İngiliz tarihçi
Timothy Garton Ash’ın da dediği gibi “Bugünün dünyasında kendi kendimize
sorduğumuz asıl soru, 20. yüzyılda olduğu gibi, Rusya konusunda ne düşünülmesi
gerektiği değil ABD konusunda ne düşünülmesi gerketiğidir”. Bugün uluslararası
ilişkiler koşullarının yarattığı ortam ABD’yi “liderlik” konusunda yapayanlız
bırakmış ve gerek diplomatik alanda gerekse askeri alanda istediği manevraları
rahatlıkla yapmasına olanak sağlamıştır. Bilindiği gibi her gücün bir karşı güce
ihtiyacı vardır aksi takdirde o güç mevcut dengeleri zorlayacağını bile bile
“yıkıcı” bir yapıya bürünür.
Bugün ABD’nin içinde
bulunduğu psikolojik durum bundan ibarettir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle
uluslararası arenada yalnız kalan ve ekonomisiyle desteklediği askeri gücünü
zaman zaman uluslararası hukuk kurallarını da hiçe sayarak “Ben istiyorsam
böyle olmalı” mantığıyla yürüten gerçek bir süper güçle karşı karşıyayız. İster
inanın ister inanmayım ABD’nin bu tavrını frenleyebilecek olan ne eskiden
olduğu gibi Rusya’dır, ne Çin’dir, ne Birleşmiş Milletler’dir ne de başka bir
uluslararası kuruluştur. Frenleyici unsur, ilk bakıldığında garip gibi görülse
de, Avrupa Birliği’den başkası değildir.
“Avrupa Birliği bunu
nasıl yapabilir?” konusuna gelirsek... Aslında bu pek de zor değil. İstenmesi
halinde kolayca ulaşılabilecek bir hedef olma özelliğini taşıyor. Avrupa
Birliği bunu ancak inanılabilir, gerekli imkan ve yeteneklere sahip bir askeri
güç olarak, Birliğin ortak dış politika ve güvenlik politikalarından sorumlu
yüksek temsilcisi Javier Solana’nın, mayısta New York’ta Foreign Policy
Association’ın bir toplantısında altını çizdiği gibi, “sivil gücünü kaslandırma
kararlılığını göstererek” yapabilir.
Konjonktür gereği
Avrupa Birliği kabuğundan sıyrılıp, sırtını ABD’ye dayamaktan ve İkinci Dünya
Savaşı’ndan bu yana Washington’ın gelip kendisini kurtarmasını beklemekten
vazgeçip kendi ayakları üzerinde durmayı başaran bir güç olma zamanı çoktan
gelmiştir ve geçmektedir. Birlik bunu otonomisini arttırma yoluna giderek,
ancak bunu yaparken anti-Amerikan duyguları körüklemeden, ABD’ye rakip olmaktan
çok ortak olma havasıyla gerçekleştirebilir.
Siyasi anlamda
konsantre olması halinde Brüksel’in bunu yapma kapasitesi mevcuttur. Avrupa
Birliği bugün eğitim ve üretim düzeyi son derece yüksek bir nüfusa sahiptir.
Ekonomisinin boyutları 9 trilyon dolar gibi telaffuzu bile güç bir kapasiteye
sahiptir. Gerekli refah, teknoloji ve kapasite Avrupa Birliği’nin eli
altındadır. İstemesi halinde Avrupa Birliği’nin ABD’yi dengeleyecek bir askeri
dünya gücü haline gelmesi hiç de zor olmayacaktır.
Bunun için önce
savunma harcamalarının mevcudun iki katına çıkarılması ve eldeki imkan ve
yeteneklerin arttırılması gerekmektedir. Aslında bugünkü ortamın oluşmasının
bir nedeni de Avrupa Birliği’nin benimsediği yaklaşımdır. Birlik 60 yıldır,
askeri açıdan ABD şemsiyesi altında yer almayı tercih etmiştir. Zamanın
koşulları gereği bu durum ABD’nin çıkarlarıyla da uyuştuğu için Washington,
Avrupa’nın savunulması için musluğu açmış o musluğu açtıkça Brüksel de askeri
boyuttan uzaklaşarak kendisini sosyal refah programları, eğitim, çevre gibi
konulara adamıştır. Bir bakıma Avrupa Birliği ahlaki barışçılık ilkesini
savundukça ABD’yi silahlanmaya, askeri gücüne güç kaymaya itmiştir. Bu denkelemin
tersi de geçerlidir.
