Patatesin Yaptığını Ankara Yapamazsa...

Kayhan Karaca, Strazburg, 03.11.2003


Bir tarım-gıda devi olan Fransa’daki “Patates Üreticileri Ulusal Komitesi” (CNIPT), patatesin insan sağlığı üzerindeki faydalarını tüketiciye anlatmak için birkaç gün önce sade dille hazırlanmış bir broşür yayımladı. Broşürde patatesin besleyici yanları, sağlık üzerindeki olumlu etkileri ve dengeli beslenmedeki yeri işleniyor. Çocukların dahi anlayabilmesi için bazı sayfaları çizgi roman gibi derlenmiş. Broşür fuarlarda, festivallerde ve kitle olarak gidilen her türlü mekanda ücretsiz olarak dağıtılıyor.

Ankara bu patates örneğini, komik bulsa bile, mutlaka dikkate almalı. Zira patatesin kendini tanıtım için yaptığını Ankara AB konusunda beceremiyor. Kendisini AB’ye “pazarlayamıyor”. AB üyeliği yolunda Avrupa genelinde Türkiye’nin bayrağını taşıyabilecek çevreleri mobilize edemiyor, uyandıramıyor. Oysa, sanılanın aksine AB içinde Türkiye’nin üyeliğini destekleyen veya bugün fikir sahibi olmasa da yarın destekleyebilecek kaydadeğer bir kesim bulunuyor. Örneğin, Anayasasında “laik devlettir” yazan Fransa’daki laik çevreler,  Türkiye’nin laik devlet yapısına işaret ederek AB üyeliğine sıcak bakıyorlar. İçlerinde Türkiye’yi yarının laik Avrupası için “güvence” olarak görenler dahi var.

Türk hükümetinin özellikle son bir yılda gerçekleştirdiği demokratik reformlar Avrupa toplumunda gereken yankıyı yaratmış değil. Reformların ne ve nasıl olduğunu Avrupa kamuoyu, medya aracılığıyla –özellikle de yazılı basın- AB Komisyonu’nun ilerleme raporlarından öğreniyor. Yani Türkiye’yi AB kamuoyuna Komisyon pazarlıyor!

AB üyeliği işinin ciddiye bindiği 1999 Helsinki zirvesinden bu yana göreve gelen Türk hükümetleri Avrupa kamuoyunu Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye getireceği yararlar konusunda bilgilendirdi mi? Bilgilendirdiyse nasıl yaptı? Yaptıysa neden sonuç alınamadı? Zira Türkiye AB yolunda korkunç bir denklemle karşı karşıya : bu denklemin x’i de y’si de sokaktaki Avrupalı. Ankara, bu denklemi dikkate almadan sadece Verheugen ve Prodi ile diyalog kurarak AB’ye girebileceğini düşünüyorsa, tarihinin en büyük hatasını yapıyor.

Ankara’nın dün olduğu gibi bugün de derdi, kendini anlatamamak. Diplomatları dışında kendini anlatmak için Avrupa kulislerine gönderdiği şahısların çoğu zaman iyi İngilizce, Fransızca veya Almanca konuşamamaları ve Avrupa’daki Türkiye tartışmalarından haberdar olmamaları, AKP’nin “İslamcı” etiketini silmek için kampanya yürütmemesi, Türk sivil toplumunun Avrupa kulislerinde lobi yapma yeteneğinden yoksun olması, Türkiye’deki yerel yönetimlerin Avrupa sahnesine çıkamaması, işçi sendikalarının pasifliği, Türk sanat ve kültür dünyasının Avrupa’da etkin olamaması, Türkiye’nin Avrupa bilimine katkıda bulunmaması ve Türkiye’de yerleşik AB medya mensuplarına yönelik gerçek anlamda objektif bir bilgilendirme kampanyası yürütülmemesi Türkiye’nin gözle görünür en büyük iletişim eksiklikleri.

