|
Kıbrıs’ta paketler savaşı Güven Özalp, Brüksel, 19.05.2003 Kıbrıs’ta yaşanan 30 yıllık statükoda son dönmede belirgin oranda bir kırılma yaşanıyor. KKTC’nin sınırları açması, Rum yönetiminin buna bir paketle karşılık vermesi son olarak da Türkiye’nin Rumlar’a vizesiz giriş imkanı sağlaması... “İyi niyet gösterisini” bir kenara bırakırsak tüm bunlar masa başında yıllardır açılım sağlayamayan tarafların pratik uygulamalarla birbirlerini köşeye sıkıştırma çabaları. Gelinen aşamada KKTC ve Türkiye’nin yerinde, radikal ve kurnaz adımlarla önde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şimdi sıra, Kıbrıs konusunda izlediği politika nedeniyle eleştirilerden kurtulamayan Avrupa Birliği’nin “açılımlarında”. Bu açılımlar üzerindeki teknik çalışmalar halen sürse de genel hatlar belli olmaya başladı. Avrupa Birliği, dış politikasının temel öğelerinden biri olan ekonomiyi Kıbrıs konusunda da öncelikli olarak kullanarak bunun, beraberinde siyasi birtakım kıpırdanmalar getireceğinin hesabını yapıyor. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan paketin öne çıkan unsurlarını 15 milyon Euro’luk mali yardım, ticaretin kolaylaştırılması, KKTC mallarının Birlik pazarlarına girişinin sağlanması olarak sıralayabiliriz. Avrupa Birliği her ne kadar KKTC’yi tanımasa da hazırlayacağı ekonomik paket için kuzeydeki sivil toplum örgütleri ve ticaret odasının yanı sıra KKTC yetkilileriyle de temasta. Hem de oldukça yakın temasta. Peketin şu an en kesin olan unsurunu 15 milyon Euro’luk paket oluşturuyor. Ancak bunun hangi yolla verileceğine ilişkin formül yüzde yüz tamamlanmış değil. KKTC yönetimi bu paranın Birleşmiş Milletler Projeler Servisi (UNOPS) aracılığıyla iletilmesi halinde herhangi bir sorun çıkmayacağı görüşünde. Avrupa Birliği’nin paketinde kilit öneme sahip diğer üç noktayı ise ticaretin kolaylaştırılması bağlamında ihracat için limanların kullanımı, mallara verilecek sağlık belgesi ve menşe şehadetnamesi oluşturuyor. İşte bu üç noktada gerek Rum Kesimi’nin gerekse Avrupa Birliği’nin işi oldukça zor. Belirlenecek stratejinin KKTC’nin tanınması sonucunu doğurmaması için Brüksel yoğun çaba harcıyor. AB’yi zorlayan bir başka noktayı da 1994’te alınan ve KKTC menşeli malların Avrupa Birliği pazarına girişini yasaklayan Avrupa Adalet Divanı kararıyla “ters düşmeyen” bir formül bulmak oluşturuyor. Avrupa Adalet Divanı’nın kararı adadan çıkan malların sadece “Kıbrıs Cumhuriyeti” etiketi taşıyabilecği yönünde. Dolayısıyla Brüksel’in bulacağı formül çerçevesinde kuzeyden ihraç edilecek mallara KKTC damgası vurulması kesinlikle söz konusu değil. Ancak bir yandan da malların kuzeyden çıktığının belirtilmesi gerekiyor çünkü KKTC, kendi mallarının üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti damgası vurulmasına karşı çıkıyor. Bu noktada devereye uluslararası tanınmışlığı bulunan Kıbrıs Türk Ticaret Odası giriyor. Oda’nın önerisi mallara kendi damgasını vurmak. Avrupa Birliği bu öneriye sıcak bakıyor çünkü böylelikle hem KKTC damgası “tehlikesi” ortadan kalkıyor hem de malların kuzeyden çıktığı vurgulanmış oluyor. Ancak edindiğimiz bilgi KKTC yönetiminin bu formüle de pek de sıcak bakmadığı yönünde. Bu zorluklara karşın Birlik, paketin yaratacağı sonuçlardan umutlu. Kıbrıs Rum Yönetimi de Avrupa Birliği paketini kendisi tarafından bundan bir kaç hafta önce açıklanan paketin tamamlayıcısı olarak tanımlıyor ve destek veriyor. Tabii ki kendi “kırmızı çizgilerinin” aşılmaması şartıyla. Pazarlıklar artık son aşamasında... Son dönemde KKTC ve Türkiye tarafından atılan adımlar Rumlar’ın rahatını biraz bozmuş durumda. Özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sınırları açma kararı beklenenin ötesinde bir şaşkınlık yarattı Rumlar’da. Aynı şaşkınlığı Brüksel koridorlarında da kolaylıkla hissedebiliyoruz. Yavaş yavaş aşılan bu şaşkınlık ise yerini Rumlar’ın Avrupa Birliği üyeliğini öyle ya da böyle garanti altına almış olmalarından kaynaklanan rahatlığın verdiği “püskürtme” faaliyetlerine bırakıyor. Rum Yönetimi,
Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifi nedeniyle er ya da geç “Kıbrıs
Cumhuriyeti”ni tanımak zorunda kalacağı görüşünde. Politikalarını da bu
görüşten hareketle oluşturuyor. Birlik kulislerinde yaptıkları resmi ya da
gayrıresmi çalışmalarda KKTC ve Türkiye tarafından atılan adımların KKTC’nin tanınmasının koşullarını
oluşturmayı hedeflediğini aşılıyorlar. Çoğu zaman da bunları “makyaj” ve
“gösteriş” olarak tanımlıyorlar. Brüksel’e verilen mesaj ise “Erdoğan ve Gül’ün
var olan sorunları ciddi şekilde göğüsleme zamanları geldi. Başından bu yana uyguladığı Kıbrıs politikasının başarılı olduğunu savunan Avrupa Birliği’nin açıklayacağı paketin ambargonun kalkıp kalkmadığı anlamına gelip gelmeyeceği konusu da oldukça tartışmalı. “Avrupa Birliği, KKTC’ye ambargoyu kaldırıyor” söylemi Türkiye’de basının da etkisiyle iyice yerleşti. Ancak bu paketle “Ambargo kalktı” demek oldukça zor olacaktır. Bunun nedeni ise ambargonun çok boyutlu bir ağ niteliğinde olmasıdır. Avrupa Birliği’nin paketi olsa olsa ambargonun bir kolunun kırılmasını sağlayacaktır, hukuki engel ortadan kaldırılamadan fiili bir girişimle rahatlama yaratacaktır. Kim ne derse desin son dönemde KKTC ve Türkiye tarafından atılan adımlar gerek zamanlama gerekse içerik açısından yerindedir. Ancak konunun özüne yönelik daha fazla adım atılması gereği de ortadadır. Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşeceği Mayıs 2004’e bir yıl var. Türkiye bu süre içerisinde mutlaka ve mutlaka sorunu çözmek zorunda. Avrupa Birliği’nde herkes artık Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine başlaması açısından fiili bir şart olduğunu çekinmeden dile getirmeye başladı. Brüksel, Kıbrıs konusunda Türkiye’den netlik ayarı istiyor. |