|
"Kaymera" Kayhan Karaca, Strasbourg Birkaç gün önceydi. Yeni Delhi'de görev yapan bir Fransız gazeteci arkadaşımdan elektronik posta geldi. Mesajda, "ekteki makaleyi hemen oku" diyordu. "Türkiye: İmkansız AB rüyası" (Turkey: The impossible EU dream) başlıklı makale, 1992-1996 yılları arasında Ankara'da Hindistan büyükleçisi olarak görev yapmış Gajendra Singh tarafından, Hong Kong'da yayımlanan "Asia Times" gazetesi için kaleme alınmış. Gazetenin 19 Ekim tarihli baskısında yayımlanmış. Singh yazısında Türkiye'nin AB üyeliği konusunu işliyor. Oldukça detaylı biçimde hem Türkiye ve Türk siyasetini, hem de AB-Türkiye ilişkilerini anlatıyor. Sonunda da Türkiye'nin AB üyeliği perspektifini "Kaymera" (Khimaira) olarak niteliyor. "Kaymera", Yunan mitolojisinde "başı aslan, gövdesi keçi, kuyruk bölümü ejderha olan ve ateş püsküren canavar" olarak bilinir. "Kaymera" sözcüğü hem Fransızca (chimère) hem de İngilizce'de (chimera) "hayal ürünü düşünce" anlamında da kullanılır. Makalesini İngilizce yazan emekli Hintli büyükelçi bu mecazi anlamı kullanıp, "Türkiye'nin üyeliği rüya olabilir" sonucuna varıyor. Bu sonuca varmasındaki en büyük etken Avrupalı diplomat ve siyasilerin Türkiye'nin olası üyeliği hakkında yaptığı açıklamalar. Singh, Avrupalı çok sayıda diplomatın "Türkiye'nin yakın bir süreçte AB üyesi olamayacağını" dile getirdiğini söylüyor. Yunanlıların Türkiye'ye muhalefetinin daha çok "iç politikaya dayalı nedenlerden" kaynaklandığını vurguluyor. Esas sorunun ise topraklarında yaklaşık 3 milyon Türk kökenli barındıran Almanya olduğunu iddia ediyor. "Almanya, sempatizan toplamaları için köktendinciler, haraç toplamaları için de milliyetçi Kürtler açısından fevkalade bir zemin oluşturuyor" diyor. Türkiye'nin AB üyeliğiyle birlikte, "70 milyon Müslüman Türk vatandaşının Avrupa'da serbest dolaşma iznine sahip olacağını", böyle bir olasılığın ise "sorunlar" yaratacağını iddia ediyor. Hintli diplomata göre, Ankara'nın üyeliğinin önündeki bir diğer engel de Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu sınırları. Avrupalı diplomatları kaynak göstererek, "Avrupa'nın Asya'yla olan sınırının Boğaziçi'nde son bulması Avrupalılar için yeterli görülüyor. Ancak Türkiye AB'ye girerse, Avrupa'nın komşuları süzgeç gibi sınırları olan İranlı Hameney, Iraklı Saddam ve Suriyeli genç Esad olacak" diyerek, bu durumun "Avrupalıyı korkuttuğunu" ima ediyor.. Singh tüm bunları Türkiye'yi "yaralamak" için söylemiyor elbette. Yukarıda okuduklarınız yıllardır Avrupa kulislerinde her gün söylenip, konuşuluyor. Türkiye'nin üyeliğinin konuşulduğu her platformda, sınır, dinsel farklılık ve göç "sorunları" hep dile getirilir. Türkiye'nin olası üyeliğiyle bu sorunlar arasında sanki bilinçaltı bir bağıntı mevcuttur. AB üyeliği Türkiye için bir hak ve mücadeledir. Hak da verilmez, alınır. Almak için de bıkmadan, sabırla ve yılmadan mücadele etmek gerekir. AB üyeliğinin Türkiye'ye "tepsi üzerinde sunulmayacağını" artık herkes anlamış olmalı, henüz anlamamış olanlar ise bu gerçeği çabucak kavramalı. Avrupa'da çok çevre Türkiye'yi yıldırmak için önümüzdeki aylar ve yıllarda hiç beklenmedik düşünceler ortaya atabilir. Hatta Türk toplumunun en hassas yaralarını dahi deşebilirler. Deneyeceklerdir. Hatta denemeye başladılar bile denilebilir. Avrupa Komisyonu'nun genişleme süreci hakkında son raporlarını yayımlaması ve bununla birlikte AB'ye aday ülkelerin arasında Türkiye'nin adının da telaffuz edilmesi kimi çevrelerde "panik" yaratmış olsa gerek ki, hemen gazetelerde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı mesaj içeren makaleler boy göstermeye başladı. Bir yandan reformlara devam ederken, diğer yandan da AB içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların tezlerini iyi analiz etmek ve bu tezleri çürüten rasyonel karşı tezler üretmek gerekiyor. Seçim sandığından çıkacak hükümete bu konuda epey iş düşecek anlaşılan. Zira yeni hükümet, ya AB-Türkiye ilişkilerini "koparan", ya da "Türkiye'yi AB'ye demirleyen iktidar" olarak tarihe geçecek. |