İRAN’IN NÜKLEER HIRSI

 


TAM YOL İLERİ Mİ?

İran nükleer silahlanmaya başlamak üzere: Muhtelif nükleer silahların yapımında kullanılanyüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu yeterli miktarda yıllık olarak üretmek için düzenlenen ve geçenlerde açıklanan sistemin tamamlanmasına sadece birkaç yıl var. Tahran, Nükleer Yayılmanın Önlenmesi Sözleşmesi (NPT) çerçevesinde izin verilen nükleer santralin, kendi sivil nükleer gücü için hayati olduğunu iddia ediyor ama kanıtlar ve yapılan incelemeler ise aksi yönde.

NÜKLEER GEÇMİŞ

1973-1974 petrol krizinin ardından İran, büyük bir hırslanükleer silahların iki önemli bileşeni olan zenginleştirilmiş uranyum ve plutonyumun üretimi için gelişmekte olan yakıt çevrim sistemleriyle ilgili nükleer güç programını uygulamaya başladı.Carter yönetimi bir yandan Avrupa hükümetlerini yayılma riski yüzünden yakıt çevrim sistemlerinin İran’a satılmaması için ikna ederken bir yandan da bu ülkeye nükleer güç santrallerini satmak için Almanya ve Fransa ile yarışıyordu.

1979 daki İslam Devrimi İran’daki nükleer güç programını kesintiye uğrattı. Devrim, pek çok bilimadamının ülkeden kaçmasına ve Almanya (Bushehr’ de nükleer güç santrali kuruyordu) ile Fransa’nın (Isfahan’da nükleer araştırma kompleksi kuruyordu) ıran ile yaptığı nükleer anlaşmaların ertelenmesine neden oldu. 1980’li yıllarda Tahran, nükleer güç ve araştırma programlarını yenilemek için uğraştı ama Amerika Birleşik Devletleri, ıran’ın sivil aktiviteler adı altında bir silahlanma programını takip ettiğini öne sürerek ıran’a nükleer ambargo uygulanmasını Avrupa hükümetlerine kabul ettirdi. ıran ise Avrupa yerine Çin ve Rusya’ya yöneldi: 1992 yılında Rusya, Bushehr’deki santrali tamamlamayı ve Çin de iki adet nükleer reaktör temin etmeyi kabul etti. Moskova ve Pekin ayrıca araştırma ve yakıt çevrim sistemlerinin sağlanması için de görüşmeleri başlattı.

1995 yılında Clinton yönetimi, ıran’a uranyum zenginleştirilmesinde kullanılan gaz santrifüjü santralinin sağlanmasıyla ilgili anlaşmanın iptal edilmesi ve Bushehr deki santralin tamamlanması amacıyla yapılan işbirliğinin sınırlandırılması için Moskova’ya baskı yaptı. Ancak Rusya’nın ıran’a yaptığı yardımı devam ettirmesi Moskova ve Washington arasında kalıcı bir sorun olmaya başladı. 2000 yılında, Moskova, ıran’a 1995 yılındaki ek güç reaktörleri satmayı vaat eden sınırlamalardan vazgeçtiğini açıkladı. Daha da başarılı bir şekilde Washington, 1997 de Pekin’le vardığı anlaşma doğrultusunda Çin’in ıran’la olan, Isfahan’daki inşa halindeki uranyum dönüşüm sisteminin iptalini de içeren nükleer işbirliğini sona erdirdi. Birleşik Devletler’in tüm çabalarına rağmen ıran, Rus bilimadamları ve birimlerinin izinsiz yardımları eşliğinde yavaş da olsa ilerleme kaydedebildi.1998 de Washington, silahlara yönelik plutonyum üretiminde ideal olan doğal uranyum yakıtlı reaktörlerde kullanılmak üzere “ağır su”yun (ağır hidrojenli su) üretiminde ıran’a yardım ettiği için iki Rus araştırma kuruluşunun cezalandırılmasını kabul ettirdi. 2000 yılında ise Rusya’nın uranyum zenginleştirilmesinde kullanılan lazer sistemini ıran’a satması engellendi. Bush yönetimi de ıran’la nükleer işbirliğini durdurma ve izinsiz teknoloji ile malzeme transferini önleme konusunda Moskova’yı ikna etme çalışmalarına devam etmektedir.

