|
Avrupa Birliği Muradına Eriyor
Güven Özalp Kuruluşundan bu yana savunma alanında sırtını NATO’ya dayayan ancak son yıllarda yaşanan gelişmelerin de etkisiyle bu alanda kendi ayakları üzerinde durma çabası içine giren Avrupa Birliği’ne gün doğdu. NATO ile Avrupa Birliği arasında, yaklşaşık üç yıldır Türkiye’nin uyguladığı ambargo nedeniyle, sürüncemede kalan anlaşmaya Ankara’nın bulduğu bir formül temel alınarak yeşil ışık yakılmasıyla Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) artık sadece kağıt üzerinde kalan bir proje olmanın ötesine geçecek. En azından Avrupa Birliği’nin iddiası bu yönde. AGSP, 1999 yılında gündeme getirildi. Amaç bu projenin Birliğin ekonomik ve siyasi boyutunu tamamlamasıydı. Ancak çıkarlarını son derece pragmatik bir yaklaşım içinde savunan Türkiye’nin uyguladığı ambargo nedeniyle NATO ile Avrupa Birliği arasında planlamadan ortak harekete kadar bir çok konuda “emeklemenin” ötesine gidemeyen AGSP konusundaki açılımın ilk sinyalleri 12 - 13 Aralık tarihlerinde düzenlenen Kopenhag Zirvesi öncesinde gelmeye başladı. Türkiye, çeşitli adlarla önüne getirilen belgelerden sonuncusu olan Brüksel Belgesi’nin birkaç unsur dışında ABD ve İngiltere’yle yaptığı çalışma sonucunda ortaya çıkardığı Ankara Mutabakatı’yla büyük ölçüde parallelik gösterdiğini gördüğü andan itibaren Brüksel’e ılımlı mesajlar gönderdi. Ankara’nın, Brüksel Belgesi’ne ilişkin en önemli itirazını Güney Kıbrıs’ın olası bir operasyonda NATO imkan ve olanaklarına ulaşımı oluşturuyordu. Bir üst düzey diplomatımızın deyimiyle Türkiye, “NATO koridorlarında Güney Kıbrıs askerlerinin ya da diplomatlarının dolaşmasını” istemiyordu. Bu durumun engellenmesine yönelik formül, uluslararası konjonktürün son dönemlerde yarattığı tabloyu iyi analiz eden Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın da ılımlı yaklaşımıyla, Ankara tarafından gündeme getirildi. Formülde, NATO’nun ikili anlaşmalar çerçevesinde yürüttüğü Barış İçin Ortaklık Projesi temel alındı. Formüle göre bu programa katılmayan Avrupa Birliği ülkelerinin, Birlik komutasında yürütülecek ve İttifak’ın imkan ve olanaklarından yararlanılması öngörülen operasyonlara katılmamaları kararlaştırıldı. Bu çerçevede iki ülkenin adı öne çıktı: Malta ve Güney Kıbrıs. Güney Kıbrıs’ın NATO olanakları kullanılarak gerçekleştirilecek operasyonlardan dışlanması Ankara’nın “son endişesini” de ortadan kaldırdı. Bu aşamadan sonra Avupa Birliği, insani amaçlı da olsa yürüteceği operasyonlarda muhtaç olduğu, lojistikten istihbarat verilerine kadar bir çok alanda İttifak’ın imkan ve olanaklarından yararlanabilecek. İki kurum arasında varılan anlaşmaya göre NATO, üyelerinin ortak savunmasının temel direğini oluşturmaya devam ediyor. Bir bakıma Kosova Savaşı sırasında Birliğin, ABD karşısında yaşadığı utancın bir göstergesi olan AGSP alanında varılan anlaşmanın Brüksel açısından kelimenin tam anlamıyla siyasi ve psikolojik bir “doping etkisi” yarattığını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Sonunda emekleme aşamasını aşıp ayakta durup duramayacağını sınama aşamasına gelinen AGSP’nin ilk test alanı Balkanlar olacak. Siyasi anlamda bölünmüş, askeri açıdan da son derece zayıf bir yapıya sahip olan Balkanlar, Avrupa Birliği’nin kabuslarından biri olma özelliğini sürdürüyor. Bunu göz önüne alan Avrupa Birliği, “yeni şapkasıyla” ilk kez Balkanlar’da boy gösterme kararı aldı. 15’ler ilk sınavlarını Bosna’da yeni polis birimleri yetiştirerek verecekler. İkinci aşama ise biraz daha ciddi bir operasyon. AGSP’da bir türlü yakalanamayan çözüm nedeniyle NATO’nun sürekli olarak görev süresini uzattığı Makedonya’daki operasyonun yürütülmesi 2003’ün ilk aylarında Brüksel’e devredilecek. Varılan uzlaşı