Made in Russia

Kayhan KARACA

kayhan@laposte.net

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, 2000 yılında iktidara geldiğinde ülkenin önde gelen 50 işadamını Kremlin’e çağırmış. Yolsuzluktan kıvranan ülkenin iş dünyasına “Tavır değiştirin, verginizi ödeyin, kanunlara uyun. Bunun için size 2 yıl süre tanıyorum” demiş. Karşılığında da “cadı avı yapmayacağı” sözü vermiş. Bununla da kalmayıp, Rusya’nın kişi başına düşen gelir düzeyi bakımından 2015 yılında Portekiz’i yakalacağı sözü vermiş.  

Eski bir KGB albayı olan Putin bu sözleri tam bir asker ağzıyla söylemiş olmalı ki “uyarıları” meyvesini vermeye başlamış bulunuyor. Ülkenin bugünkü tüm ekonomik verileri Rus mucizesinin yaratılmaya başlandığını gösteriyor. 

Putin’in “yola getirdiği” ve Batı dünyasında SSCB’den kalma politik terminolojilere atıfta bulunulurmuşcasına “oligarşi” olarak adlandırılan söz konusu 50 işadamı arasında bugüne kadar sadece Boris Berezowski ve Vladimir Gussinski ülkeyi terk etti. Diğerleri Putin’in önerisine sıcak bakarak oyunu oynadılar. Sonuçta herkes kazançlı çıktı. Şirketler kazanç üzerine kazanç sağlarken, yatırım ve istihdam arttı. Yabancı yatırımcı Rusya’ya geri dönmeye başladı. Carneigie Enstitüsü’ne göre, söz konusu 50 işadamından 20’si Rusya GSYMH’sının %40’ını, Rusya ihracatının da %90’ını kontrolü altında bulunduruyor.  

SSCB enkazı altında 10 yıl boyunca bocalayan Rusya 1998 yılında yaşadığı mali kriz sonrası belini doğrultmaya geçen yıl başladı. Krizin hemen sonrasında yabancı sermayenin kaçmasıyla yerli şirketlere yeni pazarlar açıldı. Moskova’nın gri banliyölerinde günde 2 milyon kase yoğurt üreten firmalar, New York borsasına 200 milyon dolar sermayeyle giriş yapan ilk Rus şirketleri bu dönemde ortaya çıktı. Çelik, tekstil ve nükleer endüstri alanlarında Rus ekonomisi önemli ilerlemelere imza atmaya başladı.  

PETROLLE GELEN ZENGİNLİK

Tüm bunlar bir yana, Rusya’yı dünya ekonomisinin ön planına iten en önemli faktör hiç kuşkusuz petrol ve doğalgaz rezervleri. Rus ekonomisinin düzelmesinde uluslararası piyasalarda 1998’de barili 10 dolar olan petrolün son 3 yıldır 20 küsur dolarlarda seyretmesinin büyük payı var. Dahası Rusya brüt petrol üretiminde Suudi Arabistan ve ABD’nin ardından 3’üncü, petrol ihracatında ise 2’inci sırada yer alıyor.

Petrol sektöründe yaşanan bu “yeniden doğuş” 1999 yılından bu yana ülkenin vergi gelirlerini ve ihracatını 5 kat arttırdı. Kamu maliyesi temizlendi ve Rusya’nın 1998’de 156 milyar dolar olan borcunu 2002’de 130 milyara çekti. Petrol parası ülkedeki sosyal gerginlikleri de sindirdi. Halkın geliri 2000 yılında %9, 2001 yılında %6 artış gösterdi. Bu pastadan Putin de payını aldı elbette. Politik istikrar sayesinde vergi, adalet ve kamu arazilerinin özelleştirilmesi alanlarında kaydadeğer reformlar gerçekleşirildi.  

Rusya’nın petrol sektöründeki yükselişinin en büyük sembollerinden biri de Yukos-Sibneft şirketi. 1998 yılından bu yana birleşecekleri söylenen ülkenin iki büyük petrol şirketi Yukos ve Sibneft nihayet geçen Nisan ayında bütünleşti. %100 Rus olma özelliği taşıyan bu yeni “major”, üretim rezervleri bakımından TotalFina, BP veya ChevronTexaco gibi sektörün diğer devlerini geride bırakıyor. Başbakan Mihail Kassyanov’a göre, YukosSibneft Rusya’nın dünya genelinde “yeni pazarlar fethetmesinde” önemli rol oynayacak. Maliye bakanı Aleksey Kudrin’e göre de “Rusya yakın gelecekte dünyada etkin dev şirketleriyle anılacak”. 

Rusya özellikle son 3 yılda petrol üretimi konusudna dev adımlar atmış olsa da, SSCB döneminin üretim kapasitesinden bir hayli uzaklarda. SSCB döneminde yılda 600 milyon ton brüt çıkarılırken bugün bu oran 310 milyon ton düzeyinde. SSCB döneminin yeniden yakalanması bugün için öngörülmüyor. Ancak petrol Rusya için her geçen gün daha da stratejik hale geliyor.  

