Kolay Gelsin Brüksel!

Güven Özalp, Brüksel, 22.10.2002

"Sonunda Berlin Duvarı'nın son tuğlası da kaldırıldı..." Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'a ait bu sözler Brüksel'de haftalardır yaşanan stresi ve pazar günü yaşanan rahatlamayı net bir şekilde ortaya koyar nitelikte. Evet korkulan olmadı ve 2004'te Birliğe katılmaları öngörülen 10 ülke liderine bir bardak Guinness birası eşliğinde "Seni seviyorum İrlanda" sloganı attıran sonuçlarla birlikte genişlemeye de resmen yeşil ışık yakılmış oldu.

İrlandalılar, ikinci referandumda genişlemenin hukuksal altyapısını çizen Nice Antlaşması'na evet dediler. Katılımın 2001'de gerçekleştirilen ilk referanduma göre oldukça artarak yüzde 48.45 oranına ulaştığı bir ortamda evet oyu kullananların oranı yüzde 62.89 oldu. Hayır oyları ise yüzde 37.11'de kaldı. Aslında hayır kullananların istikararlı bir çizgide kaldıklarını, asıl sonucu katılım oranının getirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

İrlanda verdiği oyla Nice Antlaşması'nın hayata geçmesine de olanak sağladı. 2000 Aralık ayında saatler hatta günler süren pazarlıkların sonucu ortaya çıkan "uzlaşmaların" ürünü olan antlaşmaya İrlanda'dakinin aynısı bir yöntem uygulanması halinde geri kalan 14 ülkeden kaçından evet cevabı çıkacağı merak konusu olsa da doğuya doğru ilk genişleme dalgası Nice Antlaşması'na göre yapılacak.

Son derece büyük tartışmalara neden olan bu antlaşmanın ana hatlarını hatırlamakta fayda olacaktır. Nice Antlaşması'nın en belirgin özelliğini Avrupa Birliği kurumlarının yapılarına yönelik olarak getirdiği değişiklikler oluşturuyor. Antlaşmaya göre Avrupa Parlamentosu 27 üyeye göre yeniden düzenleniyor. Almanya'nın 99 koltukla başı çektiği parlamenter sayısı 626'dan 732'ye çıkarılıyor. Yine nihai karar organı olan Konsey'de ağırlıklı oylarda düzenlemeye gidiliyor ve bu kurumda bir çok başlık için kullanılan oybirliği yönteminden vazgeçilerek nitelikli oy çokluğu yöntemine geçiliyor. Yürütme organı olan Komisyon'da halen iki komiseri bulunan "büyükler" ikinci komiserlerinden vazgeçmek zorunda kalıyorlar. 20 olan komiser sayısı 27'ye çıkıyor. Savunma alanındaki düzenlemelere yeşil ışık yakılıyor. Tabii bu unsurların mevcut sisteme getirilen değişikliklerden sadece ilk göze çarpanlar olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım.

Aslında İrlanda referandumu genişleme açısından son adımı değil sonun başlangıcını temsil ediyor. Tabir yerindeyse asıl kıyamet bundan sonra kopacak. Bunun nedeni ise 15'lerin artık "para" konuşmaya başlayacak olmaları. Bunun için ilk randevu da 24 - 25 Ekim tarihlerinde Brüksel'de düzenlenecek olan devlet ve hükümet başkanları düzeyindeki zirve. Bu zirvenin dört can alıcı konusunu Ortak Tarım Politikası çerçevesinde yeni üyelere yapılacak mali yardım, yapısal fonlardan yapılacak yardımlar, yeni üyelerin Birlik bütçesine yapacakları katkı ve yeni üyelerin Birlikten aldıkları miktardan fazlasını ödemelerine engel olacak katkılar oluşturacak.

