|
Balkanlar; Krizlerin İkinci On Yılı Reşat Arım, 29 Mart 2002 Soğuk Savaş
döneminin sona ermesi ile doğan yeni konjonktür sonucu ortaya çıkan
Balkanlardaki krizler, geçtiğimiz on yıl içinde şu veya bu biçimde
yatıştırılmıştır. 11 Eylül sonrasında oluşmaya başlayan yeni konjonktür acaba
Balkanları nasıl etkileyebilecektir? 11 Eylül’den sonra
Balkanlar’daki ilk gelişme 14 Mart 2002’de Yugoslavya’nın yeni bir kimliğe
bürünerek Sırbistan ve Karadağ adı
altında sahneye çıkması için yapılan anlaşmadır. Bu gelişme Karadağ’ın
bağımsızlık isteğinden şimdilik vazgeçmesi, 3 yıllık bir sakinlik döneminin
başlaması ve böylece 1992 yılından bu yana Balkanlar’da süregelen domino
etkisinin durdurulması olarak görülebilir. Ancak, bölgedeki krizlerin
çoğunun geçici anlaşmalarla sonuçlanmış
olduğu düşünülürse, Balkanlar’da tam
bir istikrar sağlanmasının olanaklı olup olmadığı sorusu gündemi işgal etmeye
devam edecektir Önümüzdeki dönemde oluşacak uluslar arası konjonktürün etkisi de işte bu konuda görülecektir. Şimdiden
söylenebilecek şey, 11 Eylül sonrası terörle savaş konusunda girişilen büyük mücadelenin dikkatleri Balkanlardan
daha doğuya doğru kaydıracağıdır.
ABD daha bundan birkaç yıl önce
Balkanlardaki angajmanlarına son vermeyi düşündüğünü açıklamıştı. Bugün olmasa
da yakın bir gelecekte bu düşüncesini uygulamaya koyabilir. Bu durumda
Balkanlarda istikrar Avrupa Birliği’nin gücüne ve olanaklarına bağlı
kalacaktır. Bu analiz
doğrultusunda ülkemizin Balkanlar’daki
durumuna bakarsak neler düşünebiliriz? 1. Türkiye Balkanlar’daki ülkelerle ilişkilerini genel
Balkan kavramı içinde mi ele almalıdır, yoksa her bir Balkan ülkesi ile ayrı
ayrı politika izlememiz mi gerekir? 2. Balkanlar’daki etkinlik daha fazla Avrupa Birliği’ne
geçecek ise, Türkiye AB ile bu konudaki işbirliğini nasıl düzenleyecektir? 3. Ekonomik ve azınlık sorunları nasıl ele alınmalıdır? 1.
Kosova savaşından sonra Almanya’nın inisiyatifi ile Avrupa Birliği
tarafından hazırlanarak hayata geçirilen Güney Doğu Avrupa İstikrar
Paktına konu ile ilgili birçok ülke ve
uluslararası kuruluş katılmakla beraber bu süreci Avrupa Birliği yönetmektedir.
Esasen amacın da bölgeyi Avrupa Birliği
üyeliğine hazırlamak olduğu bilinmektedir.Almanya Dışişleri Bakanı Pakt ile
AB’nin bu ülkelere doğru ilerleyeceğini söylemiştir. İşte bölgedeki ülkelere
verilen bu perspektiftir ki, önümüzdeki dönemde domino etkisi üzerinde bir fren
görevi yapabilecektir. Tabii bir de ABD’nin yeni çatışmalar durumunda güç
kullanma tehdidi hala geçerliğini korumaktadır. Yoksa, Dayton ve Kosova
anlaşmalarının kendi başına Büyük Sırbistan ve Büyük Arnavutluk dürtülerini önleyecek nitelikte olduklarını söylemek mümkün
değildir. Balkanlar şimdi
tarihten gelen talihsiz çağrışımlardan
kurtulmak için bir fırsatla karşı karşıyadır. Ancak bu fırsata giden yolda
Balkanlardaki bazı bölgelerin protektora durumunda olduğunu da unutmamak
gerekir. İşte bu durum, bölgenin bir parçası olan ve Barış Güçlerine
katılacak derecede angaje olan
Türkiye’nin Balkanların geleceğinde oynayacağı rolün önemini ve güçlüğünü
arttırmaktadır. Türkiye bölge ülkelerinin Balkan kavramı etrafında birleşmeleri
yönünde çaba göstererek bu ülkelerin önlerindeki barış ve işbirliği fırsatından
yararlanmalarına yardımcı olmaktadır. Bölgedeki çok taraflı mekanizmaları
desteklemek bu açıdan yararlıdır. Nitekim Türkiye, bölge ülkelerinin kendi
inisiyatifleriyle kurdukları Güney Doğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği sürecinde
etkin rol oynamaktadır. 2000 yılının Şubat ayındaki Zirve toplantısında
