|
"Kürt devleti politik kurgu" Soru : Irak krizi konusunda Türkiye’nin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Billion : Türkiye bu krizde ikilem içinde olan ülkelerden biri. Herşeyden önce NATO üyesi olması ve ABD ile olan sadık ittifakı nedeniyle Bush yönetimin Irak’la savaşa girme istemine karşı çıkmakta zorlanıyor. Öte yandan Türk hükümeti, kamuoyunun savaşa ezici çoğunlukla karşı olmasını da göz önünde bulundurarak, ABD taleplerini karşılıksız yerine getirmekte tereddüt ediyor. Hükümet, içinden çıkılması çok zor bir durumla karşı karşıya. Bir yandan ABD’nin taleplerini doğrudan ve net bir şekilde reddedemiyor, diğer yandan da kendisini iktidara taşıyan seçmen tabanından radikal biçimde kopamıyor.İkinci ikilem; operasyonları yönlendiren Türkiye değil, ancak Irak’la sınır olduğundan doğrudan cephe hattında bulunuyor. Batı Avrupa, Asya veya Latin Amerika ülkelerinin aksine, krizin Türkiye üzerinde sadece teoride politik bir etkisi olmayacak, pratik yaşamda hemen hissedeceği sonuçlar doğuracak. İlk Körfez krizinin Türkiye üzerindeki ekonomik, mülteci sorunu vs konularda zararı ortada. ABD ile müzakerelerin çetin geçmesi de bu bağlamda anlaşılır. Soru : Uluslararası gözlemci olarak Türkiye’nin ABD ile işbirliği yerine başvurabileceği alternatif politikalar var mıydı size göre? Billion : Dünya basınında Türkiye’den “paralı asker” diye söz ediliyor. ABD’nin yanında askeri bir operasyona katılımından mümkün olduğunca çıkar elde etmeye çalışan bir ülke görünümünde olduğu söyleniyor. Şahsen ben paralı asker terimini Türkiye’ye yönelik bir hakaret olarak değerlendiriyorum. Türkiye’nin hareket marjının olağanüstü sınırlı olduğunu anlamak gerekiyor. Son iki yıldır yaşanan ekonomik kriz, olası bir operasyona katılmak veya katılmayı reddetmenin getireceği muhtemel maliyetler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin müzakere etmesini normal karşılamak gerekir. Türkiye bugün yaptığından başka ne yapabilirdi bilemiyorum. Bugün yapılanın alternatifi ABD ile ilişkilerde kopma olurdu. Ancak bunun da ne gibi olumsuz sonuçlar yaratmış olacağını herhalde söylememe gerek yok. Soru : Türkiye’nin endişelerinden biri de Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulması. Size göre bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması olası mı? ABD Kürt gruplarla bu konuda anlaşmış olabilir mi? Billion : Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulması fikrinin çok sayıda Türk yöneticisinin saplantısı olduğunu biliyorum. Türkiye’deki tüm politik görüşlerin paylaştığı bu saplantının geçerli tarihi ve politik gerekçeleri var elbette. Bu endişenin önümüzdeki aylarda gerçekleşme şansı pek bulunmuyor. Gelecek aylarda diyorum, zira daha ötesini görebilmek henüz mümkün değil. Ancak ne ABD’nin ne de ABD’nin Irak oeprasyonu için bölgede sırtını dayayacağı hiçbir ülkenin bağımsız bir Kürt devleti kurulması taraftarı olduğunu sanmıyorum. Irak Kürtleri de şu ana kadar bağımsız bir devlet kurmak istediklerine dair bir açıklamada bulunmadılar. Iraklı Kürtlerin, ya da en azından bu topluluğun temsilcilerinin her şeyden önce Iraklı oldukları gerçeğini küçümsememek gerekir düşüncesindeyim. İstedikleri de federal bir devlet. Geçen Aralık ayında Londra’da Iraklı muhalif grupların yayımladıkları bildiride böyle deniyor. Türkiye, federal bir yapılanmayı gelecekte otonomist ve bağımsızlığa açılan bir kapı olarak görüyor. Bu politik kurgudur. Uluslararası ilişkiler analisti olarak, beyan, karar ve projeleri dikkate almak zorundayım. Bildiğim kadarıyla şu ana kadar hiçbir yerde bağımsız Kürt devleti kurulmak istendiğine dair beyanda bulunulmadı. Bununla birlikte, Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasıyla doğacak dinamiğin bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına önayak olabileceği söylenebilir. Ancak burada da süreç otomatik değil. Politik koşulların elverişli olması gerekir. Öyle olduğunu