Terörle Mücadele

03 Ocak 2006 - H.Avni Bıçaklı - Dışişleri Bakanlığı Güvelik İşleri Genel Müdür Yardımcısı


Terörizm, farklı amaçlara yıkıcı şiddet yöntemlerini kullanarak ulaşmayı hedefleyen, tüm dünya uluslarını ve devletlerini tehdit eden uluslararası boyutlara sahip ir olgudur. Terörizm, devletlere ve sivillere karşı sistematik ve ayırım gözetmeyen şiddet stratejisi uygulayarak, bir ülkede siyasi iktidarsızlığı ve iç gerginliği artırmak suretiyle ve devletin baskıcı yöntemlere başvurmadan terörizmi altedemeyeceği inancını yerleştirerek, devlet ve halk arasındaki geleneksel güven ve koruma duygusunu kırmayı hedeflemektedir. 

Bugün, terörizmin, dünya genelinde, gerek teknolojik imkanlar, gerek hedefleri açısından tarihin hiçbir döneminde görülmedik bir yıkıcılık potansiyeline ulaştığına tanık olmaktayız. Başta 11 Eylül olayları olmak üzere, Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa’ya dünyanın hemen her kıtasında yaşanan ve yıllardır binlerce insanın ölümüne yol açan terör olayları, hiçbir ülkenin terörizme karşı bağışık olmadığını göstermektedir. Terörizmin ulusal ve coğrafi sınırlar tanımadığını ırk, din, inanç ayrımı yapmadığını gözler önüne sermektedir. Bu sebeple, terörizm, uluslararası barış, güvenlik ve istikrarı tehlikeye düşüren en önemli küresel tehditdir. Zira, günümüzde terör olaylarının ulaştığı boyut ve nitelik, belli bir ulus-devletin sınırları içinde şiddet eylemlerine girişilse bile, her terör örgütünün eleman bulma, lojistik destek sağlama, örgüt mensuplarının eğitilmesi ve terör eylemlerinin finansmanının sağlanması, sığınacak yer temini gibi hususlarda eylem yapılan devletin sınırları dışındaki unsurlara bağımlı olduğu gerçeği artık uluslararası camia tarafından kabul edilmektedir. Bu noktada, terör örgütlerinin, uyuşturucu  ve insan kaçakçılığından karapara aklamaya kadar pek çok şuç türü ve örgütü ile çeşitli biçimlerdeki bağlantısı da açığa çıkmıştır. 

Günümüzde terörizmin ve teröristlerin genel eğilimleri şu şekilde sıralamak mümkündür: 

  • Terörizm daha öldürücü hala gelmiştir.

  • Terör örgtleri güçlenmiş, bağımsız hareket edilebilir hale gelmiş ve bir devletin desteğine olan ihtiyacı azalmıştır.

  • Artan ölçüde dinsel motifleri kullanmaya başlamıştır.

  • İntihar eylemleri fazlalaşmıştır.

  • Sınıraşan örgütlü suç gruplarıyla ilişkiler daha da sıkılaşmıştır.

  • Terör örgütleri, dikey otoriter yapı yerine daha gevşek horizantal yapılanmaya dönüşmüş, sessiz, uyuyan küçük hücreler oluşturmuştur.

  • Terör örgütleri, kitle imha silahlarını ele geçirmek için çaba sarfetmektedirler.

  • Teknolojik gelişmeler, teröristler tarafından, terörle mücadeleyle sorumlu resmi kurumlardan daha önce ve daha kolay kullanılmaktadır. 

    Dolayısıyla, terörizmin önlenmesinde devletler arasında tesis edilecek ikili işbirliği mekanizmalarının yanısıra, uluslararası platformlarda gerekli yasal ve kurumsal temellerin oluşturulması, terörizm ile micadelede başarı için yaşamsal önem arzetmektedir. 

