|
NATO Geleceğini Arıyor Güven Özalp, Brüksel Yeni üyeler, yeni yetenekler ve yeni ortaklıklar... Bu üç yenilik NATO’nun devlet ve hükümet başkanları düzeyinde düzenlenecek Prag Zirvesi’nin parolası olarak tanımlanabilir. Aslında bu üç yenilik bir bakıma Soğuk Savaş’tan “galip” çıkan ancak sonrasında rakipsiz kalması nedeniyle yalpalayan İttifak’ın 21. yüzyılın gereklerine ayak uydurma ve olası tehditlere göğüs gerebilme çabasının dışa vurumu. En basit anlatımıyla Prag Zirvesi, NATO için “aşı” niteliği taşıyacak. Kağıt üstünde başarılı olma durumundan kurtulmak isteyen NATO’nun bu zirvede alacağı kararlar geleceğine de yön verecek. İlk kez eski Sovyet Bloku’ndan olan bir üye ülkenin topraklarında gerçekleştirilecek olan zirvenin en önemli boyutlarından birini doğuya doğru kapsamlı bir genişleme oluşturuyor. Yeni üyelerin katılımına ilişkin kararın 21 – 22 Kasım’da düzenlenecek olan zirvenin son gününde açıklanması bekleniyor. Kapıda bekleyen dokuz aday var. Her ne kadar NATO Genel Sekreteri Lord George Robertson “1 ile 9 arasında bir sayıda üye alınacak” dese de genişlemenin yedi ülkeyle yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bunlar Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Bulgaristan ve Romanya olarak sıralanıyor. Türkiye başından bu yana özellikle Bulgaristan ve Romanya’nın üyeliği için tam destek verdi. Tabii bundan diğer adayların üyeliklerine Ankara’ nın itirazı olduğu sonucu çıkarılmamalı. Ankara şu aşamada üyelik dışında kalacak ülkelere de kapının açık tutulmasından yana. Yeni üyelerin zaten bin bir güçlükle işleyen karar alma mekanizmasını daha karmaşık hale getireceği, konsensüs kuralının işlemesinin daha da güçleşeceği yorumlarına rağmen İttifak’ın Avrupa kıtasındaki istikrar ve güvenlik alanını mümkün olduğu kadar doğuya kaydırma isteği bu endişleri gölgede bırakıyor. Prag Zirvesi’nde yaşanacak genişlemeyle birlikte ilk kez üye ülkelerin sayıları ortak ülkelerin sayılarını geçmiş olacak. Ancak üye ülkeler ortaklara verilen önemin düşürülmemesinden yana. Bunun en hararetli savunucularından biri de Türkiye. Hatta Türkiye, İttifak’ın yüzünü, zaman ve enerjisini yoğunlaştırdığı Balkanlar’dan başka bölgelere çevirmesi zamanının geldiği görüşünde. Bunun ardında yatan neden ise Balkanlar’da yeterli bir mesafe alınmış olması. Türkiye’nin aklında yatan ilk bölgeler ise Kafkasya ve Orta Asya olarak belirginleşiyor. Yetenekler bağlamında da NATO’nun kendisini “eksik” hissettiği alanlar var. Bu alanlardaki eksikliklerin giderilmesine yönelik çalışmalar da halen sürüyor. Kimi alanlarda umulan hedefe ulaşılsa da “pahalı” ve “sofistike” alanlarda hedeflerin çok uzağında kalındı. Öne çıkan yetenekleri ise stratejik hava nakliyesi, havada yakıt ikmali ve güdümlü silahlar olarak sıralayabiliriz. Prag’da yeni yeteneklere ilişkin tam ve kesin bir karar alınması beklenmiyor. Ancak üye ülkelerin zirve sırasında bu alanlarda net taahhüt altına girecek olmaları dahi İttifak açısından önemli sayılıyor. Türkiye yetenekler açısından kara gözetleme sistemine ve hava nakliye programına aktif olarak katılıyor. Havadan havaya ikmal konusunda elinde yedi uçak var. Bu uçakların sayısını kısa dönemde arttırılması sözkonusu değil ancak Türkiye mevcut uçakları NATO görevlerine tahsis etmeye devam edecek. Güdümlü silahlar programına da katılacak olan Türkiye şu aşamada yeteneklere ilişkin toplam 25 alanda taahhüt altına girmiş durumda. Yeteneklerin geliştirilmesi açısından üye ülkelerin savunma harcamalarında arttırıma gitmeleri de NATO’nun altını ısrarla çizdiği unsurlardan birini oluşturuyor. Hatta İttifak açısından aciliyet içeriyor desek yeri olur. ABD’nin son savunma bütçesinin 355 milyar dolara ulaştığını buna karşın 17 