Türkiye ve Avrupa Parlamentosu

Bu iletişim noksanlığının en derinden yaşandığı mekanlardan biri de Avrupa Parlamentosu (AP) kulisleri. Türkiye, AB ile ilişkilerinin belki de en sancılı bölümünü AP ile yaşıyor. Sancının en büyük nedeni, Ankara’nın AP ile diyaloğu yıllar boyu ve inatla sadece diplomasisi aracılığıyla yürütmüş olması. Avrupa demokratik parlamenter formatında, parlamenterler önüne diplomatlarınızla çıktığınızda yaptığınız hamle çoğu zaman sonuç vermiyor. Türkiye için yıllar boyu böyle oldu.

AB ile Türkiye arasında parlamenterler bazındaki diyalog, bir diğer deyişle AP ile TBMM arasındaki diyalog, 12’si TBMM, 12’si AP üyesi toplam 24 parlamenterden oluşan ve Karma Parlamento Komisyonu (KPK) adı verilen organ çerçevesinde yürütülüyor. 1965 yılında oluşturulmasına karar verilen ve ilk toplantısını 1966 yılında gerçekleştiren bu organ ne yazık ki bugüne kadar, AB ile Türkiye arasında gerçek bir diyalog platformu haline dönüşemedi. TBMM bu platformu gerektiği gibi kullanamadı. Kullanamayınca da AP’ye Türkiye’yi “anlatmak” çeşitli lobilerin tekelinde kaldı. Böyle olunca da AP’den Türkiye hakkında kimi zaman “aşırı” nitelenebilecek kararlar çıktı, AP salonları Ankara’yı rahatsız eden ve edebilecek grupların propagandalarına ev sahipliği yapmaya başladı.

AP’deki KADEK lobisi

Örneğin PKK-KADEK, Avrupa’daki politik faaliyetleri için kullandığı Kürdistan Ulusal Konseyi (KNK) aracılığıyla kendisine AP’de küçük çaplı da olsa bir lobi oluşturmuş durumda. KNK’nın yönetici ve sözcüleri AP’nin Strasbourg ve Brüksel’de düzenlediği her toplantıya düzenli olarak katılıp, AP’nin Ankara’ya Kürt sorunu hakkında baskı yapması için çalışıyorlar. Kürtçe öğrenim, Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşulları, eski DEP’li milletvekillerinin yeniden yargılanmaları veya DEHAP hakkındaki soruşturmalar KNK tarafından devamlı olarak AP gündemine taşınıp, işleniyor. Türkiye’de, ideolojik nedenlerle çoğu zaman medya gündemine dahi girmeyen bu yoğun politik faaliyetlerin sonuçları AB tarafından Türkiye hakkındaki ilerleme raporlarına taşınıyor.

Türkiye’de insan hakları alanında son yıllarda atılan adımlara rağmen uygulamada eksiklikler ve aksamalar olduğu bugün hükümet tarafından da kabul ediliyor. Ancak bu eksiklik ve aksamalar Avrupa’ya Türkiye’nin parlamenterleri ve sivil toplumu yerine KNK gibi örgütler tarafından anlatıldığında ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor. Gerçekleştirilen reformlar değil, eskikler ön planda yer alıyor. Türkiye, şu ya da bu nedenle parmakla gösterilen ülke olmaya devam ediyor. Bu da AB içinde Türkiye’nin üyeliğine muhalif çevrelerin ekmeğine yağ sürüyor.

Bu durumun en önemli nedenlerinden biri hiç kuşkusuz AP ile TBMM arasındaki diyaloğun yetersizliği. Türk parlamenterlerin Avrupalı meslektaşlarıyla diyaloğu, resmi toplantılar ötesine geçemiyor. Türk parlamenterler, Türkiye’nin Avrupa’ya anlatılışı konusunda bireysel ilişki boyutunu unutuyorlar. Resmi KPK toplantıları dışında AP kulilerinde kendilerini göstermiyor veya gösteremiyorlar. Oysa AB kapısının anahtarı burada, yani kurulacak şahsi dostluklarda yatıyor.