AÇIKLAMALAR VE GÜVENCELER

İran’ın nükleer gelişimi Ağustos 2002 de kamuoyuna açıklanırken muhalif bir grup olan ıran Ulusal Direniş Konseyi de açıklanmayan iki tesisin varlığını ve malzeme ile ekipman için kurulan paravan şirketlerle ilgili ayrıntıları açıklıyorlardu. Arak yakınlarında kurulan tesislerden biri, “ağır su” üretiminde kullanılan bir santral olarak tanımladı. Natanz yakınlarında olan ikincisi ise, hala inşası süren ve nükleer yakıt üretiminde kullanılan yeraltı tesisi olarak teşhis edildi. 2000 Aralık’ındaWashington kaynaklı Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü, Natanz’ı olası gaz santrifüjü uranyum-zenginleştirme tesisi olarak tanımlayan her iki tesisin de uydu görüntülerini ve yeni ayrıntıları sundu.

Bu açıklamaların ardından 9 şubat da İran Cumhurbaşkanı Muhammed Khatami, İran’ın Isfahan ve Kashan da (Natanz tesisi) “sadece” ıran’ın sivil nükleer güç programı için yakıt üreten doğal uranyum tesisini geliştirdiğini açıkladı. Bunu kanıtlamak için de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed El Baradei’i Natanz tesisini görmesi için 21-22 şubat da ıran’a çağırdı. El Baradei’ in ziyareti esnasında Khatami, tesisin teftiş edileceğini ve UAEK’ ye de yeni nükleer tesisler hakkında erken bilgi verileceğini vaat etti. Ayrıca UAEK’ ye genişletilmiş teftiş yetkisi veren genişletilmiş teminat ölçülerini de gözönünde bulundurmayı kabul etti.

UAEK ziyaretinin yazılı raporunu göre, ıran’ın gaz santrifüjü yoluyla zenginliştirilmiş uranyum üretme kabiliyeti oldukça gelişmiştir. Saghand’daki madenlerden çıkarılan doğal uranyum, Isfahan da işlenmekte ve uranyum hexaflourıde (UF6) dönüştürülmektedir. UF6, gaz benzeri bir madde olmakla birlikte gaz santrifüjündeki materyalleri temin eder ve gaz santrifüjünde UF6, yüksek hızlarda döndürülerek ağır ve hafif izotoplarına ayrıştırılır. Natanz’daki gaz santrifüjü santralinde, Pakistan teknolojisi olduğu raporlarla belirlenen 160 hazır santrifüj makinesinin pilot uygulaması başlangıç olarak kurulmuştur. ıran’ın ek 1000 santrifüj makinesi için de yeri mevcuttur ve 2005 yılına kadar yaklaşık 5000 adet makinenin kurulması planlanmaktadır.

NÜKLEER GÜÇ MÜ, NÜKLEER YANILTMA MI?

Tesisin biçimine ve işlevine bağlı olarak Natanz, hafif su nükleer güç yakıtı için az-zenginleştirilmiş uranyumu ya da muhtelif nükleer silahlar için çok-zenginleştirilmiş uranyumu yıllık olarak üretebilir. ıran, tüm bu çabalarının 20 yıllık planlarına dahil olan 6000 megawatt elektriğin nükleer güçlerden elde edilmesi olduğunu ve az-zenginleştirilmiş uranyumu nükleer güç reaktöründe kullanacağını iddia etmektedir.(bu elektrik miktarı 6 hafif su nükleer güç santralinin kapasitesine eşittir) Kendi geliriyle geçinen bir nükleer güç yakıtının üretimi, ıran’ın yabancı nükleer güç yardımı almasına engel olan Birleşik Devletler’in çabalarını alt etmeye yönelik olduğu düşünülebilinir. Nükleer Yayılmanın Önlenmesi Sözleşmesi çerçevesinde, yasal olarak ıran’ın Natanz’daki zenginleştirme tesisi gibi yakıt çevrim tesislerini geliştirmesine, bu tesisler ve nükleer materyallerin sivil kullanımda olup olmadığının UAEK teftişleriyle saptanmasına olanak sağlandığı sürece izin verilmiştir.

