AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) eşbaşkanı Joost Lagendijk ile söyleşi
Lagendijk : “Türkiye’nin AB ile müzakere şansı artıyor”

Kayhan Karaca, Strazburg, 03.11.2003


Günümüz AB-Türkiye ilişkilerinin hiç kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Hollandalı parlamenter Lagendijk’e göre, Türkiye son bir yılda eşi benzeri görülmemiş reformlara imza attı. AB ile Türkiye arasında birbirini anlamamakta direnme döneminin yerini yapıcı diyalog almış durumda. Müzakerelere başlamak için 10 üzerinden 7 puan gerekiyor. Türkiye 6’ya çok yakınlaştı. Yapılan reformların pratikte uygulanması ve Kıbrıs’ta daha yapıcı bir politika, müzakere sürecine başlanmasını kaçınılmaz hale gelecek.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu 5 kasım tarihinde Türkiye ilerleme raporunu yayımlayacak. Size göre bu rapordaki ana mesaj ne olacak?

Lagendijk : Raporda iki ana eksen olacağını düşünüyorum. Bunlardan ilkinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlar, diğerinde ise yapılması gerekenler işaret edilecek. Komisyon çevreleri2002 sonbaharında yayımlanan son ilerleme raporundan bu yana Türkiye’nin gerçekleştirdiklerine olumlu bakıyorlar. Ancak henüz gerçekleştirilmemiş reformlara işaret edeceklerini de söylüyorlar. Bu yılki raporun hangi tonla ifade edileceği de büyük önem taşıyacak. Şahsen geçen yıllara oranla daha pozitif tonla yazılmış bir rapor olmasını bekliyorum.

Geçen yıllara oranla çok daha olumlu bir rapor diyebiliyor musunuz?

Lagendijk : “Çok daha olumlu” demek belki biraz abartılı olur. Ancak Komisyon geçen yıl sonlarında iktidara gelen AKP hükümetinin gerçekleştirdiği reformları ön plana çıkarma eğiliminde görünüyor. Söz konusu reformlar AKP öncesi hükümetler tarafından gerçekleştirilememişti. Bunu hatırlamakta fayda var düşüncesindeyim.

Türkiye, AB ile ilişkilerinde bugün hangi aşamaya vardı size göre?

Lagendijk : Bunu söylemek doğrusu güç. 1’den 10’a kadar giden bir cetvel çizelim.

Müzakere sürecine başlamak için en az 6 veya 7 gerekiyor. Türkiye birçok konuda gerçekten ilerliyor. Örneğin 7’nci pakette MGK’nın yeni tanımına bakarsak, hükümetin bu alanda gerçekten cesur adımlar atmak istediğini görüyoruz.. Kanımca Türkiye cetvelde 4’ten 5 ve 6’ya doğru hızla ilerliyor. Artık müzakerelere başlangıç konusunda gerçek bir şans var. Komisyon’un da bu düşünceyi paylaştığını sanıyorum. Türkiye 2004 sonbaharına kadar cetvelde 7 seviyesine gelebilme şans ve olanağına sahip. Elbette bu sadece Türk hükümetinin, Kıbrıs gibi diğer dosyalarda da somut adımlar atmasına bağlı. Şu bir gerçek : Türkiye reformlarını gerçekleştiriyor söylemi artık bir laf oyunu değil. Bu nedenle, “şimdi sıra uygulamada” Komisyon’un ilerleme raporundaki anahtar sözler.

AB ile Türkiye arasındaki “yanlış anlama ve/veya anlaşılma” da tarihe karışmışa benziyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Lagendijk : Geçen yıllarda Avrupa kulislerinde “Biz bir dil, Türk hükümeti başka dil konuşuyor” kanısı vardı. Bu artık yok. Yanlış anlaşılma veya anlama dönemi bitti. Artık her iki taraf birbirini dinliyor. Türk hükümeti ne istediğimizi çok iyi anlıyor. Yepyeni bir diyalog ortamı mevcut.

Türkiye’nin önünde müzakere süreci öncesi yapılması gerekenler neler? Ankara 2004 sonbaharına kadar hangi konularda AB’yi ikna etmek zorunda?

Lagendijk : AB’nin öncelikle ikna edilmesi gereken alan, gerçekleştirilen reformların güncel yaşamda uygulanışı. Örneğin AB kurumlarına, gerek Türkiye’deki gerekse Avrupa’daki çeşitli insan hakları kuruluşlarından Türkiye’de gözaltında işkence veya kötü mualeme konusunda şikayetler gelmeye devam ediyor. Medya ve eğitimde anadil kullanımı kağıt üzerinde mümkün görünmekle birlikte pratikte bir türlü gerçekleşmiyor. Ayrıca, şimdi AB’de gözler MGK’da yapılan son reformlar sonrası bu kurumun nasıl işleyeceğine çevrilmiş durumda. TSK’nın bu kurum içindeki yeni rolü ne olacak hep beraber göreceğiz. Bu üç nokta öncelikli önem taşıyor.

