|
Türkiye’nin AB üyeliği yolunda gerçekleştirdiği son reformları
nasıl karşılıyorsunuz ?
POETTERING :
TBMM’den geçen
reformları ileriye dönük atılmış önemli bir adım olarak görüyor ve memnuniyetle
karşılıyoruz. Uyum yasaları olumlu gelişmeler. Devamının gelmesini diliyoruz.
Bu reformlar sonrasında Türkiye şimdi AB’den daha net bir
perspektif bekliyor. Örneğin üyelik müzakerelerine başlayabilmek için bir
tarih. Bu beklenti size Strasbourg’ta Türk Dışişleri bakanı Şükrü Sina Gürel
tarafından da dile getirildi. Avrupalı Hıristiyan Demokratlar bu beklentiyi
nasıl karşılıyor ?
POETTERING :
Yasaların parlamentodan geçmesi ile pratikte uygulanması ayrı şeyler. TBMM
yasaları kabul ederek ilk adımı attı. Ancak iş yasaların parlamentodan
geçmesiyle bitmiyor. Şimdi bunların hayata geçirilmesi önemli. Şimdi bizler bu
yasaların pratikte uygulanışını yakın takibe alacağız. Pratikte uygulanışı
görmeden müzakere tarihi tartışılmasının erken olduğu düşüncesindeyiz. Aralık
ayında Kopenhag’da yapılacak AB zirvesi, Türkiye ile müzakere süreci
başlatılması kararının alınması için erken bir süreç.
Kopenhag’a
kadar söz konusu yasaların pratikte uygulandığı gözlemlenirse, o zaman da
müzakere tarihine karşı çıkacak mısınız ?
POETTERING :
Öyle bir durumda AB hükümetleri konuyu enine boyuna ele alacaktır. Eğer
pratikte uygulama konusunda sorun yoksa, müzakerelerin başlatılması yönünde
karar çıkabilir.
Türkiye’nin AB
üyeliği önündeki temel engeller nedir sizce ?
POETTERING :
Her şeyden önce uyum yasalarının pratik hayattaki somut sonuçlarını görmek
istiyoruz. Örneğin Kürt sorununun nasıl geliştiğini görmek istiyoruz. Kürt
dilinin öğrenimi konusunun nasıl gerçekleşeceğini merak ediyoruz.
Başta
Almanya’da olmak üzere, AB içindeki Hıristiyan Demokratların Türkiye’nin
üyeliğine prensi olarak sıcak bakmadıkları söyleniyor. Avrupalı Hıristiyan
Demokratların AP’deki lideri olarak bu konudaki görüşünüz nedir ?
POETTERING :
Hıristiyan Demokratlar şu anda 234 üyeyle, 626 sandalyeli AP’nin en geniş
siyasi grubu olma özelliğine sahipler. Hıristiyan demokratların ezici
çoğunluğunun Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakmadığı gerçek. Türkiye konusunda
gönülsüz davranıyorlar. Alman Hırıstiyan Demokratları’nın da Türkiye’nin üyelik
perspektifi konusunda pek heyecanlı olduklarını söyleyemem. Şahsen, Türkiye ile
dürüst olunması gerektiği inancındayım. AB devlet ve hükümet başkanları
1999’daki Helsinki zirvesinde Türkiye’ye adaylık statüsü verdiler. Bu siyasi
bir olgudur. Ancak üyelik müzakerelerinden sonra Türkiye’nin üyeliği konusunda
AP’nin her üyesi gibi Hıristiyan Demokratlar da bireysel olarak karar
verecekler.
Yani Türkiye müzakereleri tamamlasa dahi, üyelik yolu
kesilebilir mi demek istiyorsunuz?
POETTERING : Şunu
anlamanızı rica ediyorum: AB şu anda 12 Avrupa ülkesiyle müzakere sürecinde.
Adım adım gitmemiz gerekiyor. Her şeyi aynı zamanda yapamayız. Türkiye AB için
çok önemli bir ülke. Batı’ya da çok yakın. NATO’nun da önemli bir ortağı. Türk
ortak ve dostlarımızla, istikrarlı, iyi ve dostça ilişkimizin olması hepimizin
çıkarına.
Kopenhag’da yeni bir perspektif verilmediği takdirde,
Türkiye’deki aşırı milliyetçi veya aşırı dinci akımların ekmeğine yağ sürülmüş
olmayacak mı?
POETTERING : Bu soru yeni
değil, yıllardır gündemde. Türkiye ile 90’lı yıllarda Gümrük Birliği
tartışılırken AP üyesiydim. Gümrük birliğini destekliyordum. Bunun için AP’de
mücadele verdim. Sözünü ettiğiniz sorun o zamanlar da geçerliydi. “Gümrük
birliği gerçekleşmezse Türkiye’de aşırı dinci ve aşırı milliyetçi akımlar
kuvvetlenir” deniyordu. Madem bu argüman o yıllarda geçerliydi, o halde neden
AB ile gümrük birliğine girmiş Türkiye hâlâ aşırı akımlardan kurtulabilmiş
değil? Bu konu her zaman argüman olarak kullanılacaktır. Türkiye’nin AB’ye
anlayışla yaklaşması lazım. Avrupalıların AB’ye yeni alınacak üye ülkeleri
hazmetmesi gerekiyor. Sizin kendi halkınız var, bizim de kendi halklarımız. Her
iki tarafı da memnun edecek bir ara yol bulmalıyız.
