Filistin Seçimlerini Hamas'ın Kazanması Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?

27 Ocak 2006 - Reşat Arım


Hamas’ın seçimlerde ekseriyeti kazanmasının Filistin –İsrail sorununa ne gibi etkisi olacağı ve dolayısıyla bütün Orta Doğuya nasıl yansıyacağı şimdi herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir soru olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konudaki değerlendirmeler için aslında Filistin sorununun başlangıcına kadar uzanan bir devreyi ele alıp incelemek gerekecektir. Ancak, biz şimdilik Oslo Barış Süreciyle başlayan dönemi gözönünde tutarak bazı sonuçlara varmaya çalışalım.

Oslo Barış Sürecinin daha başından itibaren başarısızlığa mahkum olduğunu söylemek mümkündür. 1993 yılında Arafat, Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’i desteklemiş bir kişi olarak sadece uluslararası alanda değil, Arap ülkelerinden birçoğu nezdinde de itibarını kaybetmiş durumda idi. İşte, böyle zayıf bir Arafat’ın İsrail ile barış görüşmelerini yürütmesi istendi. 1993 yılında Washington’da yapılan görüşmelere zaten Filistinliler bir Ürdün-Filistin Karma heyeti içinde katılabildiler. İmzalanan Anlaşma ile Filistin topraklarında geçici bir yönetimin nasıl olacağına dair ilkeler kabul edildi. Bunu izleyen yıllarda fazla bir ilerleme kaydedilemedi. 2000 yılında ABD Başkanı Clintonın Camp David’de Arafat ile Barak’ı bir araya getirmesi de bir sonuç vermedi. Bilindiği gibi son yıllarda konu Quartet adı verilen ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği Dörtlüsü tarafından hazırlanmış olan Yol Haritası çerçevesinde ele alınıp yürütülmekte idi ve yine bir ilerleme olmamıştı.

Bu arada arazide olan bitenler de hem Filistin işini yeni bir mecraya doğru sevketti, hem de Hamas’ın bugünkü seçim galibiyetinin sağlanmasına yardımcı oldu. Ariel Sharon  Gazze’yi boşaltmaya kalkmasaydı herhalde Hamas bugünkü prestijini kazanamazdı. Bugün Filistinlilerin Hamas’ı kendi toprakları olan Gazze’yi kurtarmış, oradaki yerleşim merkezlerinin Musevilerin gözyaşları altında sökülmesini sağlamış bir örgüt olarak  görmelerini yadırgamamak gerekir.

Şimdi Hamas yönetime gelince bir değişiklik olabilir mi? Filistin-İsrail konusunu çevreleyen unsurlara baktığımızda, öncelikle Arap ülkelerinin nasıl davranacakları önemlidir. Bir kısım Arap ülkeleri Filistin mültecilerini barındırmaktadırlar. Filistin konusunda yeni bir fırsat doğması ihtimali bu ülkelerin konuya yeni bir şevk ile yaklaşmalarına sebep olabilir. Bazı Arap ülkeleri ise Filistine mali yardım vermektedirler. Bu ülkelerin yeni Filistin yönetimini desteklemek için bazı şartlar ileri sürmeleri beklenebilir, ancak sonuçta olumlu yönde hareket etmeleri muhtemel görülebilir. Konu ile doğrudan ilgili olan ABD, Rusya ve Birleşmiş Milletlerin bir yandan kendi değerlendirmelerinden, diğer yandan da Filistin ile İsrail’in bu yeni durumda takınacakları tavırdan etkilenerek tutumlarını saptayacakları düşünülebilir. Bu konuda en aktif tutum alması muhtemel olan belki de Avrupa Birliği’dir. Şimdiye kadar Filistin’e maddi yardım yapmakla beraber bu konudaki etkisi Quarter içinde sınırlı kalmış olan AB, bu durumu fırsat bilerek biraz daha fazla rol oynama imkanlarını araması uzak bir ihtimal değildir.

Konuya  şimdi de  kısaca Filistinliler ve İsrail açısından bakalım. Hamas’ın niteliği ne olursa olsun seçimlerin sonucu Filistinliler için bir kan değişimidir. Uzun ve zor mücadele içinde yeni bir etaptır. Hele son yıllardaki çatışmalar ile yorgun düşmüş olan Filistinliler için Hamas’ın yürüteceği politika ile bir çıkış yolu bulunması arzu edilecek bir şeydir. Filistinlilerin kendilerini güçlü bir örgütün temsil etmesini istedikleri görülmektedir. Hamas  Filistinlilerin Nihai Statü görüşmeleri olarak adlandırılmış olan, Kudüs, Yerleşim Merkezleri, Hudutlar gibi konularda isteklerine çare bulmak için ciddi atılımlar yapabilirse Filistin’in güçlü temsilcisi olabilir. İsrail için de böyle bir Hamas tam bir muhatap teşkil eder. Unutmamak gerekir ki, gerçek barış anlaşmaları ancak iki güçlü taraf arasında yapılabilir.