Filistin-İsrail Sorununa İki Devlet Çözümü Öneren Yol Haritası

Reşat Arım* ,Mayıs 2003

ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ‘den kurulu Dörtlü Grubun (Quartet) geçen yıl oluşturduğu Yol Haritası (Road Map) Filistin’de yeni Başbakanın güvenoyu almasını izleyen 30 Nisan’da açıklanmıştır. Bilindiği gibi, Dörtlü Grup 10 Nisan 2002’de kurulmuştu ve Başkan Bush tarafından açıklanan ve Güvenlik Konseyi’nin 1397 sayılı kararında da teyit edilmiş olan İsrail ve Filistin olarak iki devletin yan yana yaşama formülünü hayata geçirmek amacını taşıyordu. Öngördüğü Yol Haritası bu bir yıl içinde geliştirilmiş olup şimdi son şeklini almıştır. Yol Haritasında 3 etap öngörülmektedir.

Birinci etap 2003 yılı Mayıs ayı içinde tamamlanacaktır. Güvenlik önlemleri ile terör durdurulacak, Filistinlilerin hayatı normalleştirilerek seçime giden yol açılacak, ısrail de 28 Eylül 2000’den sonra işgal ettiği yerlerden çekilecek, Mart 2001’den sonra kurduğu yerleşim merkezlerini bozacak, yenilerini yapmayacaktır.

ıkinci etap Haziran-Aralık 2003 aylarını kapsamaktadır. Bu etap Filistin’de seçimler yapıldıktan sonra başlayacak, toplanacak bir Uluslararası Konferans yolu ile geçici hudutlara sahip bağımsız bir Filistin devleti kurulması süreci başlatılacaktır.

Üçüncü etap 2004 ve 2005 yıllarını kapsayacaktır. 2004 başında toplanacak ıkinci Uluslararası Konferans Kalıcı Statüye varmak üzere sınırlar, Kudüs, mülteciler, yerleşim merkezleri konularının ele alınacağı süreci başlatacak ve ısrail ve Lübnan, ısrail ve Suriye arasında kapsamlı bir Orta Doğu barışına yol açacaktır.

Yol Haritasının neler getireceğinin bugün oluşmakta olan uluslararası konjonktüre bağlı olacağı söylenebilir. Son yıllarda neler olduğuna bakarsak 11 Eylül terör saldırılarından sonra oluşmaya başlayan yeni konjonktürden en fazla zarar görenler Filistinliler oldu. Başkan Clinton’ın Filistinli ve ısrailli liderlere 2000 yılı yazında Camp David’de müzakereler yaptırmasından bir sonuç alınamayınca, o tarihlerde muhalefette bulunan Sharon’un Kudüs’ün Müslümanların yaşadığı Doğu kesiminde Hazreti Ömer Camiine yaptığı ziyaret Filistin’de yeni bir ayaklanma başlatmıştı. Bu ayaklanma şiddet taraftarı Filistinlilerin canlı bombaları ile büyümüştü. Bu hava içinde ısrail’de yapılan seçimlerde Ariel Sharon Başbakan olmuş ve Filistin örgütlerine karşı cezalandırma hareketine girişmişti. ışte 11 Eylül terör saldırıları Filistin’de tam da bu gelişmeler olurken yaşandı. ısrail uluslararası kabul görmüş olan teröre karşı savaş sloganını Filistin’de hayata geçirdi. Amerika’nın da buna karşı çıkması beklenemezdi. Filistin Yönetimi yediği darbelerle büyük sarsıntı geçirdi. ABD Filistin Yönetimi’nde reform yapılmasını istedi. Yaser Arafat muhatap olarak kabul edilmez oldu. Filistin’de Başbakanlık kurumu oluşturuldu. Mahmud Abbas Başbakan oldu.

Yeni uluslararası konjonktürün son şekli Orta Doğu’da Irak Savaşı sonucunda belirlenecek. Dolayısıyla Orta Doğu’daki diğer önemli sorun olan Filistin sorunu da böylece yeni bir biçim alacak.

Dörtlü’nün bu çalışmalarını nasıl bir hava içinde gerçekleştirdiğine bakarsak, Filistin–ısrail sorunu konusunda etkili tek gücün ABD olduğunu kabul etmeliyiz. Avrupalıların bu konuda pek belirleyici rolleri olmadığından bizzat kendileri de şikayetçidirler. Rusya Federasyonu’nun da bu sorunla ilgili siyasetini Dörtlü çerçevesinde yürütmeyi tercih ettiği görülmektedir.

Yol Haritasında üçüncü etap içinde yer alan konular da önümüzdeki dönemin ne kadar zorlu olduğunu göstermektedir. Kudüs konusu duygusal tarafı da büyük olduğu için belki en başta sayılmalıdır. 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan şehir Birinci Dünya savaşından sonra Filistin Mandası içinde ıngiltere tarafından idare edilmiş, 1947 Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Taksim kararında ayrı bir birim olarak öngörülmüştür. Ancak bu gerçekleşememiş ve Araplarla museviler arasındaki çatışmaların sonucunda ısrail Kudüs’ün Batı Kesimini, Ürdün de kutsal yerlerin bulunduğu Doğu Kesimini işgal etmiştir. 1950’de ısrail Kudüs’ü başkent ilan etmiş ve hükümeti Batı Kesimine taşımıştır. 1967 savaşında ısrail, Doğu Kesimini de işgal etmiş ve Birleşmiş Milletlerin kararlarına rağmen oranın statüsünde birçok değişiklik yapmıştır. Örneğin, Doğu Kesiminin yüzölçümü eskiden 2 ila 3 mil kare iken, şimdi bu alana civardaki arap köyleri de katılmış ve 25 mil kareye varmıştır. Buralarda inşa edilen büyük binalara  yerleştirilen musevilerle nüfus dengesi de oranın Arap sakinleri aleyhine bozulmuştur. ışte görüşmelerle çözüm bekleyen konu böyle bir Kudüs’tür.

Batı Yakası ve Gazze’deki Musevi Yerleşim Merkezleri de 1967 yılından itibaren kurulmaya başlamıştır. Uluslararası toplumun itirazına rağmen gittikçe çoğalan bu Merkezler işgal altındaki toprakların çehresini değiştirmiş, leopar derisi gibi lekelerle doldurmuştur. Sayıları 150’yi bulan Merkezlerde toplam 200.000 musevi yaşamaktadır. Bu museviler nihai çözüm üzerinde de etkili olma durumuna gelmişlerdir.

Filistin Mültecileri sorunu daha da eskiye dayanmaktadır. 1948 Arap-ısrail Savaşı sırasında 750.000 Filistinli mülteci olmuştur. Çoğunluğu o zaman Ürdün’ün elinde olan Batı Yakasına, diğerleri Ürdün, Suriye, Lübnan, Mısır ve Gazze’ye kaçmışlardır. 1967 savaşından sonra da 500.000 Filistinli yerlerinden ayrılmak durumunda kalmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1948 yılındaki 194 sayılı kararı ile mültecilerin evlerine geri dönmelerini, dönmek istemeyenlere tazminat ödenmesini öngörmüştü. Bugün mültecilerin sayısı 3,6 milyondur. Görüldüğü gibi bu sorun sadece Filistinlileri ve ısraillileri değil, mültecileri barındıran Arap ülkelerini de ilgilendirmektedir.


* E. Büyükelçi; Dış Politika Enstitüsü Yönetim Konseyi Üyesi