İlk madde, yani tarım yardımları belki de en zorlu konuyu oluşturuyor. Sözkonusu olan 2004 - 2006 dönemi için 40 milyar Euro ve Avrupa Birliği'nin iki devi, Almanya ile Fransa'yı karşı karşıya getiren bir sorun. Avrupa Birliği Komisyonu'nun bu konudaki önerisi yeni üyelerin çiftçilerine aşamalı olarak eski üyelerinkine yapılan oranda yardım yapılması şeklinde belirginleşiyor. Almanya, İngiltere, İsveç ve Hollanda ise bütçe sorunları nedeniyle bu öneriye şu ana kadar geçit vermediler. En fazla ödemeyi yapan ülke konumunda bulunan Almanya'nın yeşil ışık yakmak için en önemli şartı ise çiftçilere doğrudan yardımların kısılması ve mümkünse bunun 2004'ten itibaren yapılması. Bir başka deyişle Ortak Tarım Politikası'nın değiştirilmesi. Bunun karşısında ise tarım alanında en fazla yardım alan ülkelerden olan Fransa duruyor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in zirve öncesi gerçekleştirecekleri "mini zirve" kilidi çözme  açısından ilk adımı oluşturacak.

İkinci büyük sorun ise yapısal fonlardan gerçekleştirilecek yardımlar alanında yaşanacak. Komisyon'un bu alanda önerdiği paket 25.5 milyar Euro tutarında. Bu pakete de en önemli muhalefet Almanya'dan geliyor. Berlin, paketin miktarının 4 milyar Euro kadar düşürülmesinden yana. Bu da çetin pazarlıkların yaşanacağının önemli bir göstergesi.

Yeni üyelerin Birlik bütçesine yapacakları katkı da liderlerin başını ağrıtacak nitelikte. Her üye Avrupa Birliği'nden yardım aldığı gibi bütçeye belli oranda katkı payı ödemek durumunda. Ve bu süreçte belli bir süre geçmesi gerekiyor. Örneğin ilk etapta Kıbrıs, Malta, Çek Cunhuriyeti ve Slovenya, Birlik'ten aldıklarından daha fazla oranda katkı yapmak zorunda kalacak. Başka bir anlatımla, bazı ülkeler 2004'te üye olarak 2003'te aday olarak aldıklarından daha az mali yardım alacaklar. Bu duruma aday ülkelerin verdiği sert tepki nedeniyle liderler bir şekilde bu sorunu da çözmek zorundalar.

Tüm bu parasal sorunların yanı sıra kurumsal pazarlıklar da gündemde olacak. İrlandalılar'ın sonunda evet dedikleri Nice Antlaşması'nda belirlenen bazı "koltuklarda" oynama yapılması gerekecek. Bunun nedeni ise Nice'te belirlenen formatın 12 yeni üyeye göre çerçevelendirilmesi. Oysa Bulgaristan ve Romanya 2007'ye kadar beklemede kalacakları için 12'li formatın 10'lu formata çevrilmesi gerekecek. Bu da Konsey bazında nitelikli oy çokluğunda düzenleme ve Avrupa Parlamentosu'nda koltukların yeniden dağıtımı anlamını taşıyacak.

Görüldüğü gibi "İrlanda stresi"ni atlatan Avrpa Birliği'ni çok daha derin bir stres ortamı bekliyor. Pazarlıkların beklenenden zorlu geçmesini öngören Dönem Başkanı Danimarka, "Uzlaşma sağlanana dek zirve bitmez. Gerekirse uzar" mesajı vererek tavrını ortaya koydu. İşte bir köşede "İrlanda keşke yine hayır dese" diye ellerini ovuşturarak bekleyenlerin amacı tüm bu sorunları daha geniş bir zamana yayarak halledebilmekti. Ama artık kum saati işlemeye başladı. Önümüzdeki iki aylık sürede yukarıda bahsedilen sorunlara Kıbrıs ve Türkiye gibi iki "kabus"un daha ekleneceği düşünülürse Avrupa Birliği'ne "Kolay gelsin" demekten başka çare kalmıyor.