Balkanlar’daki görev değişimlerinin yanı sıra Birliğin hayata geçirmek istediği Acil Müdahale Gücü açısından da yeşil ışık anlamı taşıyor. Barışı koruma, insani yardım, kurtarma gibi operasyonları yürütmek için oluşturulması öngörülen bu gücün 60 bin askerden oluşması, 60 gün içinde görev bölgesine tam anlamıyla ulaşması ve görev bölgesinde bir yıl boyunca operasyonel bir biçimde kalabilmesi planlanıyor. Ancak bu gücün “gerçek bir güç” gibi hareket edebilmesi için henüz tamamlanamayan bazı eksikler bulunduğunu da hatırlatmakta fayda olacaktır. NATO ile Avrupa Birliği arasındaki uzlaşı daha meyvelerini vermeden, Avrupa Konvansiyonu çatısı altında “geleceğini arayan” Birlik, bünyesinde savunma alanına yönelik yeni planları su yüzüne çıkarma aşamasına geldi. Avrupa Konvansiyonu’nun savunma alanındaki çalışma grubu tarafından hazırlanan bir plan, ki bu plan 2003 Haziran ayında tamamlanarak nihai haline kavuşması beklenen “Avrupa Birliği Anayasası”nın ilgili bölümünün temel çerçevesini oluşturacak, Brüksel’in ABD’deki Pentagon’a benzer bir yapılanma hazırlığı içinde olduğunu gösteriyor. Plana göre, şu ana kadar Avrupa Birliği’nin yapısı içerisinde resmi bir yeri olmayan “Savunma Bakanları Konseyi” oluşturulması öngörülüyor. Savunma alanında acil durumlarda gerekli kararları alabilecek; “düşmanca yakalaşımları ortadan kaldırmaya yönelik adımları atabilecek”, tabii bunu “yetkisinin insani operasyon başlatmanın ötesine gidebileceği” şeklinde yorumlamak mümkün; savunma bütçesinde söz sahibi olacak bir “Yüksek Temsilci” de planın öngörüleri arasında yer alıyor. Bu Yüksek Temsilci ve ekibi komuta kontrolden istihbarata, operasyonun yürütülmesinde üye ülkeler arasındaki silahlanmanın koordinasyonuna kadar her alanda söz sahibi olacak. Planın öngördüğü bir önemli unsur da Avrupa Birliği’ne savunma alanında yüklemeye çalıştığı görevler olarak belirginleşiyor. Dikkat çeken ilk nokta “dayanışma ilkesi”. 11 Eylül saldırıları sonrası yaşanan gelişmelerden hareket eden plan gelinen aşamada ulusal savunmanın bundan böyle yeterli olmayacağı görüşünü savunuyor. Bu yetersizliği giderme amacıyla da dayanışma ilkesi öne çıkarılıyor. Bu yaklaşıma üye ülkelerin itirazı olduğunu söylemek yanlış olacaktır. İkinci unsur ise NATO benzeri bir savunma doktrininin benimsenmesi. Bu konu ise ilki kadar sıcak karşılanmıyor. Planı hazırlayanların amacı, “Birimize saldıran hepimize saldırmış sayılır” ilkesini Avrupa Birliği’nin de temel ilkesi yapma yönünde yoğunlaşıyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle Birliğin tarafsız konumdaki üyeleri olan Avusturya, Finlandiya, İrlanda ve İsveç tarafından reddediliyor. Bu itirazlar çerçevesinde belirginleşen yaklaşım ise “Operasyon başladıktan sonra katılmak istemeyen üye ülkeler operasyonun gidişine ve yürütülmesine ilişkin kararlarda da söz sahibi olamazlar” şeklinde formüle ediliyor. Planın dikkate alınması gereken bir başka boyutunu ise Acil Müdahale Gücü’ne yaklaşım oluşturyor. NATO bünyesinde kurulması kararlaştırılan NATO Karşılık Gücü, Birliği kıskandırmış olacak ki Acil Müdahale Gücü’nün yukarıda da bahsettiğimiz görev alanları bu planla genişletilmek isteniyor. Buna göre çatışmaların önlenmesi, silahsızlandırma, üçüncü bir ülkenin terörizmle mücadelesine destek gibi alanlar plan tarafından gündeme getiriliyor. AGSP’nin geleceği, askeri konularda ortak hareket etmeleri oldukça nadir olan Avrupa Birliği’nde siyasi iradenin ve askeri yeteneklerin, uluslararası konjonktürün de ışığında, iyi geliştirilmesine bağlı olacak. Birliğin şu ana kadar gösterdiği performansa bakılacak olursa ABD olmaksızın “Savunma alanında ben de varım” diyebilmek için Brüksel’in, en azından kısa vadede, “Kırk fırın ekmek yemesi” gerekiyor. |