Avrupa siyasal formatı

Öte yandan, Türkiye’de AB formatında siyasal parti bulunduğunu söylemek de zor. Bugün için AP’nin en büyük siyasal grubu olan Hıristiyan demokratlar’ın Türkiye’de hemcinsleri yok. AKP bu bloğa dahil olmak istese de Hıristiyan demokratlar bu fikre, özellikle Alman CDU-CSU ikilisinin “çekinceleri” nedeniyle sıcak bakmıyorlar.

Sosyal demokratlar’a gelince, CHP’nin Avrupa standartlarında bir sosyal demokrat parti haline dönüşememesi nedeniyle Türkiye’yi daha ziyade DEHAP’ın ağzından dinleme eğiliminde oldukları görülüyor. Demokratikleşme, insan hakları ve bireysel özgürlükler gibi Avrupa politik modelinin temeli olan konularda Avrupa genelinde başı sol partiler çekerken, Türkiye’de kendisini sosyal demokrat ve/veya sol olarak tanımlayan partilerin konformist söylem ve çıkışları Avrupalı sosyal demokratları hayret içinde bırakıyor. Oysa Türkiye bir gün AB üyesi olacaksa bu her şeyden önce Avrupalı sosyal demokratlar sayesinde gerçekleşecek. Türkiye’yi AB’ye öncelikle Avrupa solu taşıyacak. Bu nedenle Avrupa solu ile diyalog Türkiye açısından hayati önem taşıyor. Türkiye’nin öncelikle Avrupa solunu ikna etmesi gerekiyor.

Türkiye’de gerçek anlamda liberal ve çevreci partilerin olmaması da Ankara’nın AB perspektifi için büyük bir talihsizlik. Zira Liberaller ve Yeşiller, Türkiye’nin üyeliğine prensip olarak en büyük destek veren iki siyasal aile olma özelliğine sahipler. Sayıca Hıristiyan demokratlar ve sosyal demokratlar kadar olmasalar da etkinlikleri tartışılmaz.

Komünistler ise her geçen gün kan kaybetmelerine rağmen, AP içinde orta etkinlikte grup bulundurmayı başarıyorlar. Özellikle Fransa, İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de güçlüler. Türkiye’de insan hakları ve Kürt sorunu konularına istisnai biçimde duyarlılar. DEHAP ve KNK ile yakın diyalog içindeler. Geçtiğimiz haftalarda Strasbourg’da Türkiye’nin aşırı sol parti liderlerinin konuşmacı olarak katıldığı insan hakları paneli düzenlediler. Panelde Türkiye’nin bazı aşırı sol parti liderlerinin “Biz kesinlikle Türkiye’nin AB üyeliğine karşıyız. Siz Türkiye’yi sömürmek için üye yapmak istiyorsunuz” şeklindeki ifadeleri AP üyesi komünisteleri  şaşkınlık içinde bıraktı. Söz konusu panelde Türkiye’nin AB üyeliğine tam destek sadece DEHAP’tan geldi....!!!

Görüldüğü gibi, Avrupa kuliserinde Türkiye’yi kimin kime nasıl anlattığı çok önemli. Türkiye 2004 sonbaharında AB’den müzakere tarihi almak istiyorsa, hiç vakit kaybetmeden her kanattan iletişim atağına geçmek zorunda. Bu atak, Avrupa siyasi partileriyle kurulacak yoğun diyalog, Avrupa genelinde düzenlenecek kültürel ve sanatsal etkinlikler, AP’nin Strasbourg ve Brüksel’deki genel kurul toplantilarina sistematik olarak katılım, Avrupa medyasında Türkiye’nin politik reformlarını tanıtıcı reklam kampanyaları, Türkiye’nin reformlarının ve Türkiye’nin AB üyeliğinin Avrupa’ya faydalarının anlatılacağı İngilizce, Fransızca, Almanca broşürlerin dağıtılması ve Avrupa TV’lerinde Türkiye hakkında pozitif mesaj içeren yayınlar şeklinde başlayabilir.

Türkiye kendi değişimini ve reformlarını aktif biçimde anlatmazsa AB rüyası kabusa dönüşebilir. Anlatmak da çok sıkı bir iletişim kampanyasından geçiyor. Şimdi...