    Terörizmin halen, uluslararası düzeyde kabul gören, bir tanımı yapılamamış olması terörle mücadelede kurumsal bazın oluşturulmasında önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Bazı devletler “terörizm” ile “yabancı işgaline karşı ve kendi kaderini tayin amaçlı meşru mücadele” arasında bir ayrıma gitmektedir. Uluslararası toplumda terörizmin tanımlanması konusundaki ayrılık noktaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir: 

  • Terörizm ile diğer siyasi şiddet türleri arasındaki sınır,
  • Terörizm ile adi suölar ve açık savaş durumu arasındaki farklar,
  • “Terörist” , “Gerilla” ya da “Özgürlük Svaşçısı” terimlerinin farklı kullanılması,
  • terörizmin bazı durumlarda meşru sayılıp sayılmayacağı ya da bazı kazanımların terörizmi meşru hale dönüştürüp dönüştüremeyeceği hususu.

Devletler yukarıdaki tartışmalı noktaları farklı değerlendirdiklerinden, uluslararası platformlarda genel kabul görmüş bir terörizm tanımına ulaşmak güç görünmektedir. Tanımlamada yaşanan bu güçlüğün uluslararası işbirliğine ciddi ve olumsuz etkileri olduğunu da burada vurgulamak gerekir. “Her türü ve biçimyle terörizm” ifadesi farklı bakış açılarına sahip devletlerce değişik yorumları içine alan “kapsayıcı” bir formül olarak kullanılabilmektedir. Türkiye, diğer ülkelerle imzaladığı ikili terör anlaşmalarında, bazı BM üyeleri gibi “her türü ve biçimiyle terörizm” ifadesini kullanmaktadır. Bu sebeple, özgürlük ve self- determinasyon amacıyla yabancı işgale, saldırıya ve sömürgeciliğe karşı yapılan silahlı micadelelerin meşru olduğunu ve terörizm olarak değerlendirilemeyeceğini kabul eden İslam Örgütü Terörizmle Mücadele Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır. 

Ancak, tüm farklılıklara karşın, terörizmin bazı kilit unsurları üzerinde genel bir anlayış birliği oluştuğunu söylemekte mümkündür. Halen  BM Kapsamlı Terörizm Sözleşmesi’nin müzakere edildiği BM Terörizm Komitesi’ndeki görüşmelerde şu taslak ortaya çıkmıştır: 

  • herhangi bir kişinin ölümüne veya yaralanmasına veya,
  • kamu tarafından kullanılan yerler, devlet ve hükümet malları, toplu taşıma sistemi, altyapı veya çevre dahil olmak üzere kamu ve özel mülke ciddi bir zarar gelmesine veya,
  • yukarıda sayılan mal, mülk, yer ve sistemlere ciddi ve ekonomik kayba yol açacak şekilde zarar gelmesine neden olursa

söz konusu sözleşme kapsamındaki suçlardan birini işlemiş olur. 

Türkiye, terörizmin hiç bir haklı gerekçesi olmadığını, kaynağı,gerekçesi ve iddiası ne olusa olsun lanetlenmesi ve “insanlığa karşı suç” olarak görülmesi yönündeki görüşünü tüm uluslararası ve bölgesel ve ikili temaslarında kuvvetle vurgulamakta ve terörizmi en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali olarak nitelendirmektedir. 

Esasen, 11 Eylül olaylarının uluslararası camiada, terörizme yönelik ortak anlayışın tesisinde önemli bir mesafe kat edilmesinde dönüm noktası olduğunu söylemek mümkündür. Geçmişte, her ülke kendi çıkarları doğrultusunda bir tanımlama yoluna gitmekteydi. Kadın ve çocukları acımasızca öldüren terör grupları bazı ülkelerde “özgürlük savaşçısı” olarak adlandırılabilmekteydi. 

Ülkemiz, 1970’li yıllardan itibaren terörizmin en acımasız şekilleriyle mücadele etmiş ve onbinlerce vatandaşını teröre kurban vermiştir.Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini daima ön planda tutmuştur. Türkiye, yıllardan beri uluslararası camiaya terörizle mücadelede alınacak önlemler bağlamında hukuki çerçevenin oluşturulması için çağrıda bulunmaktadır. Ancak uzun yıllar  boyunca  yıkıcı ve bölücü terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin dış dünyaya anlatılmasında, gerekli ikili ve uluslararası işbirliği ve dayanışmanın sağlanmasında ciddi güçlüklerle karşılaşmıştır. 

