"Türkiye Kriterleri Tamamlama Yolunda"
Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Graham Watson'la söyleşi

Güven Özalp, Brüksel, 26.11.2002


Geçtiğimiz hafta AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’la Strasbourg’da bir araya geldiniz. Öncelikle Erdoğan’ın performanısnı ve konulara yaklaşımını değerlendirmenizi isteyeceğim...

Görüşme çok ilginç oldu. Erdoğan, partisinin ve yeni hükümetin kendine güveni tam ve konulara hakim bir temsilcisi. Yaptığı sunum son derece iyiydi. Üç soru sordum kendisine. Bunlardan ilki Kıbrıs konusundaki tutumuydu. İkincisi anayasal reformlarla ve özellikle de Kürtçe’nin öğretilmesine ilişkindi. Kürt kökenli nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde genel bir uygulamaya gidip gitmeyeceklerini sordum. Üçüncü soru ise genişlemeye ilişkindi. Daha sonra kendisine özel olarak ocak ayında düzenleyeceğimiz “Hıristiyanlık’ta ve İslam’da Liberalizm” adlı konferansa katılıp katılamayacağını sordum. O gün dolu sanırım ancak bir temsilcisini gönderecek.

Erdoğan AKP’yi modern, üyelerinin bireysel inançlarına karışmayan ancak parti olarak din ve devlet işlerini ayrı tutan Batılı bir parti yapmaya çalışıyor. Bunu da Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerinin gelişmesi açısından çok yardımcı görüyorum. Enteresan olarak bu buradaki Hıristiytan Demokratlar için sorun yaratıyor. Çoğu hiçbir zaman devletle kilisenin ayrıldığını net bir şekilde kabul etmediler ve Türkiye’nin olası  üyeliği onları rahatsız ediyor. Liberaller olarak bu bizim için herhangi bir sorun teşkil etmiyor.

Seçimlerin hemen sonrasında başlayan ve halen devam eden bir başkentler turu var. Erdoğan’ın temaslarının Türkiye’nin Kopenhag’a yönelik beklentileri açısından katkısını nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan, Türkiye’nin Kopenhag’daki davasına kesinlikle yardımcı oldu. Avrupa Birliği başkentlerine tur düzenleyip yetkililerle görüşmesi, Avrupa Parlamentosu’na gelip konuşması bir kaç puan kazandırdı. Özellikle Atina’yı ilk başlarda ziyaret etmesi ve Başbakan Simitis’le detaylı görüşmelerde bulunması son derece yardımcı oldu. Benim görüşüm bir ülkeye kriterleri tamamlayana dek müzakere tarihi verilmemesinden yana. Bu şu an müzakere sürecinde olan adaylar için de böyle oldu. Türkiye için de aynısı olmalı. Türkiye net bir şekilde bu kriterleri tamamlama yolunda. Kopenhag’da devlet ve hükümet başkanlarının en azından tarih için tarih verilmesi konusunda hazır olmalarını umuyorum . Böylelikle Türkiye’deki köklü değişiklikler tanınmış olur ve Yunan dönem başkanlığı sonunda Türkiye’ye müzakere tarihi verilebilir diye umuyorum. Bunun Türk kamuoyunu tatmin edebileceğini ve Birlik içinde yararlı olacağını düşünüyorum.

Müzakere tarihi verilmesine tam destek vermediğinizi anlıyorum. Bunu biraz açabilir misiniz?

Türkiye için istisna yaratamayız. Bunu yapmamız halinde yakın zamanda Beyaz Rusya ya da Ukrayna gibi ülkelerden üyelik istemi gelmesi halinde bu ülkelerin standartlara uymasını istemek çok daha zor olur.

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin attığı adımlar konusunda verdiği mesajlara bakacak olursak Birliğin bu adımlara hazırlıksız yakalandığı izlenimi ediniyoruz. Bu görüşü paylaşıyor musunuz?

Sanırım bu görüş kısmen doğru. İnsanlar son derece ilgilendiler ve yapılan reformların hızından şaşkınlığa düştüler. Burada herhangi bir değişikliğe gitmeden en azından seçim kampanyaları sonuçlanana dek bekleneceği yönünde bir beklenti vardı. Ancak burada bir başka sorun var. Bu da nesil farkı. Avrupa Birliği politikacıları arasında, Valery Giscard d’Estaing gibi, daha yaşlı politikacıların nesli var ve bunlar Türkiye’ye yeni nesil Avrupalı politikacılardan daha farklı bakıyorlar. Yeni nesil Avrupa Birliği’nin coğrafi sınırları konusunda daha rahat ve daha çok demokrasi, hukuk devleti ev insan hakları gibi konuların mümkün olan en geniş alanda uygulanması gibi konulara yoğun bir şekilde konsantre olmuş durumdalar.

Hazır söz Giscard d’Estaing’den açılmışken... Son günlerde gündeme gelen özel ilişki yaklaşımı ve Giscard d’Estaing’in açıklamaları konusundaki görüşünüzü alabilir miyim?

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin içinde değil de yanında yer alması görüşünü hiçbir şekilde paylaşmıyorum. Valery Giscard d’Estaing’in görevi Avrupa Konvansiyonu Başkanlığı. Avrupa Birliği sözcüsü gibi görülmemeli. Konvansiyon’un genişleme konusunda söz söyleme yetkisi yok. Bunların kendi görüşü olmadığını düşünmem için herhangi bir neden de yok. Her zaman için ilginç bir kişiliğe sahip oldu. Bu, onun karakterinde var.

