Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en pahalı seçim kampanyasına imzasını atan Barack Obama, ABD halkının büyük umutlarıyla Kasım 2008'de Amerikan Başkanlığına seçildi. Eski Bush yönetiminin güce dayalı, realist, tek-taraflı yürüttüğü dış politikanın aksine, "yapabiliriz" tavrına sahip Obama'nın, uluslararası diyaloga ve işbirliğine dayanan bir dış politika yürüteceğine dair vaatleri tüm dünyayı da umutlandırmıştı. Obama, Amerika'nın Irak politikasının da bir sonucu olarak lekelenen imajını temizlemek ve Amerika'nın parçası olduğu savaşları bitirmek arzusu içerisindeydi. Yeni ABD Başkanı, başlangıçta, Irak'tan asker çekip Afganistan ve Pakistan üzerine yoğunlaşacağını da açıklamıştı. Ancak, ne Afganistan ne de Pakistan'da askeri anlamda bir artış söz konusu değildi.
Seçim öncesinde ve iktidara geldiği ilk günlerde Obama, söylemlerinde, Amerika'nın Afganistan'dan en yakın zamanda çekileceğini belirtmekteydi. Aradan geçen bir yılda Afganistan'da terörist saldırıları ve şiddet eylemleri can ve mal kaybı yol açmaya devam etti. Taliban ve El-Kaide gibi örgütler ülkenin dağlarında ve mağaralarında saklanarak, bu ana kadar faaliyetlerine devam etmeyi başardılar. Osama bin Ladin halen Amerikan-BM güçleri tarafından yakalanmış değil!
Afganistan'da Taliban ve El-Kaide'yi yenip savaşı sona erdirmenin yanı sıra, Amerika'nın Afganistan'daki diğer hedefleri arasında, demokrasinin tesisi, Afganistan'ı bölgede çağdaş ve istikrarlı bir devlet haline getirme arzusunun da bulunduğu bir gerçek. Ancak, Afganistan'ın tarihinden, etnik yapısından ve coğrafyasından doğan güçlükler, bu arzusunun gerçekleşmesinde büyük engeller olarak ABD'nin karşısına çıkmaya devam ediyor.
Paştunların çoğunluğu oluşturduğu Afganistan'da çok sayıda Tacik'in yanı sıra, irili ufaklı birçok grup bulunuyor. Kabileler arası mücadeleyle kurulan Afganistan 19. yüzyıl boyunca Büyük Britanya ve Rus İmparatorluğu arasında oynanan "Büyük Oyun"da bir piyondu. Afganistan, Orta Asya'yı Hindistan'a bağlayan, hem stratejik, hem de ticari anlamda önem teşkil eden çok sayıda doğal geçide sahip olmanın yanı sıra, iki dev imparatorluğun arasında bir tampon bölge oluşturmaktaydı. Bu nedenlerle, Afganistan'ın kontrolü büyük önem taşımaktaydı.
Geriye baktığımızda, Büyük Britanya ve Rusya'nın, Afganistan'ın iç işlerine müdahale ederek, çıkarları doğrultusunda Afgan toplumundaki farklı grupları destekleyerek müttefik sağlamaya çalıştıkları ve bu politikalarının bir sonucu olarak, ülkede istikrarın oluşmasına engel oldukları görülüyor.
1978 yılına gelindiğinde Afganistan bir Cumhuriyet olmuş ve Komünist hükümetle Taliban arasında bir savaş sürmekteydi. Bu meyanda, hükümeti kurtarmak için Sovyetler Birliği'nin müdahalesi ve bunu takiben ABD'nin Taliban'a yardım göndermesiyle Afganistan'daki durum iyice cadı kazanına dönmüştü.
Sovyetler Birliği, Najibullah hükümetini kurtarmakta başarılı olmasına karşılık, ABD ve Pakistan (ile diğer Arap ülkeleri) Sovyet birliklerini püskürtmeleri için Mücahidinler'e para ve silah göndermeye devam etti. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle yardımlar da durunca Amerika bir anda düşman konumuna geldi. 11 Eylül saldırıları ve Amerikan-BM güçlerinin Afganistan'ı işgaliyle de günümüzdeki tablo ortaya çıktı.