Ülkemizi hedef alan terör örgütleri geçmişte Batı ülkelerindeki demokratik ve çoüulcu toplum yapısını; örgütlenme, propaganda ve mali kaynak yaratma amacıyla etkin bir şekilde kullanmışlardır. Malesef bazı ülkelerde bu süreç hala devam etmektedir. 

Nitekim ülkemizi hedef alan terör örgütlerinin yabancı ülkelerdeki faaliyetlerinin yasaklanması yönündeki girişimlerimiz, Türkiye’de fikir ve düşünce özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, insan hakları ihlalleri, idam cezasının mevcudiyeti ve yasaklamanın örgütleri yer altına iterek faaliyetlerinin izlenmesinin zorlaşacağı gibi gerekçelerle olumlu karşılanmamıştı. Türkiye’nin teröre karşı uluslararası işbirliği ve dayanışma çağrıları çoğu zaman yanıtsız kalmıştı. 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi 11 Eylül olayları, uluslararası toplumun terörle micadele konusunda işbirliği yapmasında bir dönüm noktası olmuştur. 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen terörist eylemler, gerek neden oldukları büyük insan kaybı, gerek dünyanın en kudretli ülkesi ve tek süper gücü konumunda bulunan ABD’nin askeri gücünün sembolü Dünya Ticaret Merkezini hedeflemeleri ve bunda başarılı olmaları nedeniyle tarihin en ses getirici terörist saldırılarını oluşturmuşlardır. Bu terörist saldırılar, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir ülkenin ve hiçbir hedefin terörizm karşısında bağışıklık iddiasında bulunamayacağını gözler önüne sermiştir. 11 Eylül’den alınan ikinci ders ise, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir ülkenin terörizmle tek başına mücadele etmesinin mümkün olmadığıdır. 

11 Eylül olayları dünya kamuoyunda büyük infial yaratmış ve terörizme karşı mücadelede uluslararası işbirliğine katkıda bulunmanın uygar dünyanın öncelikli bir görevi olduğu hususunda uluslararası camianın ortak bir anlayış ve tutum benimsemesi için gerekli şartları yaratmıştır. 

Nitekim, bu olaylardan hemen sonra, BM Güvenlik Konseyi tarafından 28 Eylül 2001’de kabul edilen 1373 ve 1566 sayılı kararlar, terörle micadele için bugüne kadar uluslararası toplum tarafından atılan en kararlı ve ileri adımlardır. 

BM Şartı’nın 7. Bölümü uyarınca kabul edilen, operatif hususlar içeren ve terörizm ile organize suçlar arasındaki bağlantıyı da vurgulayan 1373 sayılı karar, Türkiye’nin terörizm konusunda öteden beri savuna geldiği hususları, uluslararası barış ve güvenliğin korunması açısından Birleşmiş Milletler teşkilatına üye ülkelerin uymaları zorunlu kurallar haline getirmektedir. Söz konusu karar, terörizmin mali kaynaklarının kurutulması, terörist eylemlerin hazırlık aşaması da dahil olmak üzere her düzeyde önlenmesi, üye ülkelerin terörizmle mücedele için kendi aralarında yoğun bir işbirliği geliştirmeleri, terörist eylemlere girişenlerin ağır suçlu olarak yargılanmaları, teröristlere mülteci statüsünün tanınmaması, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin terörizmle mücadele için uluslararası işbirliğini öngören tüm sözleşmelere süratle katılmaları gibi hususlar içermektedir. Karar, tüm devletlere, terörizmle  bağlantılı kişi ve kuruluşlara aktif veya pasif destek verilmesinde kaçınma, teröristlere ve terör örgütlerine doğrudan veya dolaylı olarak mali kaynak yaratılmasını engelleme, terörle bağlantılı kişi ve kuruluşlarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgisi bulunan mal varlıklarını dondurma yükümlülüğü getirmektedir. 

1373 sayılı karar ayrıca, bütün devletlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne bağlı olarak kurulan “Terörle Mücadele Komitesi”ne, kararın uygulanması konusunda rapor verme yükümlülüğü getirmiştir. Bu çerçevede, ülkemiz anılan komiteye bugüne kadar dört adet rapor sunarak örnek bir tutum sergilemiştir. 

