durdurmak savaşları başlatmak değil. Bosna’da, Kosova’da Makedonya’da bu böyle oldu. Ben Irak’a yönelik savaşa da karşıyım. Saddam, Birleşmiş Milletler kararlarına uymalı, işbirliği içinde olmalı, silahsızlanmalı ve silahsızlandığını kanıtlamalı. Savaş ancak silahsızlanmamasının bir sonucu olabilir. Ben Irak’a karşı savaşa hayır diyorum ama Saddam kurallara uymalı çünkü ancak bu şekilde askeri bir girişimi engelleyebiliriz. 1988’de Türkiye’ye gittim. Önce Diyarbakır daha sonra da Mardin’e geçtim. Orada Halepçe’den gelen mültecilerle görüştüm. Gaz saldırısına uğrayan insanları gördüm. Gazdan etkilenmiş gözlerini gördüm. İnsanların sessiz patlayan bombalara ilişkin anlattıklarını dinledim, kadınların ve çocukların sokaklarda öldüklerini gören insanların gözlerindeki yaşları gördüm. Kendi halkına karşı kimyasal silah kullandığı dönemden bunları hatırlıyorum. 1441 sayılı karar silahsızlanması gerektiğini söylüyor. Yaparsa büyük bir rahatlama yaşayacağız ve askeri eylem gerekliliğini ortadan kaldıracağız. |