imzalanan “Şart” ile kurumsallaşmış olması Türkiye’nin bu ülkelerle
dayanışmasının güzel bir örneğidir. Öte yandan,Türkiye’nin her bir Balkan ülkesi ile özellik
taşıyan ilişkileri vardır. Bu ilişkileri de aktif biçimde geliştirmek
kaçınılmazdır. Bu arada Türkiye,Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya Dışişleri
Bakanlarının kendi aralarında üçlü olarak yaptıkları görüşmeler de Güney Doğu
Avrupa Bölgesinin istikrarına katkıda bulunmaktadır. 2. AB bugün Batı Balkanlarda İstikrar Paktı ile büyük siyasi ve mali sorumluluk almıştır. Sadece Kosova’da 36 bin askeri vardır. 1991-2001 yılları arasında 6 milyar dolar yardım yapmıştır. 2001 yılında da 845 milyon dolar vermiştir. Ancak, unutulmamalıdır ki, 1991 de Slovenya ile Hırvatistan’ın bağımsızlıklarının Almanya tarafından tanınmasından sonra bölgede ateş başlamıştır. Daha sonra Batının müdahaleleri ile krizler teker teker çözülürken AB bu ülkelere üyelik perspektifi de vermiştir. Bunun ne zaman gerçekleşeceği belli olmamakla beraber Balkan ülkeleri yüzlerini o yöne çevirmişlerdir. AB ülkeleri de şimdiye kadar farklı milli menfaatleri açısından baktıkları Balkanlara karşı Ortak Politika yürütmeyi başarmışlardır. Makedonya’da 2001 de varılan anlaşma bu ülke ile “ Avrupa- Atlantik Topluluğu” arasında yapılmış, Sırbistan ve Karadağ’ın yaptıkları anlaşmanın altını AB Yüksek Temsilcisi de imzalamıştır. Türkiye’nin de aslında bu gelişmelerde pay sahibi olması gerekirdi. AB’nin Balkan politikası böyle bir çerçeve içinde ele alınırsa,Türkiye’nin AB ile siyasi
diyaloğunda Balkanlarda işbirliği önemli bir faktör olmalıdır. 3. Ekonomik
açıdan Balkanlar Türkiye’den AB ülkelerine
uzanan yol üzerinde olmaları açısından önemlidir.Ayrıca ekonomi bu ülkelerle
işbirliğimizi güçlendirmeye yarayacak bir araçtır Ülkemiz, bölgenin karşı
karşıya bulunduğu yeniden imar ve yapılanma sorununun çözümlenmesi
amacıyla uluslararası alanda yürütülen bütün faaliyetlere katılmakta, SECI ve
İstikrar Paktı girişimlerini desteklemektedir Türkiye 2000 yılında 6 ay süre
ile İstikrar Paktı Ekonomiden sorumlu Çalışma Masasının eşbaşkanlığını
üstlenmiştir Bu dönemde Türkiye’nin tümüyle kendi ulusal kaynaklarından
karşılayacağı, bölge ülkelerine yönelik teknik yardım ve eğitim faaliyetlerini
içere bir Çalışma Programı hazırlanmıştır. Bu alanda özel sektöre de önemli
görevler düşmektedir. Türk özel sektörünün hem uluslar arası mekanizmalar
çerçevesinde hem de bireysel girişimleri vardır. Ancak ne resmi ne de özel
ekonomik çabalarımızın bu bölgede Türkiye’nin etkin bir ekonomik konum
kazanması için yeterli olmadığı açıkça görülmektedir. Balkan ülkelerinde
yüzbinlerce soydaşımız yaşamaktadır. Çeşitli bölgelerde şimdiki geçici
düzenlemeler esas itibariyle soydaşlarımızın haklarının garanti alınmasına
müsait gibi gözükmektedir. Kosova’da ülkenin farklı etnik gruplara dayanan
karakterinin korunması sözkonusudur. Aynı şekilde Makedonya’da geçen yıl
imzalanan Çerçeve Anlaşması da bu ülkede farklı etnik gruplara saygı
gösterileceğini kabul etmiştir. Bu arada, Kosova’daki Türklerin statüsünün ve
kazanılmış haklarının korunması konusunda UNMIK nezdinde hükümetimizce
girişimler yapılmıştır. Türkiye’nin Balkanlardaki Türk azınlığı politikasında
en önemli amaç bu azınlıkların insan hakları yanında siyasal haklarının da
garanti altına alınmasıdır. Bu konuda bazı Balkan ülkelerinde kalıcı önlemler
alınmıştır, bazılarında ise ümit verici gelişmeler olmaktadır. Buna rağmen yukarıda
belirtilen Kosova ve Makedonya gibi yerlerde Türk azınlıkları lehine başlayan
girişimlerin de kalıcı olması için çabalarımızı titizlikle sürdürmemiz gerekir. |