Bir de Kıbrıs konusu var elbette. Bu konudaki beklentiler neler AB tarafında?

Lagendijk : Kuzey Kıbrıs’taki seçimler nedeniyle aralık sonuna kadar bir şeyler olmasını kimse açıkçası beklemiyor. Seçimleri Kıbrıslı Rumlarla masaya oturup anlaşmak isteyen taraf kazanırsa, bu Türk hükümeti için de önemli bir fırsat yaratacaktır. Türk hükümetinin Kıbrıs konusunda hareketsiz kalmamak gerektiğinin bilincinde olduğunu sanıyorum. Aralık seçiminin sonucu çözüm için yepyeni bir kapı açabilir.

Bu görüş Avrupa Parlamentosu’nda da paylaşılıyor mu?

Lagendijk : Genel anlamda evet diyebilirim. Sonuç konusunda değişik görüşler elbette var. Ancak hemen herkes aralık seçimi sonuçlarının yeni bir fırsat yaratabileceği düşüncesinde. Türk hükümeti, AB ile müzakere sürecine başlamak için Kıbrıs konusunda da eyleme geçmek gerektiğini biliyor.

Bir de AP’nin önemle üzerinde durduğu Leyla Zana ve eski DEP’li milletvekilleri olayı var. Bu kişiler AİHM kararları çerçevesinde yeniden yargılanmaktalar. Avrupa Parlamentosu’nda, bu yeni yargı sürecini eleştiriyorsunuz. Neden?

Lagendijk : Davayı ve duruşmaları izlediğinizde 1994’e oranla pek de bir şey değişmediğini görüyorsunuz. Bu da Türkiye’de gerçekleştirilen reformların parlak olmayan yönü. Avukatlar ve davayı çok yakından takip edenlerle konuştuğunuzda, dava sonunda Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılabileceklerini söylüyorlar. Elbette bu hukuksal bir prosedürdür ve sonunda serbest bırakılırlarsa AP olarak bundan memnuniyet duyarız. Ancak ben, gerçek sorunun bazı savcı ve yargıçlardan kaynaklandığı düşüncesindeyim. Bu savcı ve yargıçlar davanın kontrolünü elinde bulundurdukları konusunda hükümete mesaj vermeye çalışıyorlar. Hatırlanacağı gibi, hükümet ve özellikle de Dışişleri bakanı Gül, eski DEP’lilerin artık serbest bırakılmaları gerektiği düşüncesinde olduklarını daha önce açıkça dile getirmişlerdi. Kısacası burada bir güç oyununa tanık oluyoruz. Bir tarafta hükümet ve parlamento, diğer tarafta da polis, ordu ve hukuk sistemindeki statükocu kadroların olduğu bir güç oyunu.

Irak’a dayalı gelişmeler AB-Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyebilir? TBMM’nin Irak’a asker gönderme konusunda hükümete verdiği yetki AB kulislerinde nasıl karşılandı?

Lagendijk : Irak’ta Türk askeri olasılığının AP içinde taraftar bulduğunu söylemek güç. Bunu, Irak’ta ABD dışındaki ülkelerin askerlerinin de bulunmasına taraf bir politikacı olarak söylüyorum. Türk ordusunun Irak’a girmesine yönelik muhalefetin gerekçeleri var. Irak’taki geçici yönetimin muhalefeti biliniyor. Iraklı Kürtlerle olası bir kontak da söz konusu. Tüm bu nedenlerle, sanırım en iyi çözüm ABD’nin Türk askeri opsiyonundan vazgeçmesi olacak. Türkiye Irak’ın yeniden yapılandırılmasında başka roller oynayabilir.

Sonuç olarak Türkiye’nin Irak’a ordusunu gönderdiğini farzedelim. Böyle bir durum Türkiye’nin AB ile ilişkilerine nasıl yansıyabilir?

Lagendijk : Böyle bir durumda Türk ordusunun oradaki varlığının ne gibi sonuçlar doğuracağına bakmak gerekir. Eğer Türk ordusu ile Kürt nüfus arasında çatışma yaşanmazsa, Türk ordusu ülkenin yeniden inşasına ve iç güvenliğine katkıda bulunuyorsa o zaman sorun yok demektir. Türk ordusu Hollanda, İspanya veya Hindistan’ın askeri güçlerinden değişik görülmez. Buna rağmen umarım ilk opsiyon Türk ordusunun oraya gönderilmemesi olur. Gönderilmesi opsiyonunda ise Kürt sorununa dikkat edilmeli. Irak’ta bir Türk-Kürt çatışması Türkiye ve Türkiye’nin AB şansı açısından kabus senaryo olur kanısındayım.