Türkiye’ye yönelik bi ikiyüzlülükten bahsetmek mümkün mü?

Bu kadar güçlü bir kelime kullanmak yanlış olur sanırım. Ancak geriye dönüp 1999’da verilen adaylık statüsünü tartışmaya açmak isteyenler var. Bu geçen hafta Parlamento’da da net bir şekilde ortaya çıktı. Hıristiyan Demokratlar’ın lideri Hans Gert Pottering bunu net bir şekilde dile getirdi. Türkiye’yle özel bir ilişki istediklerini Erdoğan’a da net bir şekilde anlattı. Ancak bence özel ilişki doğru yol değil. Avrupa laik bir yapıda olmalı. Biz bir Hıristiyan Kulübü değiliz. Türkiye’nin kriterleri tamamlaması halinde iyi niyetle hareket etmeliyiz. Ancak 1999’da verilen taahhütten sapmak isteyenlerin varolduğu bir gerçek.

Son günlerde siyasi liderlerin verdikleri mesajlarda daha çok Kıbrıs ile Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nu ön plana çıkardıklarını görüyoruz. Bunu siyasi kriterler konusunda bir esneklik sinyali olarak yorumlayabilir miyiz? Ve bununla bağlantılı olarak siyasi kirterlerle ilgili olarak olmazsa olmaz olarak gördüğünüz bir alan var mı?

Siyasi kriterler konusunda herhangi bir esneklik gösteremeyiz. Kıbrıs konusu ise siyasi bir konu. Birleşmiş bir Kıbrıs’ın üyeliğinden yanayız. Eğer adanın yarısını alırsak sorunları da içimize almış oluruz. En öncelikli tercihimiz birleşmiş  Kıbrıs’tan yana. Kopenhag Zirvesi’ne kadar net birtakım gelişmeler olmasını diliyorum. Kopenhag’dan önce bir çözüm şu aşamada mümkün görülmüyor. Ancak en azından bir anlaşmanın ilk işaretleri gelebilir. Birlik bu konuda esnek olmalı ve esnek bir formül bulmalı. En azından 2004’te adanın tümünün üye olmasını sağlayabilmeli. Ancak Türkiye’nin üyeliği Kıbrıs’ta çözümle ilişkilendirilemez.

Kıbrıs konusunda herhangi bir erteleme gündeme gelebilir mi?

Kopenhag’da Kıbrıs konusunda bir şekilde anlaşmaya varmak istiyorlar. Adanın tümü ya da bir bölümü konusunda. Adanın yarısını almak potansiyel açıdan büyük zarar verebilecek bir yaklaşım. Sorun Avrupa Birliği içinde bir sorun olacak olmasından değil yeni sorunları da beraberinde getircek olmasından kaynaklanıyor. Zaten çok zor bir sorun ancak henüz kurumsal değil. Adanın yarısını almak Yeşil Hat’ı güçlendirmekle eş anlamlı olur.

Anayasal reformlara değinecek olursak... Uygulamalar gerçekten yetersiz mi?

Örnek olarak Kürtçe’nin öğretilmesini vereyim. Kürtçe’nin özel derslerle öğretilmesi öngörülüyor. Ancak biz bunun kamu okullarına da yayıldığını görmek isteriz. En azından Kürt kökenli nüfusun yoğun olduğu bölgelerde... Bunun Avrupa’da da örnekleri var. İskoçya’da, Belçika’da bunun örneklerine rastlayabilrisiniz. Bunun son derece zor bir alan olduğunu kabul ediyorum. Erdoğan, Kürtçe yayının yaygınlaştırılmasından yana olduğunu söyledi. Bu da önemli bir adım olacaktır. Azınlıklar konusu zor konu ve 2004’te üye olacak adaylardan bazıları açısından da en zor konu durumundaydı. Özellikle Çek Cumhuriyeti’ndeki Romanlar’ın durumu diğer her konudan daha fazla sorun yarattı.

Türkiye tarafından son dönemde verilen tarihleri uygulanabilir olarak mı yoksa retorik olarak mı görüyorsunuz?

Verilen taahhütlerin yerine getirilebilir olup olmadığına Türkiye karar verecek. Bunların yerine getirilebilir olduğunu umuyorum. Tek partili hükümetin faydalarından yararlanacaklar ve Erdoğan’a Türk toplumundaki bazı muhafazakar güçlerin üstesinden gelmesi konusunda başarılar diliyorum.

Biraz hipotetik bir soru olacak ama Kopenhag için öngörünüz nedir?

Kopenhag’da 10 yeni ülkeye üyelik verilecek. Kıbrıs için durumun ne olacağını söylemek ise zor. Ancak bir şekilde bir sonuç bulunacaktır. Bulgaristan ve Romanya için bir yol haritası verilecek. Ve umarım hatta ummanın ötesinde, müzakerelere başlama konusunda tarih verilmesinin gerisinde kalsa bile Türkiye konusunda Birliğin açık bir şekilde iyi niyetle hareket ettiğini gösterecek bir taahhütte bulunacağını öngörüyorum.

TÜM RÖPORTAJLAR