Emekli Büyükelçi Oktay Aksoy geçmişten günümüze Türkiye-Rusya İlişkilerinin değerlendirdi.

Oktay Aksoy, 2010

Oktay Aksoy

- Türkiye-Rusya ilişkileri nasıl bir seyir izlemektedir?

- Rusya'yla ilişkilerimiz çok eskiye dayanmaktadır. Genellikle Osmanlı döneminde ilişkiler olumsuz, Cumhuriyetin kurulması yıllarında, aynı zamana tesadüf eden Rusya'daki Komünist rejimin kurulması döneminde ilişkiler iyi gitmişti. Ancak, daha sonraki yıllarda ilişkilerde bozulma yaşanmıştır. Rusya kendisini güçlü hissettiği dönemlerde, Türkiye üzerinde baskı kurmaktan kaçınmamış, gücünü hissettirmekte yarar görmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'ye Boğazlarda ortak savunma önerisinde bulunmanın yanı sıra, o zamanlar Sovyetler Birliği'nin parçası olan Gürcistan ve Ermenistan'ın Türkiye'nin doğu illerindeki bazı toprak taleplerini desteklemiştir. Bunun sonucunda karşılıklı güven ortamının hasar görmesi kaçınılmaz olmuş, ve esasen bunu izleyen dönemde Türkiye güvenliğini NATO'ya üye olmakta bulmuştur. Türkiye'nin NATO'ya üye olmasından sonraki Soğuk Savaş yıllarında ilişkiler haliyle  iyice gerginleşmiş, dolayısıyla ihtiyatlı olma gereksinimi duymuş ve daima bir savunma refleksi içinde olmuştur..

Bununla birlikte, o dönemde dahi, Türkiye Sovyetler Birliği'ni hiçbir zaman tahrik edecek davranışlarda bulunmak istememiştir. Soğuk Savaş yıllarının sonlarına doğru Doğu-Batı ilişkilerindeki yumuşamaya, détante'a paralel olarak Türkiye'nin Sovyetlerle ilişkilerinde kayadadeğer bir gelişme görülmüştür. Özellikle ekonomik alanda 1930'ları anımsatan gelişme sağlanmış, Türkiye'de bazı projeler Sovyetler tarafından desteklenmiştir. Bunların arasında demir-çelik ve aluminyum tesisleri; cam fabrikası; petrol rafinerisi gibi Türkiye'nin sanayileşmesine önemli katkıları olan projeler gerçekleştirilmiştir. Sovyetler Birliği de ilişkilerde gerilimin en düşük noktaya gelmesini sağlamıştır.

Tüm bu gelişmeler Soğuk Savaşın birden bire sona ermesi ve Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bir başka noktaya gelmiştir. Asırlar sonra, Türkiye Rusya'yla doğrudan kara komşusu olmaktan çıkmıştır. Ortak sınırımız artık sadece Karadeniz üzerindendir. O açıdan Karadeniz'in önemi her iki taraf açısından da artarak devam etmektedir. Sovyetler Birliği'nden ayrılan gerek Kafkaslardaki, gerek Orta Asya'daki Cumhuriyetler Türkiye'nin beklemediği bir şekilde yeni ilgi alanı olması noktasına gelmiş, Türkiye bu bölgede büyük bir çaba içine girmiştir. Bu ülkelerin bağımsızlıklarını hazırlıksız olarak kazanmaları birçok konuda nasıl hareket edeceklerini bilememeleri, yardım ihtiyacını ortaya çıkartmıştır. Bölgesinde barış ve istikrardan yana olan Türkiye bu ülkelerin  belirli bir demokratik sürece girmelerine yardımcı olmak, bağımsızlıklarını güçlendirmek için atılacak adımları teşvik etmek ve destek olmak; benzer bir şekilde uluslararası camia ile entegrasyonlarını sağlamak için  büyük  gayret göstermiştir.Zaman içinde bu yardımların faydasının  da görülmüş olduğunu belirtmek gerekir. Bu ülkelerde, bir takım ufak çapta yatırımlarla Pazar ekonomisine geçişlerine yardımcı olarak bürokrasilerinin, anayasal düzenlerinin, demokratik ve laik  bir temele oturtulmasını temin edecek bazı açılımlar yapılmış, Parlamentolararası ilişkiler geliştirilmeye çalışılmış ve bu arada, kültürel yakınlığımızı ön plana çıkartacak bazı girişimler hayata geçirilmiştir.

