Günümüz AB-Türkiye ilişkilerinin hiç kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan
Hollandalı parlamenter Lagendijk’e göre, Türkiye son bir yılda eşi benzeri
görülmemiş reformlara imza attı. AB ile Türkiye arasında birbirini anlamamakta
direnme döneminin yerini yapıcı diyalog almış durumda. Müzakerelere başlamak
için 10 üzerinden 7 puan gerekiyor. Türkiye 6’ya çok yakınlaştı. Yapılan
reformların pratikte uygulanması ve Kıbrıs’ta daha yapıcı bir politika,
müzakere sürecine başlanmasını kaçınılmaz hale gelecek.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu 5 kasım tarihinde
Türkiye ilerleme raporunu yayımlayacak. Size göre bu rapordaki ana mesaj ne
olacak?
Lagendijk : Raporda iki ana eksen olacağını düşünüyorum.
Bunlardan ilkinde Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlar, diğerinde ise
yapılması gerekenler işaret edilecek. Komisyon çevreleri2002 sonbaharında yayımlanan son ilerleme
raporundan bu yana Türkiye’nin gerçekleştirdiklerine olumlu bakıyorlar. Ancak
henüz gerçekleştirilmemiş reformlara işaret edeceklerini de söylüyorlar. Bu
yılki raporun hangi tonla ifade edileceği de büyük önem taşıyacak. Şahsen geçen
yıllara oranla daha pozitif tonla yazılmış bir rapor olmasını bekliyorum.
Geçen yıllara oranla çok daha olumlu bir rapor
diyebiliyor musunuz?
Lagendijk : “Çok daha olumlu” demek belki biraz abartılı
olur. Ancak Komisyon geçen yıl sonlarında iktidara gelen AKP hükümetinin
gerçekleştirdiği reformları ön plana çıkarma eğiliminde görünüyor. Söz konusu
reformlar AKP öncesi hükümetler tarafından gerçekleştirilememişti. Bunu
hatırlamakta fayda var düşüncesindeyim.
Türkiye, AB ile ilişkilerinde bugün hangi aşamaya
vardı size göre?
Lagendijk : Bunu söylemek doğrusu güç. 1’den 10’a kadar giden
bir cetvel çizelim.
Müzakere sürecine
başlamak için en az 6 veya 7 gerekiyor. Türkiye birçok konuda gerçekten
ilerliyor. Örneğin 7’nci pakette MGK’nın yeni tanımına bakarsak, hükümetin bu
alanda gerçekten cesur adımlar atmak istediğini görüyoruz.. Kanımca Türkiye
cetvelde 4’ten 5 ve 6’ya doğru hızla ilerliyor. Artık müzakerelere başlangıç
konusunda gerçek bir şans var. Komisyon’un da bu düşünceyi paylaştığını
sanıyorum. Türkiye 2004 sonbaharına kadar cetvelde 7 seviyesine gelebilme şans
ve olanağına sahip. Elbette bu sadece Türk hükümetinin, Kıbrıs gibi diğer
dosyalarda da somut adımlar atmasına bağlı. Şu bir gerçek : Türkiye
reformlarını gerçekleştiriyor söylemi artık bir laf oyunu değil. Bu nedenle,
“şimdi sıra uygulamada” Komisyon’un ilerleme raporundaki anahtar sözler.
AB ile Türkiye arasındaki “yanlış anlama ve/veya
anlaşılma” da tarihe karışmışa benziyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Lagendijk : Geçen yıllarda Avrupa kulislerinde “Biz bir dil,
Türk hükümeti başka dil konuşuyor” kanısı vardı. Bu artık yok. Yanlış anlaşılma
veya anlama dönemi bitti. Artık her iki taraf birbirini dinliyor. Türk hükümeti
ne istediğimizi çok iyi anlıyor. Yepyeni bir diyalog ortamı mevcut.
Türkiye’nin önünde müzakere süreci öncesi
yapılması gerekenler neler? Ankara 2004 sonbaharına kadar hangi konularda AB’yi
ikna etmek zorunda?
Lagendijk : AB’nin öncelikle ikna edilmesi gereken alan,
gerçekleştirilen reformların güncel yaşamda uygulanışı. Örneğin AB kurumlarına,
gerek Türkiye’deki gerekse Avrupa’daki çeşitli insan hakları kuruluşlarından
Türkiye’de gözaltında işkence veya kötü mualeme konusunda şikayetler gelmeye
devam ediyor. Medya ve eğitimde anadil kullanımı kağıt üzerinde mümkün görünmekle
birlikte pratikte bir türlü gerçekleşmiyor. Ayrıca, şimdi AB’de gözler MGK’da
yapılan son reformlar sonrası bu kurumun nasıl işleyeceğine çevrilmiş durumda.
TSK’nın bu kurum içindeki yeni rolü ne olacak hep beraber göreceğiz. Bu üç
nokta öncelikli önem taşıyor.
