Filistin 11 Eylül'ün Kurbanı Mı Oluyor?

Reşat Arım, Emekli Büyükelçi, Dış Politika Enstitüsü Yönetim Konseyi Üyesi

Soğuk savaşın sona ermesi ile ortaya çıkan konjonktürde Filistin-İsrail sorununa çözüm bulunacağı sanılmıştı. Böylece Oslo süreci başlatıldı ve düşe kalka biraz mesafe alındı. Ancak tam sonuca ulaşılması zordu. Çünkü bu süreç kuvvetleri eşit olmayan iki taraf arasında yürüyecekti. Nitekim iş Kalıcı Barış Görüşmelerine gelince, yani Kudüs, yahudi yerleşim yerleri, mülteciler, sınırlar gibi kritik sorunların ele alınması gerektiği zaman çözüm tıkandı. Başkan Clinton’un  kişisel olarak duruma müdahale ederek 2000 yılı yaz aylarında Camp David’de Barak ve Arafat’ı biraraya getirmesi ile de düğümü çözmek olanağı bulunamadı.

2000 yılı son baharında başlayan çatışmalar hala devam ediyor. İsrail ve Filistin halkı kan kaybediyor.

11 Eylül saldırılarının ardından oluşmaya başlayan yeni uluslarararası konjonktür Filistin-İsrail sorununu nasıl etkiliyor? Çözüm çabaları durdu mu, devam mı ediyor? Özellikle  son bir yıl içinde dikkatlerin Irak üzerinde odaklanması Filistin-İsrail sorununu ikinci plana mı itti? Yoksa,Irakta bulunacak çözüme göre mi bu soruna yaklaşılacak? Bu soruların yanıtları konusunda bir ipucu yakalayabilmek için uluslararası toplumun, daha doğrusu onun adına hareket eden kurumların neler yaptığına bakmakta yarar olacaktır.

Şu sırada uluslararası toplum adına Filistin İsrail sorununa bakan kurum  ilk olarak 10 Nisan 2002 tarihinde Madrid’de  toplananve Birleşmiş Millletler Genel Sekreteri, ABD, Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliğinden oluşan Dörtlü gruptur (Quartet). Dörtler bu toplantıda Başkan Bush tarafından açıklanmış ve Güvenlik Konseyinin 1397 sayılı kararında da teyid edilmiş olan İsrail ve Filistin olarak iki devletin güvenli sınırlar içinde yan yana yaşamaları formülünü yaşama geçirmek istediğini belirtmiştir. İsrailden askeri operasyonları durdurmasını, Arafat’tan da terör saldırılarına son vermek için gerekeni yapmasını, iki tarafın ateş-kese varmalarını istemiştir. Ayrıca Tenet Güvenlik Planı ile Mitchell Komisyonu tavsiyelerine uymalarının önemine işaret etmiştir. Dörtler 16 Temmuz’da New York’ta yaptığı toplantıda, Başkan Bush’un 24 Haziran’daki açıklamasında belirttiği unsurlar üzerinde durmuştur. Başkan Bush bu konuşmasında iki devlet görüşünü tekrarlamış, Filistin halkının yeni liderler seçmesini istemiş, Filistin halkı yeni liderler seçince, yeni kurumlar geliştirince ve komşuları ile yeni güvenlik düzenlemelerine gidince Amerika’nın bir Filistin Devleti kurulmasını destekleyeceğini belirtmişti. Bu devletin sınırları ve egemenliğinin bazı noktaları Orta Doğu’da nihai çözüm çerçevesinde halledilinceye kadar geçici olarak kalacaktı. Başkan Bush Filistinliler için yeni bir Anayasa yapılması gerektiğini de söylemişti. Dörtlü Grup, Filistin sorununa nihai çözümün üç yıl içinde bulunabileceğine olan inancını belirtmiştir. Dörtler Filistinlilerin siyasal ve ekonomik alanda reform yapmaları gerektiğini ifade ederek, Filistinlilerin 100 günlük reform programını desteklemiştir. Dörtler bünyesinde kurulan ve bir çok devlet ve uluslararası kuruluşun katıldığı Reform Çalışma Gurubu’nun faaliyetleriyle bu sonuca ulaşılabileceğini kaydetmiştir. Dörtler aynı zamanda Filistinlilerin güvenlik kabiliyetlerini geliştirmek için çalışma yapılacağının altını çizmiştir. Filistin’deki reformların İsrail’in güvenliği açısından da önemli olduğunu belirten Dörtler, İsrail’in de güvenlik arttıkça  Eylül 2000 sınırlarına çekilmesi gerektiğini söylemiştir. Askeri bir çözüm olamayacağını ve tarafların müzakarelerle Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararları çerçevesinde bir sonuca ulaşmaları icabedeceğini tekrarlamıştır.