Terörizme karşı verilen mücadelede etkin bir uluslararası işbirliğinin ön koşulu terör örgütlerini tanımlamak, belirlemek ve adalet önüne çıkarmak konusunda devletlerin yaklaşımlarının birbirine yakınlaştırılmasıdır. Bu çerçevede, 1566 sayılı karar terörizmin tanımlanmasına önemli bir katkı oluşturmuştur. Sivillere yönelik olanları dahil olmak üzere bu kararda belirtilen terörist eylemlerin, terörizmin tanımı konusunda esas alınması gereken bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. 

El-Kaide ve Usame bin Laden ile bağlantılı olan, terörizmin finansmanına destek sağlayan kişi ve kuruluşların faaliyetlerine engel olunması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, BM Şartı’nın 7. Bölümü uyarınca aldığı 1267, 1333,1390,1455 ve 1526 sayılı kararları çerçevesinde faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komitesince tüm ülkeleri bağlayıcı nitelikte listeler yayınlanmaktadır. Anılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları tüm ülkelere, söz konusun listelerde yer alan kişi, şirket ve kuruluşların tüm hak ve alacakları ile mal varlıklarının dondurulması, ülkelere girişlerinin ve topraklarından transit geçişlerin yasaklanması,doğrudan ve dolaylı olarak silah ve askeri malzeme temini, satışı ve transferinin önlenmesi yükümlülüğü getirmektedir. Bu listeler Bakanlar Kurulu kararnameleri şeklinde yayımlanarak iç hukuka dahil edilmektedir.

Bu vesileyle, Türkiye’nin tüm uluslararası platformlarda dikkat çektiği bir hususu burada da vurgulamak istiyorum. Günümüzde, bazı terör örgütlerinin dini, ve özellikle de islamı bir ideolojik maske olarak kullandıkları bilinmektedir. Ancak, terör örgütlerinin bu gayretleri doğrultusunda, terörle İslamı ilişkilendirmek ve özdeşleştirmek yolundaki bazı çabalar, ancak teröristlerin amaçlarına hizmet etmektedir. Dünya genelinde Müslüman uluslara ve özellikle Batılı ülkelerdeki Müslüman azınlıklara yönelik bir hoşgörüsüzlük ortamının gelişmesine zemin yaratmaktadır. Dünyada teröristlerin oluşturmaya çalıştığı havayı ortadan kaldırmak için farklı inançlar arasında ortak değerlere ve anlayışa dayalı bir atmosfer yaratılması, farklı dinler ve kültürler arasında diyalog tesis edilmesi için uluslararası toplum samimiyetle çaba harcamalıdır. 

Birleşmiş Milletler’de ve diğer ilgili forumlarda, uygun her fırsat ve zeminde terörizmle mücadele için en kararlı ve etkili önlemlerin alınmasını savunan Türkiye, terörizmin evrensel bir sorun olduğu gerçeğinden hareketle, 11 Eylül saldırılarından sonra terörizmle mücedele konusunda gerek uluslararası kuruluşlar nezdinde, gerek ikili plandaki faaliyetlerini yoğunlaştırarak sürdürmektedir. Bu konuda kabul edilmiş çok sayıda belge ve deklerasyonda Türkiye’nin aktif çaba ve katkısı vardır. Türkiye, Birleşmiş Milletler çerçevesinde terörle mücadele kapsamında akdedilmiş 12 uluslararası sözleşmenin tamamına taraftır. Ülkemiz, Nisan 2005’te Birleşmiş Milletlet Genel Kurulunda kabul edilen “ Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi”nin müzakerelerinde de etkin bir rol almıştır. Bu Sözleşme geçtiğimiz Eylül ayında BM Genel Kurul toplantıları vesilesiyle Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül tarafından New York’ta imzalanmıştır. Anlaşmanın onay sürecine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir. 

Türkiye ayrıca, Birleşmiş Milletlerde kapsamlı ve global bir “Terörizmle Mücadele Sözleşmesi” akdedilmesi için ilgili komitedeki çalışmalarada aktif olarak katılmaktadır. 