Bir de Kıbrıs konusu var elbette. Bu konudaki
beklentiler neler AB tarafında?
Lagendijk : Kuzey Kıbrıs’taki seçimler nedeniyle aralık
sonuna kadar bir şeyler olmasını kimse açıkçası beklemiyor. Seçimleri Kıbrıslı
Rumlarla masaya oturup anlaşmak isteyen taraf kazanırsa, bu Türk hükümeti için
de önemli bir fırsat yaratacaktır. Türk hükümetinin Kıbrıs konusunda hareketsiz
kalmamak gerektiğinin bilincinde olduğunu sanıyorum. Aralık seçiminin sonucu
çözüm için yepyeni bir kapı açabilir.
Bu görüş Avrupa Parlamentosu’nda da paylaşılıyor
mu?
Lagendijk : Genel anlamda evet diyebilirim. Sonuç konusunda
değişik görüşler elbette var. Ancak hemen herkes aralık seçimi sonuçlarının
yeni bir fırsat yaratabileceği düşüncesinde. Türk hükümeti, AB ile müzakere
sürecine başlamak için Kıbrıs konusunda da eyleme geçmek gerektiğini biliyor.
Bir de AP’nin önemle üzerinde durduğu Leyla Zana
ve eski DEP’li milletvekilleri olayı var. Bu kişiler AİHM kararları
çerçevesinde yeniden yargılanmaktalar. Avrupa Parlamentosu’nda, bu yeni yargı
sürecini eleştiriyorsunuz. Neden?
Lagendijk : Davayı ve duruşmaları izlediğinizde 1994’e oranla
pek de bir şey değişmediğini görüyorsunuz. Bu da Türkiye’de gerçekleştirilen
reformların parlak olmayan yönü. Avukatlar ve davayı çok yakından takip
edenlerle konuştuğunuzda, dava sonunda Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest
bırakılabileceklerini söylüyorlar. Elbette bu hukuksal bir prosedürdür ve
sonunda serbest bırakılırlarsa AP olarak bundan memnuniyet duyarız. Ancak ben,
gerçek sorunun bazı savcı ve yargıçlardan kaynaklandığı düşüncesindeyim. Bu
savcı ve yargıçlar davanın kontrolünü elinde bulundurdukları konusunda hükümete
mesaj vermeye çalışıyorlar. Hatırlanacağı gibi, hükümet ve özellikle de
Dışişleri bakanı Gül, eski DEP’lilerin artık serbest bırakılmaları gerektiği
düşüncesinde olduklarını daha önce açıkça dile getirmişlerdi. Kısacası burada
bir güç oyununa tanık oluyoruz. Bir tarafta hükümet ve parlamento, diğer
tarafta da polis, ordu ve hukuk sistemindeki statükocu kadroların olduğu bir
güç oyunu.
Irak’a dayalı gelişmeler AB-Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyebilir? TBMM’nin Irak’a
asker gönderme konusunda hükümete verdiği yetki AB kulislerinde nasıl
karşılandı?
Lagendijk : Irak’ta Türk askeri olasılığının AP içinde
taraftar bulduğunu söylemek güç. Bunu, Irak’ta ABD dışındaki ülkelerin
askerlerinin de bulunmasına taraf bir politikacı olarak söylüyorum. Türk
ordusunun Irak’a girmesine yönelik muhalefetin gerekçeleri var. Irak’taki
geçici yönetimin muhalefeti biliniyor. Iraklı Kürtlerle olası bir kontak da söz
konusu. Tüm bu nedenlerle, sanırım en iyi çözüm ABD’nin Türk askeri
opsiyonundan vazgeçmesi olacak. Türkiye Irak’ın yeniden yapılandırılmasında
başka roller oynayabilir.
Sonuç olarak Türkiye’nin Irak’a ordusunu gönderdiğini
farzedelim. Böyle bir durum Türkiye’nin AB ile ilişkilerine nasıl yansıyabilir?
Lagendijk
: Böyle bir durumda Türk ordusunun oradaki
varlığının ne gibi sonuçlar doğuracağına bakmak gerekir. Eğer Türk ordusu ile
Kürt nüfus arasında çatışma yaşanmazsa, Türk ordusu ülkenin yeniden inşasına ve
iç güvenliğine katkıda bulunuyorsa o zaman sorun yok demektir. Türk ordusu
Hollanda, İspanya veya Hindistan’ın askeri güçlerinden değişik görülmez. Buna
rağmen umarım ilk opsiyon Türk ordusunun oraya gönderilmemesi olur.
Gönderilmesi opsiyonunda ise Kürt sorununa dikkat edilmeli. Irak’ta bir
Türk-Kürt çatışması Türkiye ve Türkiye’nin AB şansı açısından kabus senaryo
olur kanısındayım.
|