ve olacağını da sanmıyorum.Türkiye’nin endişelerini anlaşılır nitelikte. Fakat bu endişeler Irak’ın kuzeyinde yoğun bir askeri müdaheleye gerekçe olmamalı. Irak vatandaşlarının, hangi etnik kökenden olurlarsa olsunlar, böyle bir durumu kabullenmesi zor olur. Soru : Farzedelim ki Türk ordusu, ABD güçleriyle birlikte Irak’ın kuzeyine yoğun bir şekilde girdi. Böyle bir durum AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl etkiler? Billion : Bugünkü koşullara hiçbir konum statik değil. Hem bölgedeki hem de dünyadaki tüm önemli ülkeleri kapsayan diplomatik oyunların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Eğer askeri operasyon başlarsa ve Türkiye de Irak’ın kuzeyine çok sayıda askerini yığarak bu operasyona katılırsa tepkiler değişik olur. ABD’nin yanında yer alan Avrupa devletleri Türkiye’yi destekleyecektir. ABD’nin yanında yer almayan Fransa, Almanya veya Belçika gibi ülkeler ise daha eleştirel bakacaktır. Aynı zamanda bazı Fransız ve Avrupalı yöneticiler Türkiye’nin konumunu anladıklarını ve çıkarlarını korumakta haklı olduğunu belirten açıklamalarda da bulundular. Eğer Türkiye aylarca Irak’ta kalmazsa fazla bir sorun çıkacağını sanmıyorum. ABD’nin Irak operasyonuna tamamen karşı olan Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin Kuzey Irak’taki olası askeri varlığını ölçülü karşılamaları çok daha muhtemel. Soru : Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, geçtiğimiz günlerde ABD’nin yanından yer alacaklarına dair beyanda bulunan AB üyeliğine aday ülkelere karşı sert açıklamalarda bulundu. Size göre Fransa Türkiye’ye de aynı gözle mi bakıyor? Billion : Türkiye ne yazık ki gelecek yıl üye olacak adaylar arasında yer almadığından diplomatik açıdan değişik bir konumda denilebilir. Ben Türkiye’nin AB’ye girmesini hararetle savunanlardanım. Burada sorun Türkiye, ABD ve AB arasındaki üçlü ilişkide. Türkiye-AB ilişkileri ne kadar kötü olursa, Türkiye-ABD ilişkileri de o kadar iyi olur düşüncesindeyim. Bu nedenle AB, kendi çıkarları açısından, Türkiye’ye yönelik eleştirilerinde ölçülü olmak zorunda. Ancak ölçülü olmak susmak değil. Ortaklar aralarında diyalog şart. AB, Türkiye’yi en makul sürede birliğe entegre etmenin faydalarını da görmeli. Eğer AB Türkiye’yi birliğe entegre etmekte kararlı olsa belki Türkiye’nin bugün ABD ile yürüttüğü diyalog da bambaşka olabilirdi. Soru : Irak krizi Türkiye’yi AB’ye daha da yakınlaştırır mı demek istiyorsunuz? Billion : Eğer Avrupalılar politik açıdan zeki davranırlarsa “Evet”. AB henüz gerçek anlamda bir ortak güvelik ve dışişleri politikasına sahip olmadığından bu şimdilik güç görünüyor. Türkiye’nin şu an karşılaştığı sorunları anlamak ve Türkiye’nin AB üyeliğini global bir perspektif çerçevesinde ele almak için AB’nin uzun vadeli politik bir vizyonu var mı, bunu hep beraber göreceğiz. Bu soruların yanıtını vermek için henüz erken. Soru : Irak’ta olası bir savaş ve Avrupa içindeki bölünmüşlük AB’de ne gibi iz bırakabilir? Billion : Irak krizi, AB’nin ortak güvenlik ve dışişleri politikası oluşturmakta ne derece zorlandığını ortaya çıkaran ek bir olay. Sorunu yaratan Irak krizi değil, ancak kriz sorunu daha da derinleştiriyor. Kriz konusunda AB içindeki kırılma noktaları AB’nin geleceğinin Paris, Berlin, Londra, Roma veya Madrid’te değişik algılandığının da göstergesi. Bu durum, uluslararası bir kriz söz konusu olduğundan daha da belirginleşiyor. Bu son kriz AB içinde tartışmasız iz bırakacaktır. Ancak AB ülkelerinin pozisyonlarını netleştirdiğinden ortak güvenlik ve dış politika konusundaki tartışmalara ivme de kazandırabilir. Soru : Irak krizinin Transatlantik ilişkilerine yansıması nasıl olabilir? ABD ile Avrupa’nın bir bölümü arasında yaşandığı söylenen kriz reel mi yoksa abartılıyor mu? Billion : Kriz reel olarak mevcut ancak medya gündeminde olduğundan biraz da abartılıyor. Bir yanda, dünyada yaşanalar üzerinde otorite sahibi olduğunu ve kendisine