Hamas’ın seçimlerde ekseriyeti kazanmasının Filistin
–İsrail sorununa ne gibi etkisi olacağı ve dolayısıyla bütün Orta Doğuya
nasıl yansıyacağı şimdi herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir soru
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konudaki değerlendirmeler için aslında
Filistin sorununun başlangıcına kadar uzanan bir devreyi ele alıp
incelemek gerekecektir. Ancak, biz şimdilik Oslo Barış Süreciyle
başlayan dönemi gözönünde tutarak bazı sonuçlara varmaya çalışalım. Oslo Barış Sürecinin daha başından itibaren başarısızlığa
mahkum olduğunu söylemek mümkündür. 1993 yılında Arafat, Körfez Savaşı
sırasında Saddam Hüseyin’i desteklemiş bir kişi olarak sadece
uluslararası alanda değil, Arap ülkelerinden birçoğu nezdinde de
itibarını kaybetmiş durumda idi. İşte, böyle zayıf bir Arafat’ın İsrail
ile barış görüşmelerini yürütmesi istendi. 1993 yılında Washington’da
yapılan görüşmelere zaten Filistinliler bir Ürdün-Filistin Karma heyeti
içinde katılabildiler. İmzalanan Anlaşma ile Filistin topraklarında
geçici bir yönetimin nasıl olacağına dair ilkeler kabul edildi. Bunu
izleyen yıllarda fazla bir ilerleme kaydedilemedi. 2000 yılında ABD
Başkanı Clintonın Camp David’de Arafat ile Barak’ı bir araya getirmesi
de bir sonuç vermedi. Bilindiği gibi son yıllarda konu Quartet adı
verilen ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği Dörtlüsü
tarafından hazırlanmış olan Yol Haritası çerçevesinde ele alınıp
yürütülmekte idi ve yine bir ilerleme olmamıştı. Bu arada arazide olan bitenler de hem Filistin işini yeni
bir mecraya doğru sevketti, hem de Hamas’ın bugünkü seçim galibiyetinin
sağlanmasına yardımcı oldu. Ariel Sharon Gazze’yi boşaltmaya
kalkmasaydı herhalde Hamas bugünkü prestijini kazanamazdı. Bugün
Filistinlilerin Hamas’ı kendi toprakları olan Gazze’yi kurtarmış,
oradaki yerleşim merkezlerinin Musevilerin gözyaşları altında
sökülmesini sağlamış bir örgüt olarak görmelerini yadırgamamak gerekir. Şimdi Hamas yönetime gelince bir değişiklik olabilir mi?
Filistin-İsrail konusunu çevreleyen unsurlara baktığımızda, öncelikle
Arap ülkelerinin nasıl davranacakları önemlidir. Bir kısım Arap ülkeleri
Filistin mültecilerini barındırmaktadırlar. Filistin konusunda yeni bir
fırsat doğması ihtimali bu ülkelerin konuya yeni bir şevk ile
yaklaşmalarına sebep olabilir. Bazı Arap ülkeleri ise Filistine mali
yardım vermektedirler. Bu ülkelerin yeni Filistin yönetimini desteklemek
için bazı şartlar ileri sürmeleri beklenebilir, ancak sonuçta olumlu
yönde hareket etmeleri muhtemel görülebilir. Konu ile doğrudan ilgili
olan ABD, Rusya ve Birleşmiş Milletlerin bir yandan kendi
değerlendirmelerinden, diğer yandan da Filistin ile İsrail’in bu yeni
durumda takınacakları tavırdan etkilenerek tutumlarını saptayacakları
düşünülebilir. Bu konuda en aktif tutum alması muhtemel olan belki de
Avrupa Birliği’dir. Şimdiye kadar Filistin’e maddi yardım yapmakla
beraber bu konudaki etkisi Quarter içinde sınırlı kalmış olan AB, bu
durumu fırsat bilerek biraz daha fazla rol oynama imkanlarını araması
uzak bir ihtimal değildir. Konuya şimdi de kısaca Filistinliler ve İsrail
açısından bakalım. Hamas’ın niteliği ne olursa olsun seçimlerin sonucu
Filistinliler için bir kan değişimidir. Uzun ve zor mücadele içinde yeni
bir etaptır. Hele son yıllardaki çatışmalar ile yorgun düşmüş olan
Filistinliler için Hamas’ın yürüteceği politika ile bir çıkış yolu
bulunması arzu edilecek bir şeydir. Filistinlilerin kendilerini güçlü
bir örgütün temsil etmesini istedikleri görülmektedir. Hamas
Filistinlilerin Nihai Statü görüşmeleri olarak adlandırılmış olan,
Kudüs, Yerleşim Merkezleri, Hudutlar gibi konularda isteklerine çare
bulmak için ciddi atılımlar yapabilirse Filistin’in güçlü temsilcisi
olabilir. İsrail için de böyle bir Hamas tam bir muhatap teşkil eder.
Unutmamak gerekir ki, gerçek barış anlaşmaları ancak iki güçlü taraf
arasında yapılabilir.
|