Avrupalı müttefikin savunma bütçe toplamlarının 160 milyar dolarla sınırlı kaldığını düşünürsek bu “telaşı” anlamak da kolay olacaktır. Zirvenin önemli gündem maddelerinden birini de ABD tarafından geçtiğimiz aylarda önerilen NATO Karşılık Gücü oluşturacak. Bu konuda müttefikler arasında anlaşma sağlanmış durumda. Gücün 20 – 21 bin kişilik, üç tugaydan oluşacak yapıda olması öngörülüyor ancak bu sayıların ileride değişme olasılığı da var. Gücün kara, deniz ve hava unsurlarını içermesi, kendi kendine yeterli olması ve çok kısa sürede harekat alanına konuşlandırılacak yapıda olması benimsenmiş durumda. Konuşlandırıldığı bölgede muharebe etme yeteneğine sahip olması, daha sonra gönderilecek daha geniş kapsamlı bir güç için araziyi hazırlaması, giriş kuvveti niteliğini taşıyabilmesi ya da daha küçük çaplı bir operasyonu tek başına sonuçlandırabilecek durumda olması da gücün diğer özellikleri olarak göze çarpıyor. NATO Karşılık Gücü sıfırdan oluşan yepyeni bir kuvvet olmayacak muhtemelen yüksek hazırlık seviyesine sahip altı ülkede kurulması öngörülen kolordulardan alınacak tugaylarla oluşturulacak. Bunlardan biri de İstanbul’daki 3. Kolordu Komutanlığı. Avrupa Birliği’nin oluşturmayı öngördüğü kuvvetle bu kuvvet arasında rekabet olması da söz konusu değil. Avrupa Birliği gücü sadece Petersberg misyonlarıyla sınırlı kalacak oysa NATO Karşılık Gücü savaş gücüne sahip olacak. NATO alanı içinde ya da dışında görev üstlenebilecek. Avrupa Birliği gücünün en ateşli savunucularından olan Fransa dahi bu konuda mutabık. Gücün ilk operayonel hale geleceği tarih 2004, tam anlamıyla operasyonel hale geleceği tarih olarak ise 2006 gösteriliyor. Bu tarihlerin ileride biraz öne çekilmesi gündeme gelebilir. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası da daha doğrusu NATO – Avrupa Birliği ilişkileri de zirvede gündeme gelecek ama tam anlamıyla resmi gündem maddesi olmayacak. Zirvede NATO – AB toplantısı yapılamsı öngörülmüştü ancak bu alanda yeterli zemin oluşmadığı için bundan vazgeçildi. Brüksel Zirvesi’nde alınan kararların henüz NATO’ya aktarılmaması ve Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın bu konudaki temaslarını sürdürüyor olması bu toplantının iptalinin ardında yatan en önemli neden olarak gösteriliyor. Zirvede terörizmle mücadele konusunda bir paket de ele alınacak. Bu paket NATO ülkeleri, NATO – Rusya Konseyi ve Avrupa – Atlantik Konseyi tarafından hazırlanan belgelerden oluşuyor. Prag Zirvesi’nin Türkiye açısından bir başka önemli boyutunu da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yapacağı ikili temaslar oluşturacak. Bu temasların yoğunlaşacağı konu ise Kopenhag Zirvesi olacak. ABD Başkanı George Bush’la görüşen Sezer, İngiltere Başbakanı Tony Blair, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar ve Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı yürüten Danimarka’nın Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’le bir araya gelerek Kopenhag Zirvesi için destek isteyecek. Bir yanda ABD’nin giderek tek başına hareket etme eğilimine girmesi diğer yanda Avrupa Birliği’nin savunma alanında kendi ayakları üzerinde durma çabaları NATO’nun işini bir hayli zorlaştırıyor. Artık sadece barışı korumak NATO’nun hayatta kalabilmesi için yeterli bir misyon olmaktan çıkmış durumda. 21. yüzyılın tehditleri beklenenden çok önce ve hiç beklenmeyen bir kimlikle ortya çıktı. NATO’da bu tehditleri ortadan kaldırabilmek ya da bu tehditler karşısında diz çökmemek için global bir rol üstlenmeli. Geleneksel görev alanından çıkp nerede ve ne zaman gerekiyorsa bayrak gösterebilmeli. Prag Zirvesi, NATO’nun gelecekte bürüneceği kimliğin detaylarını verecek olması açısından oldukça önemli. Umarım “aşı” tutar... |