İran'ın nükleer alandaki çalışmaları gittikçe daha tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. Gerçi İran Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşmasına taraftır ve bu antlaşmaya göre de barışçı amaçlarla uranyum zenginleştirme çalışmalarında bulunmaya hakkı vardır. Ancak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimine tabi olmasına rağmen bu Ajans ile ilişkilerinde şeffaflığa riayet etmediği anlaşılmaktadır. Nitekim, 2002 yılında İran rejim muhalifleri İran'ın gizlice Natanz ve Arak'ta nükleer tesisler kuduğunu iddia etmişlerdir. 2002 yılında uydu görüntüleri Körfez kuyısındaki Bushehr nükleer reaktörünün geliştirildiğini göstermiştir. Bushehr 1974 yılında Şah tarafından bir Alman firmasına ısmarlanmış, 1979 devriminden sonra terkedilmiş, İran –Irak harbinden sonra Rusların yardımı ile canlandırılmıştı. ABD, İran'ın elindeki diğer 5 küçük reaktörün sivil üretim için yeteceğini, Bushehr'in askeri amaçlarla geliştirildiğini iddia etmektedir. Buna karşı Rusya, Bushehr reaktörlerinin Amerika'nın Kuzey Kore'ye verdiği reaktörlerden farklı olmadığını, zaten orada silah üretimine yetecek plutonyum üretilemeyeceğini iddia etmektedir. İlim adamlarının görüşü ise, İran'ın nükleer programının hem sivil hem de askeri amaçlarla kullanılabileceği doğrultusundadır. 2003 yılında İran'ın 18 yıl nükleer çalışmalarını gizlediği de ortaya çıkmıştır.
İşte bu manzara karşısında uluslararası toplum herekete geçmiştir. ABD'den yükselen şiddetli sesler üzerine AB ülkeleri meseleyi ele almış ve Fransa, Almanya ve İngitere Üçlüsü İran ile bu konuyu Ekim 2003'den itibaren görüşmüşlerdir. İran bu görüşmeler sürerken uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurmayı kabul etmiş, ancak Ocak 2006'da yeniden başlamıştır. Bunun üzerine 3 Avrupa ülkesi ile ABD konunun önce Ajansta sonra da BM Güvenlik Konseyinde ele alınmasını sağlamışlar, Ajans Güvenlik Konseyine verdiği raporda, İran'ın gizli nükleer çalışmaları olmadığını söyleyemeyeceğini bildirmiştir. Güvenlik Konseyi de 29 Mart 2006 Başkanlık Açıklaması ile Ajansın istediği gibi uranyun zenginleştirme çalışmalarını durdurmasını, Ajansın bu konuda 30 gün içimde bir rapor vermesini istemiştir.
İran bu arada zenginleştirilmiş uranyum elde ettiğini, artık “nükler ülkeler kulübüne” girdiğini büyük nümayiş ile açıklamıştır. Öte yandan, İran Cumhurbaşkanı İsrailin haritadan silinmesi gerektiğini açıklamıştır. Bu da, İran'ın nükleer çalışmalarından zaten büyük endişe duyan İsrail'in doğrudan konuya girmesine yol açmıştır.
Bütün bu gelişmeler İran'ın nükleer silah üretme niyetinde olduğunu göstermektedir. İran-Irak savaşında çok zarar gören İran, daha sonra 1991 Körfez savaşı daha sonra da 2003'te başlayan Irak savaşı sonucunda bölgede güçlü bir duruma gelmiştir. ABD'nin Irak'ta meşgul olmasından yararlanarak nükleer silaha sahip olmak istemesi beklenebilir. Güvenlik Konseyinin iki daimi üyesi Rusya ve Çin'in de kendisini koruyacağını hesaplamış olabilir. Rusya İran'ın nükleer çalışmalarına katılmıştır. Çin ise, 4 küçük araştırma reaktörü verdiği gibi, İran'dan büyük miktarda petrol almakta, orada birtakım yatırımlar da yapmaktadır. Hakikaten bu iki ülke sorunun diplomatik yoldan çözümlenmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bu şartlarda Güvenlik Konseyinden İran'a yaptırım kararı çıkması beklenemez. 5 daimi üye ve Almanya'nın Moskova'da yaptıkları toplantı da bunu göstermiştir.
ABD her türlü seçeneğin masada olduğunu belirtmekte, bir yandan da askeri harekat haberleri yayılmaktadır.
Türkiye açısından, İran'ın nükleer silah üretimi yönünde ilerlemesi, bir tehdit unsurudur. Bu tehdit hem İran'dan doğrudan gelebilir, hem de ABD veya İsrail ile İran arasında ortaya çıkacak bir çatışmanın bölgede istikrarı ve dengeleri bozmasından kaynaklanabilir. Dolayısıyla bu tehdidin büyümeden önlenmesine çalışılmalıdır. Türkiye ortaya çıkabilecek tehlikeler konusunda İran'ı ciddi olarak uyarmalıdır.
Diplomatik çözüm olmaz ve ABD İran'a yaptırım uygulamak için Güvenlik Konseyi dışında tedbirlere başvurmak isterse Türkiye'nin tutumu ne olabilir? Türkiye'nin tutumunu saptamak için çok iyi bir hesap yapması gerekecektir. Bir yanda yukarıda belirttiğimiz nükleer tehdit vardır. Diğer yanda ise İran'la ilişkilerimiz durmaktadır. Komşuluktan doğan ilişkiler içinde son zamanlarda artan ekonomik unsur önemlidir. Orta Asya'ya nakliyat İran üzerinden yapılmaktadır. İran'dan doğal gaz almaktayız. Siyasi ve ekonomik unsurların bir arada değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan tablo Türkiye'nin nasıl hareket edeceğini gösterecektir.
|