Karzai, "demokratik" bir seçim sonucunda iktidara gelmekle beraber, popüler olan etnik çizgiler üzerinde paramparça olmuş Afgan halkını birleştirecek, ülkede istikrar sağlayabilecek gibi görünmüyor. Kendinden önce gelen ve yabancı güçlerin desteğini alan diğer liderler gibi, Karzai'nin durumu da her an tehlikeye girebilir. Zaten savaşlar ve bitmek tükenmek bilmeyen terör saldırıları sonucu Afganistan ekonomisi harap olmuş bir vaziyette bulunuyor. Böyle bir ortamda halkın aşırıcılığa kaymasının ve Yönetime karşı eylem yapmasının engellenmesi de gitgide zorlaşmakta.
Rejimin devrilmesini engellemek için ABD, Afganistan'a olan desteğini ve buradaki askeri varlığını muhafaza etmek zorunda. En azından Afganistan'da olanlar bu yönde.
Obama, Nobel Barış Ödülünü almadan bir gün önce, 1 Aralıkta, West Point'te yaptığı bir açıklamada, ABD'nin Taliban ve El-Kaide'ye karşı daha sert politika izleyeceğini, bu bağlamda Afganistan'a 30.000 asker daha göndereceğini açıklarken, özellikle NATO müttefiklerinden Afganistan'a asker yollamaları için yardım isteminde bulundu. NATO Genel Sekreteri beş ila yedi bin dolayında asker sağlayabileceklerini açıkladı ve birkaç üye ülke de asker yollayabileceklerine dair söz verdi. Obama Afganistan'dan geri çekilme tarihini 2011 yılı olarak belirledi. Ancak, o tarihe kadar Afganistan'daki sorunların çözülmesinin mümkün olup olamayacağı belirsizliğini koruyor. Özellikle, Afganistan'daki gelişmeleri en çok etkileyebilecek olan Pakistan'daki muğlaklığı da sayarsak!
ABD, ayrıca, stratejik silahların kısıtlaması konusunu gözden geçirmek için pazarlık yaptığı Rusya'dan da kendisine Afganistan konusunda kolaylıklar sağlaması doğrultusunda yardım istedi. Obama'nın yeni stratejisi bir bakımdan Bush'un pek başarılı olduğu söylenemeyen "terörle savaşı" andıran, hatta bunun da daha çok askeri kaynağı seferber eden bir sürümüne benziyor.
Obama, açıklamasında, Afganistan hükümetiyle Afgan ordusunun etkinliklerini arttırmayı hedeflediklerini de gösterdi. Bu söylemden, Afganistan'ın demokratikleşmesinden veya çağdaşlaşmasından ziyade, bu ülkenin sağlam, iç karışıklıklarına son verebilecek, biraz da olsa istikrara kavuşabilecek kadar güce sahip olmasının istendiği anlaşılıyor. Kısacası, Afganistan'da çağdaş ve demokratik bir devlet kurulması amacından uzaklaşıldığı söylenebilir. ABD, artık sadece kendisi ile işbirliği yapacak ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren teröristlerin kökünün kazınmış olduğu, belirli bir istikrara ulaşmış, Amerikan'ın askeri varlığına ihtiyacı olmayan bir Afganistan'la yetinecek gibi.
ABD, mevcut stratejisi ile Afganistan'da, rejimi demokratik olmayan, uyuşturucu ticareti yapanların cirit attığı, aşiret liderlerinin iç siyasete karıştığı, fakat bütün bunlara rağmen terör faaliyetlerinin olmadığı ve bir iç savaşın bittiği, böylesine sorunlu bir bölgede olmasına rağmen belirli düzeyde istikrar yakalamış, bir nevi bir "Tacikistan" modelini benimseyebilir. Afganistan'da böyle bir yola gidilmesi için Taliban'la da işbirliği yapılması, hatta Taliban'ın Afgan hükümetinde temsil edilmesi gerekebilir. Zaten Obama şiddeti bırakan Taliban üyelerinin hükümetle işbirliği yapması gerektiğini de söylemişti.