Son olarak, terörizmle mücadele konusunda 14 Eylül 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yeni bir karar kabul edilmiştir. Güvenlik Konseyinin bu son kararı, uluslararası camianın terörizmle mücadeleye verdiği önemi yansıtmaktadır. Kararda, Türkiye’nin uzun zamandır savunduğu hususların yer alması memnuniyet vericidir. Bu bağlamda, kararda kim tarafından, nerede ve hangi amaçla gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin terörizmin kınanması gerektiği; terörizmin uluslararası barış ve güvenliğe karşı en önemli tehditlerden birini oluşturduğu, terörün insan hakkı ihlali olduğu, terörün savunuculuğunu yapmanın da suç sayılması gerektiği, teröre karşı uluslararası işbirliğinin zaruri olduğu, farklı din ve kültürlerin terörle mücadelede hedef haline getirilmesinin engellenmesi gerektiği, teröristlere iltica kurumunu istismar etme fırsatı verilmemesi gibi hususlar kuvvetle vurgulanmıştır. Anılan kararda, küresel zeminde terörle mücadelede başarı kaydedilmesi için farklı dinler, kültürler ve medeniyetler arasında hoşgörü, anlayış, diyalog ve işbirliğinin sağlanmasına dikkat çekilmiş olmasıyla, ülkemizin İspanya ile birlikte eş-sponsörlüğünü yaptığı “Medeniyetler İttifakı” girişiminin önemi ve isabetide teyid edilmiştir. 

Diğer taraftan Türkiye, ikili ve çok taraflı düzeyde 60 kadar ülkeyle terörizme karşı ikili işbirliği anlaşmaları imzalamıştır. Bu anlaşmalar, terörizm, örgütlü suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele alanlarında ikili ve uluslararası planda işbirliğini, bilgi ve deneyimdeğişimini öngörmektedir. 

BM’de ve diğer ilgili forumlarda, uygun her fırsat ve zeminde terörizmle mücadele için en kararlı ve etkili önlemlerin alınmasını savunan Türkiye,terörizmin evrensel bir sorun olduğu gerçeüinden hareketle, 11 Eylül saldırılarından sonra terörizmle mücadele konusunda gerek NATO, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Karadeniz Ekonumik İşbirliği ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Girişimi (SECI) gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşlar nezdinde, gerek ikili plandaki girişimlerini yoğunlaştırarak sürdürmektedir. Bu konuda kabul edilmiş çok sayıda belge ve deklarasyonda Türkiye’nin aktif çaba ve katkısı vardır. 

Yıkıcı ve bölücü terör örgütlerine karşı uzun yıllardır verdiği mücadelenin kazandırdığı deneyim aşığında Türkiye, tüm ülkelerin ortak bir eylem platformunda birleşmesi için her zaman çağrıda bulunmuştur. Terör ve örgütlü seçlar (uyuşturucu kaçakçılığı, yasadışı göç ve insan ticareti) arasındaki ilişkiyi yakından bilen bir ülke olarak bu ilişkinin özellikle batı Avrupa ülkelerindeki demokratik özgürlüklerin istismarı suretiyle nasıl bir tehdide dönüştüğünü dünyanın en tehlikeli terör örgütleri arasında yer alan PKK/KONGRA-GEL örneğinde görmekteyiz. Türkiye, bu gerçeği Avrupa ülkelerine hep anlatmaya çalışmıştır. Ancak uzun yıllar Avrupa ülkelerinden beklediği destek ve anlayışı görememiştir.ülkemizde yıllarca sürdürdüğü kanlı eylemlerden çok sonra 2002 yılında PKK, AB tarafından terörist örgütler listesine dahil edilmiştir. 11 Eylül olaylarının bu tutum değişikliğinde önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Ancak, söz konusu listenin yaptırımı dahi, AB’nin Adalet ve İçişleri olarak adlandırılan alanda henüz tam birliğini sağlayamadığı cihetle, örgütlerin parasal kaynaklarının izlenmesi ve tespit edildiğinde dondurulmasıyla kısıtlıdır. Örgütlerin faaliyetlerini yasaklaması, üye ülkelerin ulusal düzeyde alacakları kararlara bağlıdır. Halihazırda PKK ( 2 Nisan itibariyla yeni adları KADEK ve KONGRA-GEL’ le birlikte), DHKP/C ve İBDA-C, AB listesinde yer alan Türkiye kaynaklı terör örgütleridir. PKK, 1997 yılından beri ABD’de yasaklıdır. KADEK 2002, KONGRA-GEL de 2004 yılında ABD tarafından yasaklanmıştır. 