Ancak ıran örneğinde, bu sivil olaylarda kullanım mazereti çok az anlam ifade etmektedir. Rusya, inşa halindeki ve tek nükleer güç tesisi olan 1000 mw’lık Bushehr nükleer güç santraline ömürboyu yakıt sağlayan anlaşmayı şimdiden imzalamıştır. ıran sonunda ek nükleer güç santrallerini arttırsa bile Güney Kore ve Tayvan gibi gelişmiş nükleer güç programına sahip olan ülkelerin de yaptığı gibi yakıtı yabancı şirketlerden ticari olarak temin etmesi çok daha ekonomik olacaktır. Ayrıca ıran’ın Arak da ağır su üretim tesisine sahip olması için de akla yatkın bir nedeni yoktur: Bushehr’deki santralin ağır su’ya ihtiyacı yoktur ve ıran da bulunan araştırma reaktörleri ya ağır su kullanmamakta ya da üretim tesisini haklı çıkarmak için çok az miktarda kullanmaktadır. Verilen tüm güvencelere rağmen ıran’ın sivil program adı altında nükleer silahlanmaya yöneldiği görülmektedir.

SONRAKİ AşAMALAR

Bir senaryoya göre İran, Natanz’da çok-zenginleştirilmiş uranyum üretimini gizli olarak deneyebilir ya da az-zenginleştirilmiş uranyumu Natanz’dan yasal olmayan başka bir tesise yönlendirebilir ve silah seviyesindeki ileri zenginleştirmede kullanabilir.Natanz’daki UAEK teftişleri bu riskleri belirgin olarak azaltacaktır. Yapılan teminat anlaşması bağlı olarak uranyumun Natanz’daki santrale getirilmeden 180 gün öncesine kadar İran, UAEK teftişlerine teknik olarak izin vermeyebilir. Ancak tesisin kamuoyuna açıklanması, tamamlanmasına daha pek çok yıl olan santralin UAEK’ya açılmasına izin verilmesi konusunda ıran’ı zorlamıştır. Bu yüzden İran, santralin biçimi hakkında ve çok-zengişleştirilmiş uranyumun gizli üretimi ya da az-zenginleştirilmiş uranyumun tesisden herhangibir denetim olmaksızın çıkarılmasını zorlaştıracak gösterge cihazlarının kullanılması hakkında da baskıyla karşılaşabilir. Ayrıca eğer İran daha da geliştirilmiş bir teminat protokolü imzalarsa yapılanmaya başlamadan 180 gün önce yeni nükleer sistemleri UAEK’ya bildirmesi ve bildirilmeyen sistemlerin denetlenmesinde yardımcı olacak bir çevre örneklendirmesine izin vermesi de sağlanabilinir.

UAEK teminatları etkili olsa bile yine de İran, Natanz santrali faaliyete geçer geçmez nükleer silahlanma gücünü geliştirebilir. NPT çerçevesinde ıran, anlaşmayı 90 gün süreyle “olağanüstü durumlar” adı altında yasal olarak geri çekebilir. Tahran’ın dayandığı temellere göre bu geri çekilme ısrail ya da Birleşik Devletlerin nükleer silah programlarının oluşturduğu tehdit öne sürülerek haklı çıkartılabilir. NPT’den geri çekildikten sonra ıran, UAEK teftişlerine maruz kalamaz ve çok kısa bir süre için-belki birkaç aylığına- Natanz’daki santrali nükleer silahlar için çok-zenginleştirilmiş uranyum üretimi için dönüştürebilir. Eğer ıran bu seçeneği tercih ederse Orta Doğu’ daki diğer ülkeler üzerindeki baskı ıran’ı takip etmek için artabilir ve belki de bu ülkeler, ıran’ın yaptığı gibi sivil nükleer araştırma ya da güç programı adı altında yakıt çevrim santrallerini geliştirme yoluna gidebilir.

IRAK FAKTÖRÜ

Irak’a karşı yaklaşan savaşta İran’la en az oranda olsa bile işbirliğini korumak için Washington, geliştirme programı hakkında Tahran’la karşı karşıya gelmekten özenle kaçınıyor. Ancak Irak’ın silahsızlanması sağlandıktan sonra-teftişler yoluyla ya da daha da geçerli olarak Saddam Hüseyin’i devirmeye yönelik bir operasyon yoluyla- Birleşik Devletler ıran’ın nükleer programını durdurmak için çaba sarfetmeye başlayacaktır. Kuzey Kore’den farklı olarak-bu ülkenin nükleer silahlarını geliştirdiğinden kuşkulanılmaktadır ve Amerika Irak’la ilgilenirken cephaneliğini arttıracağı beklenmektedir- ıran’ın nükleer silah gücüne ulaşmasına daha birkaç yıl vardır.