Bütün bunlar olurken Rusya Federasyonu da Sovyetler Birliği'nin dağılmasının verdiği bir şaşkınlık ve birden süper güc vasfını kaybetmiş olmasının getirdiği sıkıntılarla yaşadığı bir dönemden geçmekteydi. Türkiye'nin Kafkas ve Orta Asya devletlerine yardımını bir ölçüde, sanki kendi çıkar alanına müdahale olarak yorumlamaya başlamıştı. Dolayısıyla, Türkiye-Rusya ilişkileri, bir süre daha, karşılıklı ne yapılacağı bilinmeyen, karşılıklı kuşku duyulan bir düzeyde sürmüştür. Fakat, kısa bir süre içinde karşılıklı güven kazanılmasını mümkün kılacak ve Türkiye'nin Rusya pazarında, özellikle müteahhitlik alanında, büyük kazanımlar elde etmesini sağlayacak noktalara getirilebilmiştir. Türkiye, Sovyet Birliği döneminde yaptığı anlaşma ile doğal gaz satın almaktaydı. Mevcut olan Romanya'dan, Bulgaristan'dan geçen bir boru hattıyla Türkiye'ye doğal gaz gelmekteydi. Bu hattı daha çok geliştirme, kapasitesini artırma ve gazın daha başka yollardan Türkiye'ye ulaşmasını temin etmek için bir takım gayretler olmuştur.  Karadeniz'in altından döşenen bir boru hattıyla ilave doğal gaz teminine başlanmıştır. Ukrayna üzerinden Avrupa'ya giden Rus doğal gazında zaman zaman kesintiler olduğu dikkate alındığında bu yolun daha güvenli ve avantajlı olduğu kuşkusuzdur. Bu çabaların sonunda Türkiye'nin doğal gaz ihtiyacının %66'sını Rusya'dan satın alır hale geldiğini de belirtmek gerekir.

Türkiye'nin Rusya'yla ilişkilerini belirli bir çerçeveye oturtabilmek için o zaman Başbakan olan Süleyman Demirel, 1992 yılında Rusya'ya bir ziyaret gerçekleştirmiştir Bu ziyaret sırsasında Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin esaslarına ilişkin bir antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşma Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki ilişkilerin belirli bir düzene sokulması gayretleri sonucudur.  Söz konusu antlaşmada siyasi bağımsızlığa, egemenliğe, toprak bütünlüğüne saygı, içişlere karışmama, hak eşitliği ve ortak yarar, sorunların çözümünde kuvvete ve kuvvet tehdidine başvurmama gibi ilişkilere temel teşkil edecek ilkeler konulmuştur.

Türkiye'nin ve münferit olarak Türk işadamlarının faaliyetlerinin Rusya ile ilişkilerimize yansıyan bazı çekinceleri gidermek üzere de 2001 yılında, o zamanki Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile zamanın Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov'un Birleşmiş Milletler toplantıları vesilesiyle bulundukları New York'ta "Avrasya'da İşbirliği Eylem Planı" imzalanmıştır. Böylece, karşılıklı güveni artıracak  ve dolayısıyla Rusya'nın hassasiyet gösterdiği Orta Asya'da Türkiye'nin emellerinin dostane ve barışçıl olduğu gösterilmeye çalışılmış, ortak işbirliği yapılabileceği vurgulanmıştır. Daha sonraki ziyaretler vesileleriyle de bu anlaşmaları güçlendirecek yeni kararlar alınmış, işbirliği iradesi teyid edilmiştir. AKP Hükümetleri döneminde ziyaretler artmıştır ve görüşmeler daha çok ekonomik alanda ilişkileri geliştirmeye yönelik olmuş, dolayısıyla Rusya Federasyonu Türkiye'nin ticaret hacminin en yüksek olduğu ülke konumuna gelmiştir.

-  İlişkilerin bugünkü durumu nasıldır?