müttefikler oluşturarak tek başına karar vereceğini söyeleyen ABD; diğer yanda da Fransa ve Almanya’nın başını çektiği, uluslararası hukukun derinleştirlmesini ve çok taraflılığın hakimiyetini savunan alternatif bir çizgi var. Aslına bakacak olursanız AB içinde bölünme yaşanması pek de olumsuz sayılmaz. Birkaç yıl önce olsa bu tür tepkilerle karşılaşamazdınız. Herkes sorgusuz sualsiz ABD’nin arkasından yürürdü. Belki Fransa marjinal bir konumda olurdu. Bugün yine ABD’yi izleyenler var. Fakat bazı Avrupa hükümetleri bünyesinde güçlü bir muhalefet mevcut. En önemlisi ve yeni olan da kamuoyundan gelen tepkiler. Hükümetleri ABD’ye en yakın ülkelerde kamuoyu savaşa karşı büyük tepki gösteriyor. Avrupa’nın Irak krizi konusunda ortak bir politikası olmadığı muhakkak. Fakat ben bunu görüşlerin netleşip, ileri bir adım atılması için fırsat olarak görüyorum. AB’nin tarihine bakarsanız, hep krizlerle güçlendiğini görürüsünüz. Bunun için de krizleri yönetmesini bilmek ve alternatifler üretebilmek gerekiyor. Soru : Olası bir savaşın Ortadoğu’daki sonuçları neler olabilir? Billion : Bush yönetimi Irak’a yönelik askeri bir operasyonla bu ülkeye demokratik bir rejim getireceğini iddia ediyorsa yalan söylüyor. Demokratikleşme asla dışarıdan gelemez. Bu bir tarih kanunudur. Kimsenin Saddam Hüseyin için ağlayacağını sanmıyorum. Ancak politika da boşluğu sevmez. Saddam’ı koltuğundan ettiğinizde yerini başka bir şeyle doldurmak gerekecek. ABD Saddam yerine kendi idaresinde bir yönetimi yerleştirmek istiyorsa bu büyük bir yanılgı olacaktır. Bu durum bölgeye istikrarsızlık getirme riski taşıyor. İstikrarsızlıktan tüm bölgede bir devrim dalgası yaşanacağını kastetmiyorum. Devrim olması için partiler ve alternatif proje sahibi örgütler gerekir. Oysa tüm muhalefet yok edilmiş veya etkisiz hale getirilmiş durumda. İstikrarszılık mevcut iktidarlara daha fazla güvensizlik, anti-Amerikan fikirlerin güçlenmesi ve terör eylemlerinin artmasıyla gelebilir. ABD terörle mücadele iddiasıyla Irak’a müdahale edeceğini söylüyor. Kanımca bu çok saçma ve akılsızca bir yaklaşım. Tam tersine Amerikan müdahalesiyle terör faaliyetleri daha da artacak. Yani resmi olarak hedeflenenin tam tersi gerçekleşecek. Soru : Böyle bir durumda bölgede en fazla zararı hamgi ülkeler görebilir? Billion : Herkesin aklına ilk olarak bölgenin “zayıf halkası” olan Suudi Arabistan geliyor. Ancak Suudi Arabistan’da herkesin ayaklanıp, gösteriler yapmasını da beklemek çok basit bir yaklaşım olur. Tüm bölgede olduğu gibi orada da alternatif nitelenebilecek muhalefet olmadığından olası hareketlenmelerin steril kalması kaçınılmaz. İran’da ise rejimin muhafazakar kanadı reformculara karşı güçlenecektir. Suriye’de kısa vadede değişim beklememek gerek. Bu ülkede toplum ile yönetim arasındaki görünmeyen gerilim daha da artabilir ancak gerçek anlamda muhalefet olmadığından alternatif oluşturamaz. Kısacası ABD’nin askeri müdahalesi bölgeye istikrar dışında her şeyi getirecektir. Ancak rejimlerin ardı ardına düşmesini beklemek biraz hayalcilik olur. Soru : Savaş istikrar getirmezse, ne getirebilir? Billion : ABD’ye hiper-güç rolünü getirecektir. Kanımca ABD bu operasyonla orta ve uzun vadede kendi çıkarlarına aykırı davranıyor. Bölgede “biz ne dersek o olur” politikası gütmek niyetinde. Saddam gibi “rahatsız edici” olarak nitelediği unsurlarla mücadele edilmesini ve mümkünse bu unsurların saf dışı bırakılmasını istiyor. Operasyonun parametrelerinden biri petrol. Ama petrol tek parametre değil. Örneğin ABD ile Suudi Arabistan arasındaki işbirliği zayıflamış durumda. Riyad petrol ticareti ve politik açıdan bugüne kadar ABD’nin vazgeçilmez müttefikiydi. Eğer bu müttefik geçmişe oranla daha az güvenilir hale geldiyse, ona yakın ve bölgenin diğer büyük ülkesi olan Irak’ın “rahatsız edici” olmaması gerekiyor. Yani Irak’ı kazanmak şart hale geliyor. Irak krizinin temelinde ABD’nin çıkarları ve petrol yatıyor. |