Dörtler Grubu’nun bundan sonraki toplantısı 17 Eylül 2002’de yine New York’ta yapılmıştır. Buna göre, 2002 yılı ile 2003 yılınn ilk altı ayını kapsayan birinci etapta, güvenlik reformu ile güvenlik durumu düzeldikçe İsrail’in Eylül 2000 hattına çekilmesi ve Filistin’de 2003 yılı başında hür seçimlerin yapılması işlemleri yer alacaktır. 2003 yılında ise yeni bir Anayasaya dayalı geçici sınırlara sahip Filistin Devleti kurulması üzerinde çalışılacaktır. Bu, nihai çözüme giden bir adım olacaktır. 2004 ve 2005 yıllarındaki son etapta nihai çözüm için İsrail-Filistin görüşmeleri öngörülmektedir. Dörtlü Grup, uluslararası bir konferans toplanması fikrini de incelemektedir.

Bu arada ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns 8 Kasım’da yaptığı bir konuşmada, ikinci etabın bir uluslararası konferans ile açılabileceğine değinmiştir. Üçüncü etapta “devletten devlete” müzakereler olacak demiştir. Filistin-İsrail barışının da İsrail ile bütün komşuları arasında sağlanmaya çalışılan kapsamlı çözümün parçası olacağını söylemiştir. Arap Ligi tarafından onaylanan Suudi girişimini de desteklediklerini belirtmiştir.

Dörtlü Grup son olarak 20 Aralık 2002’de Vaşington’da Başkan Bush ile görüşmüştür. Başkan Bush iki devlet formülünü gerçekleştirecek yol haritasını desteklediğini belirtmiştir. Dörtlü de yakın bir zamanda taraflara sunmak üzere yol haritasına son şeklini vermektedir. Taraflardan da ateş-kesi sağlamalarını, güvenlik reformunun yapılmasını beklemektedir. Anayasa çalışmalarının hızlandırılmasını teşvik etmektedir.

Şimdi de Dörtlü’nün bu çalışmalarını nasıl bir hava içinde gerçekleştirdiğine bakalım. Filistin–İsrail sorunu konusunda etkili tek gücün ABD olduğu bilinmektedir. Avrupalıların bu konuda pek belirleyici rolleri olmadığından bizzat kendileri de şikayetçidirler. Rusya Federasyonu’nun da bu sorunla ilgili siyasetini Dörtlü çerçevesinde yürütmeyi tercih ettiği görülmektedir. Bu şartlar altında Dörtlü’nün yukarıda belirtilen faaliyetlerinin planlandığı gibi yürümesi ne derece mümkündür sorusu akla gelmektedir. Bu soruya cevap ararken, Filistin-İsrail sorununun 11 Eylül saldırısı ile başlayan yeni uluslararası konjonktürden olumsuz etkilenmiş bulunduğunu da dikkate almak gerekir. Filistin Yönetimi yediği ağır darbelerle büyük sarsıntı geçirmektedir. İsrail ise herşeye güvenlik  penceresinden bakmakta olduğunu iddia etmektedir. Bütün bunların sonucu olarak da Dörtlü öngördüğü yol haritasına henüz son şeklini vermek imkanını dahi bulamamaktadır. Belki de, Irak konusundaki gelişmelerin sonucu beklenmektedir.