- Rusya'yla sınırdaş olmamamızın verdiği bir rahatlık döneminden geçmekte ve ekonomik ilişkileri geliştirme noktasındayken Rusya'nın Gürcistan'la olan ilişkilerinin birden gerginleşmesiyle, Türkiye kendisini çok rahatsız edici bir noktada bulmuştur. Bu rahatsızlık  sadece Rusya'nın, bir şekilde, Gürcistan'a, Güney Kafkasya'ya tekrar yerleşmesine imkân sağlayacak bir gelişme olması ihtimalinden değil, Türkiye'nin Orta Asya ile bağlantısını sağlayan bir bölgenin istikrarsızlaşması endişesinden kaynaklanmıştır. Rusya'yla ilişkilerimizin boyutu bu sefer güvenlik açısından da dikkate alınması gerek bir noktaya gel mesi tehlikesini ortaya çıkartmıştır. Türkiye hemen bunu önleyecek bazı temaslara başlamış, sorunların görüşmeler yoluyla çözümlenmesine yardımcı olacak bir Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu oluşturulması önerisinde bulunmuştur. Bu öneri aslında daha önceki yıllarda her ne kadar Rusyayı içine almamakta ise de Kafkasya'daki devletler arasında güvenin arttırılmasına yönelik olarak önerdiği AGİK örneğinden yararlanılarak hazırlanan işbirliği projesine benzerlik göstermektedir. Rusya'nın Kafkaslardaki gelişmelerin dışında tutulmamasını mümkün kılacak ancak çatışmalara müdahil olmasını önleyebilecek bir yeni platform oluşturulmasına çalışılmıştır. Ne kadar başarılı olduğu kesin olarak söylenemezse de  gerginliklerin barışçıl temaslarla, görüşmelerle giderilmesine imkan sağlayan bir platform oluşturmaya çalışıldığı barizdir. Bu gelişmenin Türkiye'nin başını derde soktuğu bir başka konu da Montreux Sözleşmesi gereğince Boğazlardan Karadeniz'e geçecek yabancı deniz kuvvetlerine mensup gemiler olduğu ortaya çıkmıştır. Karadeniz'e kıyısı olan sadece Türkiye'nin NATO üyesi olması başka, Romanya ve Bulgaristan'ın da üye olmalarııyla yaşanabilecek sorunlar başka olabileceği Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesi vesilesiyle anlaşılmıştır. Nitekim ABD, Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesini engellemeyi düşünerek bazı gemilerini Karadeniz'e sokmak üzere Türkiye'yle temasta bulunmuş ve bu gemilerin, her şeye rağmen, Montreux Sözleşmesi'ne uygun olarak geçişini sağlayacak bir anlaşma içinde Karadeniz'e geçmelerinin sağlanması, Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü güvence altında tutacak bazı faaliyetlerde bulunulması mümkün kılan bir düzenleme yapılmıştır. Daha büyük bir çatışmanın yaratacağı sıkıntıların şu anda belli olmadığı söylenebilir. Montreux Sözleşmesine bağlı kalınması Rusya'yı da büyük ölçüde rahatlatmaktadır. Bundan dolayı da NATO'nun Karadeniz çevresindeki üye sayısının artması Rusya'yı rahatsız etmektedir. Ukrayna'nın ve Gürcistan'ın NATO'ya üye alınması ihtimallerini önlemeye çalışmaktadır.

-Batı'nın İran'la olan anlaşmazlıklarında Rusya'nın konumu nedir?

- Rusya'nın  bu konuda çelişkili bir durumu sözkonusudur. Her ne kadar İran'ın nükleer enerji santralı kurma faaliyetleri, dolayısıyla oradan giderek nükleer silah yapma ihtimalini arttıran faaliyetleri her ne kadar Batı'nın İran'a yardımlarıyla başlatılmışsa da şu anda İran'da yapılmakta olan Buşehr nükleer santralini Ruslar inşa etmektedirler. Dolayısıyla Rusya'nın doğrudan bir ilgisi bulunmaktadır.  Ayrıca BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri olarak İran'a karşı alınacak yaptırım kararları veya Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması çerçevesindeki önlemler dolayısıyla sorumlu noktada olduğu kuşkusuzdur. Rusya halen İran'ı Uluslararası Atom Enerji Ajansı'yla daha yakın işbirliğine teşvik etmeye çalışmaktadır. Batı ülkelerinin duyduğu rahatsızlığın bir çatışma noktasına gelmemesini sağlayacak bazı önerilerde bulunmaya çalışmaktadır ki bunlardan biri de "uranyumu bize verin, biz zenginleştirelim, sonra size geri verelim" teklifidir. Kısacası İran'ın barışçı amaçlı nükleer enerji geliştirmesine katkıda bulunmakta, hem de bu çaba dolayısıyla bölgede yeni bir çatışma çıkmasını engellemeye çalışmaktadır. Bu açıdan Türkiye ile benzer endişeler taşımaktadır.