Rusya’nın henüz rayına tam olarak oturamamış politik stabilizasyonu petrol sektörünün diğer “major” üyelerinin Rusya’ya yatırımlarını bir ölçüde engelliyor. BP hariç. Britanya petrol devi geçen Şubat ayında 6,19 milyar dolar harcayarak Rusya’nın dördüncü büyük petrol şirketi TNK’nın yarısına el koydu ve ülkede sektörün 3 numarası konumuna geldi. Exon-Mobil, Shell veya Total gibi diğer “major” şirketler ise Rusya genelinde risk taşımayan yerel ortaklıklarla yetinmeyi şimdilik tercih ediyorlar. İtalyan ENI ise arama-üretim yerine pazarlamayı yeğleyenlerden. İtalyan grubu Rus gaz sektörünün tartışmasız lideri Gazprom ile ortakalığı çerçevesinde Rus gazını Avrupa’ya pazarlıyor. 

ABD’nin Irak’taki zaferi ve Rusya’nın bu savaşta ABD karşıtı tutumu hiç kuşkusuz Rusya’daki petrol rezervlerinin tarama, çıkartma, üretim ve pazarlama piyasasında “major” şirketler arasında kartların yeniden dağılmasına neden olacak. Saint-Petersburg’da 30-31 Mayıs’ta yapılan kutlamalar ve son AB-Rusya zirvesinde Putin’le masaya oturan herkesin Rusya’yı “stratejik ortak” ilan etmesi bir rastlantı olmasa gerek. Alman ve Fransız şirketleri daha şimdiden Rusya petrol piyasasında ABD’ye oranla daha “avantajlı” konumda oldukları inancındalar. Avrupa ve ABD’nin Rus petrol pazarındaki emellerinin farkında olan Putin de şüphesiz bu kartı sonuna kadar oynayarak, Batı’dan taviz koparmaya çalışıyor. AB-Rusya zirvesinde Rus vatandaşlarının AB topraklarında “serbest dolaşımı” konusunun Moskova tarafından gündeme getirlimesi nasıl yorumlanabilir? 

UZAY TEKNOLOJİLERİ 

Rusya’nın dünyada sözü geçen bir ülke olma yolundaki en büyük silahlarından biri de uzay teknolojileri. Rusya’ya SSCB döneminin mirası olan uzay teknolojisi ABD ve Avrupa’nınkine oranla eski de olsa işliyor. Örneğin Soyuz füzesi, 1958’deki ilk fırlatılışından bu yana hiç aksamadan yoluna devam ediyor. SSCB ve Rusya bugüne kadar 1600 Soyuz füzesini başarıyla uzaya göndererek erişilmesi zor bir rekora imza atmış bulunuyor. Rusya, elindeki bu uzay kartını da ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde çok akıllıca kullanıyor. Bugün hem ABD hem de Avrupa Rus uzay teknolojisi ile ortaklıklar kurmaktalar. Ruslar bu konuda Avrupa’ya daha yakın görünüyor. Uzay sektöründe Rusya-Avrupa ortaklığının doğmakta olduğu da konuşuluyor.

Rusya ile Avrupa (özellikle Fransa) arasında Soyuz füzelerinin Baykonur üssü yerine Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından kullanılan Guyana’daki Kouru üssünden fırtaltılmasını öngören anlaşma 27 Mayıs’ta yürürlüğe girdi. “Uzayın bilimsel amaçlarla kullanılması” temelinde gerçekleşen bu anlaşma Avrupalı ve Rus sanayici ve bilimadamları arasında ortak çalışmalar da öngörüyor.  

Rusya ile Avrupa arasında uzay teknolojileri alanında yapılan son anlaşmalar Avrupa için uydu pazarında da çok avantajlı. Öyle ki, Rusya Avrupa’ya “Global Monitoring Environment & Security” (GMES) projesine katılım da öneriyor. Söz konusu proje yeryüzünün bilimsel amaçlarla uzaydan gözlemlenmesi ve kriz yönetimi amaçlı planlanıyor. Avrupa, ABD GPS’inin eşdeğeri olan Galileo sistemini uzaya yerleştirmeye hazırlanadursun, Rusya yıllardır buna benzer Glonass sistemine sahip bulunuyor. Glonass maddi olanaksızlıklar nedeniyle yarım kapsite çalışıyor olsa da, bilimadamları sistemin kimi zaman GPS’ten daha etkili olduğu görüşünü savunuyorlar. Bu nedenle kimi Avrupalı bilimadamları Ruslarla Glonass teknolojisi için işbirliğinden yanalar.  

Günümüz uzay teknolojisinin püf noktası maddi kanyakta yatıyor. ABD’nin yıllık 30 milyar dolar olan uzay bütçesine karşılık, bu miktar AB’de 7 milyarı, Rusya’da ise 500 milyon doları aşmıyor. ABD’nin aralıksız yenilenen uzay teknolojisine karşılık, AB’ninki yeni yeşermekte, Rusya’nınki ise SSCB döneminin kazanımlarını tüketmekte. Avrupa ülkeleri Rusya’nın uzay teknolojisine, bir gün kendilerine rekabet olur endişesiyle şimdilik yeterli maddi kaynak aktarmaktan çekiniyorlar. Ancak ABD’nin yeryüzündeki süpergücünü uzaya da damgalamasını engellemek için Rusya’yla işbirliği yapmaktan başka seçenekleri kalmamış görünüyor.  

Rusya; petrol, doğalgaz ve uzay teknolojileri kartlarıyla kendisine devler masasında yeni bir yer hazırlıyor.