Dış Politika Enstitüsü tarafından yayınlanan "Kıbrıs ve Uluslararası Hukuk" kitabı konusunda not

 


Kıbrıs konusu başından beri hukuku savunan taraf ile hukuka karşı olanlar arasında bir mücadeledir. Bugüne kadar Türkiye Kıbrıslı Türklerin haklarını savunagelmiş, gerektiğinde Garanti Antlaşmasının kendisine verdiği müdahale hakkını da kullanmıştır. Ancak, uluslararası alanda zaman zaman Kıbrıs'la ilgili hukuki gerçeklerin unutulmak istendiği, siyasi düşüncelerle hukukun gözardı edildiği olmuştur. Bunun en çarpıcı örneği AB'nin Kıbrıslı Rumların tam üyelik başvurusunu kabul ederek, onlarla müzakereleri yürütmeleridir. Türkiye ve KKTC, uluslararası hukuka aykırı bu duruma en kesin bir biçimde karşı çıkmışlardır. Kıbrıs müzakerelerinde de Kıbrıs Rum tarafının hukuki esaslara saygı göstermekten kaçındıkları bilinen bir gerçektir.

şimdiye kadar Kıbrıs Türklerinin en büyük dayanağı olan hukukun bundan sonra da onlara güç vermeye devam edeceği kuşkusuzdur. Dış Politika Enstitüsü bu düşüncelerle, uluslararası hukuk açısından Kıbrıs konusunu Türk Hukuk Otoritelerine inceleterek ıngilizce bir kitap halinde yayınlamıştır. Kitapta Prof.Mümtaz Soysal, Prof.Hüseyin Pazarcı, Prof.Ali Karaosmanoğlu, Prof.Rauf Versan, KKTC Hukuk Danışmanı Zaim Necatigil ve Dr.Kudret Özersay'ın incelemeleri vardır. Kitabın editörlüğünü yapan E.Büyükelçi Reşat Arım da giriş yazısını kaleme almıştır.

ıncelemede öncelikle 1960 düzenini (state of affairs) ve buna bağlı olarak oluşturulan "1960 Ortaklık Devletini"  kuran anlaşmalar ele alınmaktadır. 1959'da Zürih'te Türk ve Yunan Başbakanları arasında imzalanan anlaşmadan sonra, aynı yıl Londra'da Türk, Yunan ve ıngiltere Başbakanları ile Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderleri Devlete verilecek biçimi kararlaştırmışlardır. 1960'ta imzalanan antlaşmalarla "Kıbrıs Ortaklık Devleti" kurulmuştur. Uluslararası antlaşmalardan biri Devleti kuran antlaşmadır. Diğeri Garanti Antlaşmasıdır, Kıbrıs'ın bağımsızlığını garanti altına almıştır. Bu şekilde, Kıbrıs'a sınırlı (restricted) egemenlik ve bağımsızlık tanınmıştır. Bir üçüncüsü ıttifak Antlaşmasıdır; Kıbrıs'a karşı saldırıyı önlemeyi öngörmektedir.  Garanti ve ıttifak Anlaşması aynı zamanda Kıbrıs Adası'ndan garantör ülkelere (Türkiye'ye) herhangi bir tehdidin yönelemeyeceğini de öngörmektedir.

1960 düzenlemeleri ile içeride iki toplum arasında fonksiyonel bir ortaklıkla iç dengenin sağlanmasına ve Türkiye, Yunanistan ve ıngiltere'nin garantör olmasıyla da dış dengenin teminine çalışılmıştır. Kuruluş Antlaşması ile tesis edilen Ortaklık anayasası da taraflar arasında müzakere edilerek benimsenmiştir. Ancak Rum tarafı 1963 yılı sonunda, anayasanın değiştirilemez kabul edilen, Londra ve Zürih Anlaşmalarıyla müzakere edilmiş ve kabul edilmiş 13 maddesini tek taraflı olarak değiştirerek, Kıbrıs Türklerini ortak idareden zorla uzaklaştırmış ve ortaklığa son vermiştir. Kıbrıs Türkleri ortak yapıdan baskı ve zorla atılmışlardır. Bugün iç ve dış dengeyi öngören 1960 state of affairs'inin devam ettiği uluslararası camia tarafından kabul edilmekte, Garanti ve ıttifak Anlaşmaları geçerliliğini sürdürmekte ve bu imzacı devletlerce de kabul edilmektedir.

