Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başkanı Luzius Wildhaber ile söyleşi
Kayhan Karaca, Strasbourg, 24.02.2003

Soru : Türkiye’nin AİHM’deki son durumunu özetleyebilir misiniz?

Wildhaber : Türkiye’nin AİHM’de “normalleşme” sürecine girdiğini söylemek mümkün. AİHM’de yavaş yavaş diğer Avrupa ülkelerinin konumuna geliyor. Özellikle son zamanlarda işkenceyle mücadelede Türkiye’nin kaydadeğer adımlar attığını söyleyebilirim. Elbette sorunlar henüz bitmiş değil. Ayrıca Türkiye’de demokratikleşme ve insan hakları alanlarında gerçekleştirilen son yasal değişiklikler sonrası AİHM önüne henüz şikayet gelmiş değil. Ancak Türkiye’de hukuk devleti adına önemli ve olumlu gelişmeler olduğunu kesin.

Soru : Kısa bir süre önce Strasbourg’daki makamınızda Başbakan Abdullah Gül’ü ağırladınız. Kendisiyle hangi konuları ele aldınız?

Wildhaber : Başbakan Gül ile Türkiye’deki yasal değişiklikler ve demokratik reform sürecini konuştuk. İşkenceye karşı alınan yeni yasal önlemleri anlattı. İşkence mağdurlarının yasalar çerçevesinde haklarını aramalarının kolaylaştırıldığını söyledi. İşkence iddialarıyla ilgili şikayetlerde, idari bir makamın izni gerekmeden doğrudan mahkemeye başvurulabileceğini belirtti. Bu vakalar azaldı ama tamamen ortadan kalkmadı. Çok sayıda şikayet önümüzde duruyor. Bunlardan ne kadarını kabul edeceğimize bakmamız gerekiyor.

Soru : Mahkemenizin verilerine göre, Türkiye’nin Strasbourg’ta en çok başını ağrıtan konulardan biri de düşünce özgürlüğüyle ilgili davalar...

Wildhaber : Düşünce ve ifade özgürlüğü ile işkencenin önlenmesi gibi alanlarda, ciddi adımlar atılsa da, sorunların giderildiğinin kanıtlanması için uzun bir süreye ihtiyaç var. Özellikle düşünce ve basın özgürlüğü alanında AİHM içtihadına uyumda zorlanıldığını görüyoruz. Bu adımlarda Türk mahkemelerinin şu ana kadarki katı tutumlarını yumuşatarak düşünce özgürlüğünü sağlamaları belirleyici olacak.

Soru : Başbakan Gül ile görüşmenizde AİHM’de görülmekte olan Kıbrıs’la ilgili davalar da gündeme gelmiş olmalı.

Wildhaber : Görüşmemizde Kıbrıs konusu da gündeme geldi. Bildiğiniz gibi AİHM önünde Kıbrıslı Rumlar tarafından Türkiye’ye karşı açılmış davalar bulunuyor. Başbakan Gül’e adada en kısa sürede kalıcı bir çözüm bulunmasının tüm tarafların çıkarına olacağını belirttim.

Soru : Adadaki olası bir çözüm AİHM’de Türkiye’ye karşı açılmış Kıbrıs davalarını nasıl etkiler?

Wildhaber : AİHM olarak gelişmelere bakacağız. Önümüzde Kıbrıslı Rumlar tarafından Strasbourg’a taşınan yüzlerce şikayet var. Türkiye’ye karşı Kıbrıslı Rumlar tarafından yapılan şikayetler aynı zamanda adada devam eden müzakerelerin de gündeminde. Bu nedenle şimdilik herhangi bir yorumda bulunmak bizim açımızdan çok erken.

Soru : Kıbrıslı Rumların AİHM’de Türkiye aleyhine yaptıkları şikayetlerde artış olduğu doğru mu?

Wildhaber : Doğru. Bunun nedeni de, Kıbrıs’ta olası bir çözüm öncesi şikayetleri AİHM önüne taşımak olmalı. Böylelikle adada çözüme kavuşulsa da AİHM bu başvuruları incelemek durumunda kalacak. Şikayetlerin büyük çoğunluğu da mülkiyet hakkıyla ilgili.

Soru : Türkiye’yi ilgilendiren diğer kritik davalara ne durumda? Mesela Abdullah Öcalan’ın Strasbourg’ta açmış olduğu dava...

Wildhaber : Abdullah Öcalan davasında kararı Mart ayında açıklamayı öngörüyoruz. Ancak tam olarak kesinleşmiş bir tarih yok. Gecikme de olabilir. Ancak bugün itibarıyla Mart ayı içinde kararın açıklanması planlanıyor.

Soru : Türkiye’nin geçen yıl ölüm cezasını kaldırmasının AİHM’deki Abdullah Öcalan davasının doğasını da bir ölçüde değiştirdiği söyleniyor. Bu yorum hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Wildhaber : Devam etmekte olan bir dava için hiçbir yorumda bulunamam.

Soru : Bir de türban davaları var. Mahkemeniz geçtiğimiz aylarda türban konusunda Türkiye’den gelen iki şikayeti esastan inceleme kararı aldı. Türkiye açısından oldukça hassas olan bu konuyu nasıl ele alacaksınız?

Wildhaber : Konunun Türkiye açısından hassasiyetinin elbette farkındayız. Bireysel haklar alanında asgari standartları ön plana çıkarmakla birlikte ulusal özellikleri de göz önüne alıyoruz. Türban davasında böyle bir durumla karşı karşıyayız. Avrupa Konseyi’nin Azerbaycan’a da genişlemesi ile konunun daha da gündeme geleceği düşüncesindeyim. Bu konu bizim için de yeni sayılır. Değişik bir perspektiften olaya bakmak ilginç olacak.