PKK’nın 1984 yılından bu yana gerçekleştirdiği terör faaliyetleri sonucu aralarında masum siviller, öğretmenler ve diğer kamu görevlilerinin de bulunduğu 35 binden fazla Türk vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Sözkonusu terör örgütünün yol açtığı maddi kaybın ise 100 milyar ABD doları olduğu hesaplanmaktadır. 

Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasının ardından, örgüt stratejisini değiştirdiğini, artık barışcıl yöntemleri benimseyeceğini ve siyasi mücadele yolunu izleyeceğini iddia etmeye başlamıştır. 

Bu süreç içerisinde terör örgütünün yapısal ve yönetimsel bir dizi değişime gitmesine karşın, örgütün terör eylemlerine dayalı genel politikasında bir değişim yaşanmamıştır. 

PKK/KONGRA-GEL’in silahlı eylemlerinde özellikle örgütün ilan ettiği sözde ateşkesi sona erdirdiği 1 Haziran 2004 tarihinden bu yana önemli bir artış gözlenmektedir. Ülkemizin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması için öngörülen 3 Ekim 2005 tarihinin yaklaşmasıyla birlikte örgütün bu sürece zarar vermek amacıyla eylemlerine hız verdiği gözlenmiştir. 

Halen & bin silahlı militanı bulunan PKK/KONGRA-GEL, uluslararası yapılanması, silahlı kadrosu ve yol açtığı ve mal kaybı bakımından sadece ülkemizin değil, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerinden biridir. 

Irak’ta yaşanan güvenlik ve istikrar bunalımını fırsat bilen PKK, özellikle Kuzey Irak üzerinden ülkemize yönelik, silah ve patlayıcı madde sevkiyatı, terör eğitimi, örgüt toplantıları ve her türlü kaçakçılık faaliyetini yürütmektedir. Terör örgütünün silahlı kadrosunun büyük bir bölümü ve yönetim karargahı halen Kuzey Irak’ta bulunmaktadır. 

Terör örgütü, Irak’taki yapılanması, eylemleri ve illegal yollardan mali kaynak elde etmesine ek olarak, legalleşme çabalarına da öncelik vermektedir. Bu çerçevede, Irak’ta PKK ile bağlantılı iki oluşum (PÇDK ve DÇP) kendilerini siyasi parti olarak temsil ettirerek 30 Ocak 2005 Irak seçimlerine girmiştir. Ayrıca, yakın bir dönemde PKK’nın Kerkük’te bir büro açarak sözde bayrağını astığı bilinmektedir. 

Kuzey Irak’taki PKK unsurlarından Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin ortadan kaldırılması amacıyla Türkiye-Irak-ABD üst düzey sivil ve askeri yetkililerden oluşan heyetler arasında Ocak 2005’te Ankara’da üçlü güvenlik istişareleri gerçekleştirilmiştir.

Konunun adli yardımlaşma boyutunu da içerecek şekilde teknik düzeyde ele alınması amacıyla sözkonusu üçlü istişarelerin ikincisi 6 Ağustos 2005 günü Vaşington’da yapılmıştır. 

Terör örgütünün Kuzey Irak’tan tasfiyesi ve bölgedeki faaliyetlerinin engellenmesine yönelik alınabilecek önlemlerin görüşüldüğü sözkonusu toplantılarda tüm taraflar PKK’nın terörist bir örgüt olduğu ve mücadele edilmesi gerektiği yolundaki siyasi kararlıklarını bir kez daha ortaya koymuşlardır.