Bundan daha açık olunamaz. Ama bunları duymamış gibi yapıp
bir de Kıbrıs’ı sormak istiyorum. Hangi aday ülkelerin 2004’te üye olacağının
açıklanacağı Kopenhag zirvesine sadece iki ay kaldı. Bu süre içinde adada
çözüme erişilemezse, sizce neler olabilir? Hıristiyan Demokratlar bölünmüş bir
adanın üyeliğini onaylar mı?
POETTERING : Kıbrıs’ta her iki taraf umarım büyük çaba
gösterip çözüme ulaşırlar ve ada tek bir devlet olarak AB’ye üye olur. Taraflar
arasında sonuca ulaşılamazsa, yasal olarak adanın tamamının, pratikte ise
adanın hazır olan bölümümün üye olacağı bir sonucu öngörüyorum. Eğer nihai
sonuç bu olursa üzülürüm. Bu olasılık karşısında, taraflara ellerinden geleni
yapmaları konusunda çağrıda bulunmaktan başka ne yapabilirim bilemiyorum.
AB’nin sorun çözümlenmeden adanın tamamını üye yapması
Türkiye ile ilişkileri zedelemez mi?
POETTERING : Bu yoruma
açık bir soru. Umarım böyle bir olasılık Türkiye ile ilişkileri olumsuz
etkilemez. Ama düşünün ki Kıbrıs AB üyesi olamadı. Böyle bir durumda Yunanistan
da Orta Avrupa ülkelerinin üyeliklerini bloke edebilir. Tüm bu kararlar AB
içinde oy birliğiyle alınıyor. Bu nedenle her türlü olasılığı düşünmek
zorundayız.
Çok sayıda gözlemci Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs
sorununun çözümüyle doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Bu görüşe siz de
katılıyor musunuz?
POETTERING : Bağlantıdan ne kastedildiğine bağlı. Bir
sorun bir diğerini her zaman etkileyebilir. Ancak sorunun somut olarak
tanımlanması gerekir.
Örneğin Komisyon üyesi Verheugen’ın “Türkiye Kıbrıs’ta
sorunun çözümüne yardımcı olursa, bu kendi üyeliği için de iyi olur” şeklinde
açıklamaları var.
POETTERING : Eğer
Komisyon üyesi böyle bir tutum sergiliyorsa, mutlaka bir bildiği vardır diye düşünüyorum.
Bir de Irak sorunu var. Tüm dünya bu konuyu konuşuyor.
Irak konusunda yaşananlar hakkında Avrupalı Hıristiyan Demokratların tutumu
nasıl? ABD’nin olası bir tek taraflı askeri operasyonuna nasıl bakıyorsunuz?
POETTERING : Her şeyden
önce Bağdat’ta iktidarda olan rejimin bir terör ve suç rejimi olduğunun
anlaşılması gerekiyor. Bu nedenle sorunun temeli ABD değil, Bağdat rejimidir.
Saddam Hüseyin terörist ve diktatördür. Kitle imha silahları üretmediğini
kanıtlamak için ülkesinin kapılarını uluslararası gözlemcilere açmak zorunda.
Bu konuda BM kararları var. Kendisine bu konuda baskı yapmalıyız. Bu baskı da
BM çerçevesinde yapılmalı. Amerikalı dostlarımızın tek taraflı hareket etmesi
üzücü olur. Eğer eyleme geçilmesi gerekiyorsa BM çatısı altında karar alınarak
yapılmalı.
Ama farzedin ki ABD
tek taraflı hareket etti. AB ne yapabilir böyle bir durumda?
POETTERING : ABD’nin böyle davranacağı konusunda konuşmak için
henüz erken. Tek taraflı eyleme geçildiğinde meydana gelebilecekler iyice
düşünülmeli. Arap dünyası ile Batı arasında ilişkilerinin geleceği hesaba
katılmalı. Tek taraflı bir eylem sonrasında Ortadoğu sorununun akıbeti de
unutulmamalı. Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurulmalı. Bu nedenle alınacak
tüm kararların BM çatısı altında alınmasını en yerinde karar olacaktır. Ve
umarım askeri bir operasyona da gerek kalmaz.
CV
Hans-Gert
POETTERING
Avrupa
Parlamentosu (AP) Hıristiyan Demokrat Grup başkanı Hans-Gert Poettering, İkinci
Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 15 Eylül 1945’te Almanya’nın Bersenbrück
kasabasında doğmuş.
Bonn
Üniversitesi’nde hukuk ve tarih, Cenevre Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde
de siyasal bilimler eğitimi görmüş. 1971’de New York Columbia Universitesi’nde
ihtisas yapıp, 1974 yılında hukuk doktorasını tamamlamış. 1976-1979 yılları
arasında üniversitelerde asistan olarak çalıştıktan sonra, 1989 yılında doçent,
1995 yılında da profesör olmuş.
Gençlik
yıllarından bu yana Alman Hıristiyan Demokratlarının (Christlich Demokratische
Union Deutschlands) saflarında mücadele veriyor. 1974-1980 yılları arasında
“Junge-Union”un Avrupa işlerinden sorumlu sözcülüğünü yapmış. 1999 yılından bu
yana AP’de “Avrupa Halk Partisi ve Avrupalı Demokratlar” olarak bilinen
Hıristiyan Demokrat grubun liderliğini yapıyor. |