Kıbrıs Rum Yönetimi 1990 yılında Avrupa Birliği'ne tek taraflı  tam üyelik için müracaat edince, bu müracaatın anlaşmaların hükümlerine aykırı olduğu açıkça görülmüştür. Antlaşmalar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını öngördüğü için Kıbrıs'ın herhangi bir devlet ile birleşmesini veya bu sonucu doğuracak her türlü hareketi yasaklamıştır. Türk Hükümeti bu konuya o kadar önem vermişti ki anlaşmaya hiçbir açık kapı bırakmayacak hükümler koydurmuştu. Kıbrıslı Rumların ENOSıS hayalleri peşinde her türlü hareketi yapacaklarını beklediklerinden, AB üyeliğini bu amaçla kullanacaklarını da adeta görmüşler ve 11 şubat 1960 da Türk ve Yunan Başbakanları Zürih'te imzaladıkları anlaşmanın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Temel Yapısı belgesinin 8. maddesine Kıbrıs'ın ancak Türkiye ve Yunanistan'ın ikisinin birden üye olduğu uluslararası kuruluşlara,  siyasi ve ekonomik birliklere üye olabileceği hükmü konmuştu. Garanti Antlaşması'nın 1. maddesi ile de Kıbrıs'ın herhangi bir devletle birleşmesine yol açacak hareketler yasaklanmıştır.

ıncelemede ele alınan ikinci konu Kıbrıs konusundaki Birleşmiş Milletler kararlarıdır. Güvenlik Konseyinin ve BM Genel Kurulunun bu konuda birçok kararı vardır. 4 Mart 1964'te Güvenlik Konseyi'nin aldığı karar, Kıbrıs sorununun bugüne kadar çözümsüz kalmasında başlıca rolü oynamıştır. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı Aralık 1963'te başlattıkları saldırıları durdurmak amacıyla alınan bu kararda Kıbrıs'a uluslararası barış gücü gönderilmesi için "Kıbrıs Hükümeti"nin rızasının alınacağı belirtilmiştir. ışte Kıbrıslı Rumlar buna dayanarak o tarihten bu yana kendilerini Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak takdim edegelmişlerdir. Halbuki, Güvenlik Konseyi kararı ancak 1960 antlaşmalarına uygun olarak kurulmuş bir hükümetten, yani Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak hükümetinden söz etmektedir. 1963'ten beri Kıbrıs'ta iki tarafı temsil eden oraklık bir otorite mevcut değildir. Uluslararası camianın Rum tarafını 1960 anlaşmalarına aykırı olarak "Kıbrıs Hükümeti" olarak tanıması Kıbrıs sorununun 40 yıldır uzayıp gitmesinin temel nedeni olmuştur.

Güvenlik Konseyi'nin daha sonraki yıllarda aldığı kararlarda iki toplum arasında çözüm bulmak için görüşmeler yapılması öngörülmüştür. Kararlarda iki toplumun eşit  statüde oldukları vurgulanmıştır, görüşmeleri eşitlik içinde yürütecekleri belirtilmiştir.

BM Genel Kurulu ise Kıbrıslı Rumların bağlantısız ülkelerin desteği ile sorunu istismar edebildikleri bir forum olmuştur. Bağlantısızlar Konferansı kararları orada kolayca kabul görmüştür. Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununu BM Genel Kurulu'nun gündemine koydurarak konuyu uluslararası hale getirme çabaları toplumlararası görüşmelere birçok kez sekte vurmuştur.