Soğuk Savaş
sonrasında askeri harcamaları, en büyük rakibini alt etmenin rahatlığıyla, az
da olsa indirme lüksüne sahip olan ABD olması gerekirken bu eğilim Avupa
Birliği tarafından benimsenmiştir. 1990’larda Avrupa Birliği, tüm üyeleriyle
birlikte, savunma harcamalarına 150 milyar ayırırken ABD tek başına 280 milyar
dolar tutarında bir bütçeye sahipti. Bugün Birlik cephesinde yükselişten çok
düşüşten bahsetmek mümkünken ABD’nin savunma bütçesi 400 milyar sınırına
dayanmış durumda. Böyle bir durumda da elinde çekiç olduğunu bilen ABD’nin her
uluslararası sorunu ya da tehdit olarak algıladığı her konuyu çivi olarak
algılamasını yadırgamamak gerekir.
Bugün Avrupa
Birliği’nin “Ben askeri gücüm” söylemleriyle bayrak göstermeye çalıştığı
Balkanlar’daki krizler sırasında, spesifik olarak belirtmek gerekirse Bosna
Hersek ve Kosova’da, “yemeği ABD’nin hazırladığı Avrupa Birliği’nin ise
bulaşıkları temizlemek zorunda kaldığı” herkesin benimsediği ve kabullendiği
bir olgu. Çünkü gerçek...
Avrupa Birliği,
ABD’yle yaşanan son olaylar ışığında askeri gücünü kağıt üzerinden pratiğe
dökme zamanının geldiğini anlamış durumda. Kıpırdanmalar var ancak yetersiz.
Görev süresi bu yıl sonunda dolacak olan NATO Genel Sekreteri Lord George
Robertson’ın görevi süresince kullandığı her on cümleden biri mutlaka “Avrupa
askeri imkan ve yeteneklerini arttırmalıdır” olmuştur. Bu çerçevede Avrupa
Birliği artık ekonomik gücün otomatik olarak askeri gücü de beraberinde
getirmediğinin farkına vararak eyleme geçmelidir.
Bir askeri gücün
hazırlıkları şu an sürüyor hatta Balkanlar’da Avrupa Birliği bayrağı görülmeye
başlandı. Ancak her şeyden önce Birlik içindeki anlayış değişmeli. Örneğin;
-
Daha birkaç gün önce Lüksemburg’da bir araya gelen Birlik
dışişlerin bakanlarının yaptıkları gibi kitle imha silahlarının yayılmasının
önlenmesi gibi global nitelikli konularda uygulanacak politika ve yöntemler
belirlenmeli.
-
“Sorunları
yumuşak yöntemler kullanarak mutlaka çözeriz” mantığı terk edilmeli.
-
Birlik özellikle dış politika alanında kendi içindeki
bölünmüşlüğü aşıp gerçek bir Birlik gibi hareket edebilmeyi öğrenmeli.
-
Uluslararası kriz durumunda uygulanacak, tüm üyelerin
asgari düzeyde de olsa benimsediği ve sonuna kadar arkasında durulacak olan,
ABD benzeri bir güvenlik planı oluşturulmalı.
Avrupa Birliği,
kuruluşundan bu yana siyasi ve ekonomik alanda “mucizelere” imza atmış durumda.
Ancak uluslararası ilişkiler açısından, üst düzey bir İngiliz diplomat ve
Avrupa Birliği yetkilisi Robert Cooper’ın deyimiyle “postmodern bir sistemde
yaşıyor”. Birlik artık statükoyu istikrar unsuru görmekten vazgeçip günün
gerekliliği olan gerekli askeri güce sahip olmalı ve ABD karşısında “Ben de
varım ona göre” deme gücüne sahip dengeleyici bir unsur olarak dünya
sahnesindeki yerini pekiştirmelidir. Aksi takdirde Avrupa Birliği, yine
Robertson’un deyimiyle “askeri pigme” olmaya ve “dev” karşısında ezilip
büzülmeye mahkum olacaktır.
|