|
AKP ve Hıristiyan Demokrasi Üzerine Kayhan Karaca, Strasbourg Türkiye'de 3 Kasım seçimlerinin Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) zaferiyle sona ermesinin ardından, siyasal yaşamda yeni olan bu partinin "politik kimliği" tartışılmaya başlandı. AKP, her ne kadar reddetse de, genel olarak, hem Türkiye hem de dünyada "islamcı" etiketle pazarlanıyor. Ancak Türkiye'yi yakından takip eden yabancı uzmanların gözünde, en azından biçimsel olarak, Avrupa'daki "Hıristiyan Demokrat" hareketi andırıyor. Bir diğer deyişle, çok sayıda gözlemciye göre AKP, "Müslüman Demokrat" bir hareket. Bunun ne derece doğru olabileceğini görmek için Hıristiyan Demokrasi'nin ne olduğunu, tarihsel gelişimini ve bugünkü konumuna bakmakta fayda var. Komik gelebilir ama Hıristiyan Demokrasi, politik varlığını büyük ölçüde Bolşevik devrimine borçlu. Bolşeviklerin 1917'de Rusya'da yönetimi ele geçirmeleri ve sosyalist düşüncenin Batı Avrupa'da zemin kazanması, Katolik kilisesi destekli muhafazakar hareketleri bir çatı altında toplanmaya iter. Bu hareketler 1925 yılında Paris'te "Hıristiyan Halk Partisi" hareketi olarak ilk toplantılarını yapar ve "Hıristiyan Eğilimli Demokratik Partiler" etiketiyle uluslararası bir sekreterya oluştururlar. İçinde Belçika, Almanya, İtalya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, Avusturya, İsviçre, Çekoslovakya, Macaristan, İspanya, Portekiz ve Litvanya'dan temsilcilerin bulunduğu bu hareket 1939 ylına kadar ilk haliyle devam eder. İkinci Dünya Savaşı ve sonuçları harekete ivme kazandırır. "Kızıl Tehdit" devam etmektedir. Ayrıca 20'inci yüzyılın ilk yarısında meydana gelen iki dünya savaşı sonrasında doğan trajik manzara, ortak değerlerle barış içinde yaşama zorunluluğunu da beraber getirir. Hıristiyan Demokrat hareket 1952 yılında resmen doğar. Hıristiyanlık değerleri, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı temelinde liberal demokrasiyi savunmaktadır. Alman Konrad Adenauer, Fransız Robert Schuman ve İtalyan Alcide De Gasperi hareketin kurumsallaşmasının öncüleridir. "Avrupa" fikrinin temelinde de aynı liderler yatar. Yani (Batı) Avrupa'yı birleşmeye götürecek süreci esasen Hıristiyan Demokratlar başlatır.Robert Schuman'ın 9 Mayıs 1950 tarihli bildirisi "Avrupa'nın bütünleşmesinin ilk adımı" olarak anılır. Schuman'ın okuduğu tarihsel bildiride de belirtildiği gibi, hedef "federal Avrupa"dır. Hıristiyan Demokrasi'nin kaynağı Hıristiyanlık kadar federal Avrupa fikrinde yatar. Ortak Miras Hıristiyan Demokratlar kendilerini tanıtırken, tarihe de atıfta bulunmayı (özellikle) ihmal etmezler. Avrupa'nın "ortak" tarihini, "Son 1500 yıldır Avrupa halkları değişik uluslar kurarak geliştiler. Hıristiyanlığın ışığıyla ortak tarihsel miraslarını (Yahudi-Hıristiyan öğretisi, Yunan felsefesi, Roma hukuku) muhafaza ettiler. Bu miras Avrupa'nın kültürel gelişiminin hiçbir etabında (Ortaçağ, Rönesans, Aydınlıklar Yüzyılı) değişikliğe uğramadı. Ancak ulus-devlet bugünün şartlarında barış, iç güvenlik ve refahı güvence altına almak için yeterli değil. Bu nedenle federal bir Avrupa kaçınılmazdır" ifadeleriyle açıklamaya çalışırlar. Alain Poher, Mariano Rumor, Joseph Illerhaus, Hans-August Lücker, Kai-Uwe von Hassel, Alfred Bertrand ve Leo Tindemans gibi politikacılar hareketin o tarihlerdeki ileri gelenleri arasındadır. Hıristiyan Demokrat hareket Avrupa'da örgütlenmeye başladıktan sonra dünyaya açılmaya başlar. 1961 yılında Şili'nin başkenti Santiago de Chile'de "Dünya Hıristiyan Demokrat Birliği" kurulur. Fransa'daki gibi, tarihi nedenlerle Hıristiyan Demokrat etiketi kullanamayan ancak bu değerleri savunan partilerin varlığı göz önünde bulunarak Avrupa genelinde isim değişikliğine gidilir. 1976 yılında Hıristiyan Demokrat hareket "Avrupa Halkı Partisi" (EPP) olarak yeniden vaftiz edilir. EPP kısa sürede 7 AET üyesi ülkenin Hıristiyan Demokrat partilerini biraraya getiren bir platforma dönüşür. Bu çekirdek gruba Almanya'dan CDU-CSU, Belçika'dan CVP, Fransa'dan CDS, İrlanda'dan Fine Gael, Lüksemburg'tan CSV, İtalya'dan DC, Hollanda'dan ise KPV-CHU-ARP katılırlar. Günümüz Avrupasının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en etkin siyasal hareketi olan Hıristiyan Demokrasi son 20 yıla da Valéry Giscard d'Estaing, Helmut Kohl, Jacques Santer, Wilfried Martens, Ego Klepsch, José-Maria Gil Robles, Nicole Fontaine gibi ismlerle damgasını vurdu. Jacques Chirac, Silvio Berlusconi ve José-Maria Aznar gibi liderler de bu hareketin içinden geliyorlar. Avrupa Birliği'ne 2004 yılından itibaren üye olacak aday ülkelerin Hıristiyan Demokrat kimliğe sahip partileri de artık EPP bünyesinde faaliyet gösteriyor. Henüz siyasi kimliğini dışarıya yansıtamamış olan AKP, biçim olarak ve savunduğu temel manevi değerler bakımından Avrupalı Hıristiyan Demokratları ister istemez andırıyor. Ancak Hıristiyan Demokrat harekete benzer bir yapıya kavuşabilir mi? Kavuşursa, kendisine AB adayı bir ülkenin temsilcisi olarak, İslam etiketiyle EPP içinde yer bulabilir mi? Bu sorular henüz yanıtsız.Yanıtları da AKP'nin bundan sonraki icraatlarına bağlı. Ancak Türkiye'yi yakından takip eden tüm Avrupalı uzmanların görüş birliği içinde olduğu bir gerçek var, o da AKP'nin bundan sonra yapacaklarının sadece Türkiye için değil, tüm Avrupa, hatta Ortadoğu için önemli olduğu. Eğer AKP, Avrupa'daki Hıristiyan Demokrasi geleneğini Türkiye'ye taşıyabilir ve böylelikle İslam dininin "demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşık" olduğunu dünyaya kanıtlayabilirse, hem Samuel Huntington'ın "medeniyetler çatışması" tezlerini çürütebilir, hem de Avrupa gözünde kendisini ve Türkiye'yi "vazgeçilmez" kılabilir. |