ıncelemede üzerinde durulan üçüncü konu, BM Barış Gücü ile ilgilidir. Güvenlik Konseyi'nin 4 Mart 1964 tarihli kararı adadaki olayların uluslararası barış ve güvenliği tehdit edebileceğini belirterek, barışı sağlamak ve soruna çözüm bulmak için adaya bir Barış Gücü gönderilmesini ve bir arabulucu tayin edilmesini öngörmüştür. Ancak, Barış Gücü ile "Kıbrıs Hükümeti"nin, arabulucu için de "Kıbrıs Hükümeti ile Türkiye, Yunanistan ve ıngiltere'nin" olurunu gerekli saymıştır. Kıbrıslı Rumlar "Kıbrıs Hükümeti" olarak gözükmüş, Kıbrıslı Türkler ile mutabakat aranmamıştır. Kıbrıslı Türkler bu konuda kendi olurlarının da alınması gerektiğini resmen bildirmişlerdir. Türkiye de bunu desteklemiştir. Güvenlik Konseyi'nin kararlarındaki eksikliğe rağmen, uygulamada Birleşmiş Milletler Kıbrıs Türk tarafı  işbirliği yapmıştır. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nin 1964 yılında aldığı karar doğrultusunda BM Barış Gücü'nün Rum Yönetimi'ne akredite olması Kıbrıs sorununu daha da karmaşık bir hale getirmiştir.

Kitabın bundan sonraki bölümlerinde bir yandan Kıbrıs sorununun çözümüne engel olan unsurlar, diğer yandan çözüm yolunu açabilecek noktalar ele alınmaktadır.

Bir Profesörümüze göre, çözümü engelleyen unsurların başında Kıbrıs Türk yönetimi ile Kıbrıs Rum yönetiminin statüleri arasında varolduğu ileri sürülen eşitsizlik gelmektedir. Aslında, Kıbrıs devletinin kuruluşundan beri iki toplum eşittir. Adanın egemenliği ıngiltere tarafından iki topluma ortak olarak bırakılmıştır. ıki toplum 1960 uluslararası antlaşmalarına taraf olmuş ve uluslararası hukuk açısından siyasi kimlik kazanmışlardır. Buna rağmen uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar Kıbrıs Rum Yönetiminin tüm adanın tek temsilcileri olduğu iddiasına hak verecek biçimde hareket etmişlerdir. 4 Mart 1964 Güvenlik Konseyi kararı böyle yanlışlık içerir. Gerçi karar kabul edilirken "Kıbrıs Hükümeti" deyimi ile Kıbrıslı Türklerden ve Kıbrıslı Rumlardan kurulu anayasal hükümetin kastedildiği belirtilmiştir, ancak uygulama böyle olmamıştır. 1990'da Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusu yaptığı zaman da, 1959 Zürih Anlaşmasının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temel yapısı konusundaki 8 maddesine ve Garanti Anlaşmasının 1 maddesine aykırı olarak yapılan bu başvuruyu Avrupa Birliği kabul etmekle aynı şekilde antlaşma hükümlerini ve iki toplumun eşit statüsünü gözardı etmiştir. Lüksemburg'daki Avrupa Adalet Divanı 1994 yılındaki Anastasiou davasında, Strazburg'daki Avrupa ınsan Hakları Divanı da 1996 yılındaki Loizidou davasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin devlet olma vasfını kabul etmemiş, iki Divan da kararlarını uluslararası hukuktaki devlet olma şartına değil, Güvenlik Konseyi'nin 1983'te KKTC'nin ilanına karşı çıkan kararına dayandırmışlardır. Oysa ki, 1933 Montevideo Sözleşmesi'ne göre bir devlette olması gereken vasıflar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde vardır. Sürekli oturan nüfusu mevcuttur. Belirli toprağı vardır. Hükümeti yerindedir. Diplomatik ilişkileri büyükelçi düzeyinde sadece Türkiye iledir, ancak birçok ülke ve uluslararası kuruluşta temsilcileri ve büroları vardır.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yapılacak şey, bugünkü duruma bakmak ve yeni bir başlangıç yapmaktır. Nitekim, BM Genel Sekreteri Konfi Annan, 12 Eylül 2000 tarihinde yaptığı açıklamada, Ada'daki iki tarafın siyasi bakımdan eşit olduğunu, bir tarafın diğerini temsil edemeyeceğini ve kapsamlı bir çözüm tarafların eşit statüsüne dayanacağını belirtmiştir. Diğer taraftan, Kıbrıs Türk tarafı  görüşmelerde Kıbrıs Türlerinin ortaya koyduğu 29 Nisan 2002 tarihli belge kapsamlı bir çözümün temel çerçevesini ve unsurlarını özlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre , ıki Kurucu Devlet, egemen birimler olarak yeni bir Ortaklık Devleti kurmalıdırlar. Böylece, KKTC "egemen devlet" olarak tanınmış olacak, "egemen eşitlik" sağlanmış bulunacaktır. Ortak Devletler bazı yetkilerini Ortaklık Devletine devredecekler, diğer yetkilerini kendileri kullanacaklardır. Ortaklık Devletinin ne derece egemen olduğu "Kuruluş Belgesi'nde" belirtilecektir. ıki devlet Belge'yi şimdiki isimleri ile imzalayacaklardır.