PKK/KONGRA-GEL terör örgütü Avrupa ülkelerinde ise, finansman temini, legalleşme çabaları ve medya faaliyetlerine öncelik vermektedir. 

Terör örgütünün, finansman temininde başta uyuşturucu ticareti, yasadışı göç, kara para aklama ve haraç toplama olmak üzere her türlü yasa dışı yöntemi kullandığı bilinmektedir. 

Legalleşme çabaları ise medya faaliyetleri ile paralel olarak yürütülmektedir. Bu arada, Danimarka’dan yayın yapmasına izin verilen  ROJ TV’nin lisansının iptal edilmesi yönündeki girişimlerimiz Danimarka makamları nezdinde sürdürülmektedir. Dost ve müttefik bir ülke olan Danimarka’nın terörizmle mücadele için gereken işbirliğini göstermesini beklediğimiz ve bir terör örgütünün televizyonuna yayın yapma imkanı vermesini ne Hükümetimizin ne de Türk kamuoyunun anlamasının mümkün olmadığı girişimlerimiz sırasında ısrarla vurgulanmaktadır. 

11 Eylül ve 11 Mart Madrid olayları gibi batı ülkelerinde meydana gelen terör saldırılarından sonra bazı ülkelerin terörle mücadelede ülkemizle işirliğine daha yatkın bir tutum sergilemeye başladığını memnuniyetle görmekteyiz. Bu durumun kalıcı olmasını umuyoruz. 

Sözkonusu tutum değişikliğinde ilgili ülkelerde meydana gelen terör eylemlerinin de büyük etkisi olduğunu vurgulamak gerekir. 

Örneğin Theo van Gogh cinayetinin ardından Hollanda eminiyet güçlerince gerçekleştirilen bir dizi operasyon sonucu çok sayıda PKK militanı tutuklanarak yargıya sevkedilmiştir. 

Benzer bir yaklaşım, İstanbul’daki bombalama olaylarının ardından İngiltere makamlarınca da sergilenmeye başlanmıştır. İngiltere Hükümeti, her ne kadar KONGRA-GEL’İ terör örgütleri listesine dahil etmemiş olsa da, Maliye Bakanlığınca terör örgütünün mallarına el konulması için gerekli tedbirler alınmıştır.

Terör örgütünün Avrupa’daki faaliyetlerinin engellenmesi yönünde diğer bir somut adım Almanya Hükümeti tarafından geçtiğimiz ay atılmıştır.1995 yılından bu yana Almanya’da basım ve dağıtımı yapılan PKK/KONGRA-GEL terör örgütünğn yayın organı “Özgür Politika” gazetesi Federal Almanya Hükümeti tarafından 5 Eylül 2005 tarihinde yasaklanmıştır. 

Federal İçişleri Bakanı Schilly konu hakkında yaptığı basın açıklamasında, aşırı ya da terörist bir arka plana sahip her türlü etkinliğin üzerine kararlı bir şekilde gidileceğini ve Almanya’nın bu tür yapılanmaları ortadan kaldırmak için gereken tüm önlemleri alacağını vurgulamıştır. Sözkonusu açıklamada ayrıca, Özgür Politika’nın terör örgütü PKK ve yan kuruluşlarıyla doğrudan bağlantısına da işaret edilmiştir. 

Federal Alman Hükümetinin terör örgütünün bu ülkedeki faaliyetlerine yönelik tutumunda yaşanan sözkonusu geğişimde, son dönemde artış gösteren PKK/KONGRA-GEL terör eylemlerinin Almanya’da yaşayan Türk toplumuna da olası yansımalarının bulunabileceği endişesinin etkili olduğu değerlendirilmektedir.

Terörizmle mücadele konusunda Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da uluslararası alandaki işbirliği ve çabalarda aktif rol almaya kararlıdır. Özellikle 11 Eylül saldırıları ve daha sonra Madrid, Londra’da yaşanan terör olayları sonrasında terörle mücadele alanındaa uluslararası işbirliği çabaları ivme kazanmış ve gelecek için ümit vaadetmeye başlamıştır. Bununla beraber, teröre zemin yaratan sebepler dikkate alındığında, özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede terörün azalacağı konusunda iyimser olmak zor görünmektedir.