ÇİN BÜYÜK DEVLET STATÜSÜNÜ RESMEN KAZANMAK YOLUNDA

31.07.2009 - Reşat Arım

Çin Halk Cumhuriyeti, Güvenlik Konseyinin  beş sürekil üyesinden biri olmasına ve 1979dan bu yana "Dışa Açılma" politikası çerçevesinde bütün dünya ülkelerine yaptığı ihracat sonucunda büyük bir ekonomik güç elde etmesine rağmen,kendisini   "gelişmekte olan ülke" kategorisinde saymakta ısrarcı olmuştur. Ancak, dünyayı saran son ekonomik krizde bu sarsıntıyı Çin'in atlatabilmiş olması    ve ABD gibi ülkeleri dahi sırtlayacak  bir hale gelmesi, Çin Halk Cumhuriyetinin dünya politikasında da üzerine düşen sorumluluğu alması gerektiğini  ortaya koymuştur.Bunun ilk işaretleri  28 Temmuz 2009da  ABD ile Vaşingtonda yapılan görüşmelerde ortaya çıkmıştır.

Çin - ABD görüşmelerinin adı "Stratejik ve Ekonomik Diyalog"dur.Bu defaki görüşmelerde "İklim Değişikliği, Enerji  ve Çevre" konusunda bir Mutabakat Muhtırası imzalanmıştır.Asrımızın önemli konularının da bunlar olduğu bilinmektedir.Nitekim iki ülke temsilcileri kendi deyimleriyle" dünyanın geleceğiyle  ilgili konularda çalışmalar yapacaklarını belirtmişler;bunu stratejik bir amaç olarak belirlemişlerdir.

Çin-ABD ilişkilerinin bugün vardığı merhale,uluslar arası sistem açısından yeni bir dönemin habercisi görünümündedir. 1972 yılında Başkan Nixon'un Çinde Şangay Bildirisini imzalamasından ve ikili ilişkilerin 1979 ir aktör olaak görmek istediğineyılında kurulmsından bu yana olumlu ve olumsuz çeşitli mrhalelerden geçmiş olan ilişkilerde  iki ülke çıkarlarının örtüşmesine yardım edecek pek çok unsur bulunduğu söylenebilir; bunlrın başında ekonomi gelmektedir.Şimdi artık iki tarafın bu ilişkilere siyasi bir boyut kazandırmakniyetinde olduğu anlaşılmaktadır. Sonyıllarda ABD nin Çini küresel bir aktör olaak görmek istediğine dair emareler artmıştır.Teröre karşı mücadelede,Kuzey Korenin  nükleer faliyetiyle ilgili çalışmalarda ABD Çin'i ön planda tutmuştur.Bugün uluslar arası konjonktürün iki devleti daha da yakınşqştırması mümkündür.Herşey sonuç itibariyle Asyadaki gelişmelere ve o bölgede ABD,Çin ve Rusya arasındaki güç dengesinin nasıl şekillenecğine bağlı olacaktır.