Konuyu başka açıdan değerlendiren bir Profesörümüz dil, din ve kültür açısından farklı egemen devletler arasında bir işbirliğinin ancak bunların ulusal kimlikleri muhafaza edilerek kurulabileceğini belirtmektedir. Böyle bir sistem şöyle işleyecektir. Ortaklık Anlaşması iki egemen devlet arasında imzalanacaktır. Anlaşma ile ortak devletlerin egemenlikleri de garanti altına alınacaktır.

Kurulacak Ortaklık Devletinin organları şunlar olabilir: Ortaklık Meclisi, Ortaklık Konseyi ve Ortaklık Mahkemesi. Ortaklık Meclisi Ortak Devletlerin Meclislerine ait olmayan konularda yasama görevi yapar. Ortaklık Konseyi de Ortak Devletler tarafından eşit sayıda verilecek üyelerden oluşur.

Diğer bir Profesörümüz, şu sırada Denktaş ile Clerides arasında yapılmakta olan görüşmelerde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 12 Eylül 2000 tarihinde sözünü ettiği "yeni ortaklığın" nasıl sağlanabileceğini araştırmaktadır. Bunun için şu ana noktaların dikkate alınması gerekecektir.

1. Ulusal kimlik 2. Güvenlik 3. Kıbrıs'ın uluslararası alanda temsili 4. Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği

Bu 4 noktada Kıbrıslı Türkler meşru haklarını korumak için "eşit statü" ve "iki kesimlilik" prensiplerine dayanmak zorundadırlar.

Kıbrıs Türk tarafı için ideal çözüm Konfederasyondur. Kıbrıslı Rumlar ise üniter devlet formülünde ısrar etmektedirler .Bulunacak çözüm iki formülün özelliklerini taşıyabilir mi? Kıbrıslı Türklerin vazgeçemeyecekleri unsurlar nelerdir? Bu unsurlar şunlardır:

1. Yeni Ortaklık devletinde iki ayrı toprak ve iki ayrı eşit siyasi otorite olmalıdır. Diğer bir ifadeyle yeni ortaklık iki devlet temelinde oluşacaktır.  2. Bu yeni ortaklığın Avrupa Birliğine girmekle değişmeyeceği garanti altına alınmalıdır. 3. Eğer Kıbrıs için tek bir uluslurarası hukuki kimlik kabul edilecekse, Belçika modelindeki gibi taraflardan her biri kendi yetki alanındaki konularda diğer devletlerde ve uluslararası kuruluşlarda temsil edilebilmelidir. 4. Kıbrıs'ın güvenliği açısından, Garanti ve ıttifak Antlaşmaları esas itibariyle muhafaza edilmelidir. 5. Tarafların 1960 sisteminden ayrıldıktan sonra aldıkları kararlar, yaptıkları kanunlar gözden geçirilmelidir.

Kıbrıs ve uluslararası hukuk kitabı Kıbrıs sorununun siyasi ve hukuki veçhelerinin Türk hukukçuları tarafından etraflı bir incelemesini kapsamakta olup, Kıbrıs'ta iki devlet temelinde eşit statüye dayalı yeni bir ortaklığın yapılanmasına ilişkin yol gösterici düşünce ve önerileri içermektedir. Ayrıca 1960 anlaşmaları uyarınca Güney Kıbrıs'ın AB'ne yapmış olduğu tek taraflı müracaatın uluslararası hukuka aykırılığı da etraflı bir şekilde ortaya konmuştur.

İNCELEMELER