Irak’a yapılacak başarılı bir operasyon, Tahran’a baskı yapma konusunda Washington’u oldukça güçlendirebilir. Bağdat’taki Birleşik Devletler kontrolü ve Washington’un bir sonraki hedefi olmaktan korkmak, Amerika’nın düşmanca tutumunu kazanmamak ve hatta askeri harekat riskini göze almamak için ıranlı liderlerin nükleer aktivitelere devam etme konusunda daha dikkatli olmalarını sağlayabilir. Ayrıca Irak’ın nükleer silah programının yokedilmesi, ıran’ın nükleer cephaneliğe sahip olması için stratejik bir gerekçeyi de ortadan kaldırır. Öte yandan Tahran, uzun süreli nükleer güç çabalarından kolay kolay vazgeçmek istemeyecektir. Irak tehdidi ortadan kalksa bile Tahran’dakilerin pekçoğu nükleer silahların geliştirilmesini, sezilen Amerikan tehdidine ve buna bağlı olarak ıran’daki rejim değişikliği yapılmasına karşı çok önemli bir caydırıcı unsur olarak görmektedir.

TAKTİK SEÇENEKLERİ

Tahran’ın bakış açısına göre en uygun strateji, barışçıl teminatlar önerirken nükleer silah gücünü de en kısa zamanda geliştirmektir. Bu durum hala yapılanmakta olan Natanz’daki sisteme UAEK’nun girişine izin veren ve sistem faaliyete geçince de UAEK girişi olacağına dair teminat veren ıran kararlarını çok iyi açıklıyor. Bazı açılardan Tahran, şaşırtmaca riskineve açıklanmayan santrallerin varlığına karşılık UAEK’nın güvenini kazanmak için ek teminat ölçülerini kabul etmeye meyilli gözüküyor. Nükleer programa yönelik baskıları dindirmek için Tahran, Washington’u diğer konularda da tatmin etmeye çalışabilir; örneğin Hizbullah teröristlerine yaptığı yardımı sona erdirmek ya da Saddam sonrası Irak’ta istikrarlı bir hükümet kurmaya yardım etmek gibi.

Ancak Washington bu tür manevralarla tatmin olacağa ya da ıran’ın nükleer silah gücü varlığını hoşgörüyle karşılayacağa benzemiyor. Bazı Amerikan görevlileri, tehditlerin önceliğini ve geliştirme programının yasaklanması konusunda ıran’a baskı yapılmasını aynı zamanda da Amerikan düşmanlığını ortadan kaldırmak için ıran’ın nükleer aktivitelerini sınırlandıracak ılımlı politik liderlerin ortaya çıkmasının teşvik edilmesini vurguluyor. Diğerleri de baskıyla birlikte eğer ıran nükleer güç kapasitesinin zengişleştirilmesini durdurmaya karar verirse nükleer güç yardımı almasına izin vermek ya da yakıt arzını korumak gibi imtiyazların da verilmesi gerektiğine inanıyor. Eğer ıran hala nükleer güç zenginleştirmesine devam ederse Washington, Natanz’daki tesisi yıkabilir ve askeri operasyon riskini-tıpkı 1981’de İsrail’in güvence altındaki Osirak reaktörünü ortadan kaldırması gibi- göz önünde bulundurabilir.

Askeri operasyon talebinden ve kargaşadan doğacak bölgesel istikrarsızlıktan kaçınmak için Washington’un Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Rusya ve Japonya gibi anahtar güçlerin de yardımıyla Tahran’ı etkilemesi gerekiyor. ılk olarak bu anahtar ülkelerin, ıran’ın teknik olarak yasal olan ve güvence altındaki zenginleştirme programını sürdürmesinin kabul edilemez bir yayılma riskine sahip olduğu konusunda uzlaşmasına ihtiyaç vardır. Irak ile ilgili olan görüş ayrılığı İran’a karşı ortak politika üretmeye engel teşkil etse de ıran’ın nükleer programıyla ilgilenme ihtiyacı tüm bu önde gelen güçler arasındaki işbirliğinin yeniden yapılanması için bir temel oluşturabilir.

IISS Strategic Comments, Vol 9 Issue 2, Mart 2003 tarihli sayısından alınan bu makale Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü 3. sınıf öğrencisi Selen Karaca tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

İNCELEMELER