Birleşmiş Milletler Antlaşmaları ve Konferansları Terörizmi Durdurmaya Yetmez

Brett D. Schaeffer


Birleşmiş Milletler’in Ekim 2001’deki “Uluslararası Terörizmi Ortadan Kaldırmak için Önlemler” konusundaki Genel Kurul Toplantısı’nın sonunda, Genel Kurul Başkanı; “Uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu öncelikli görev, uluslararası terörizmi engelleyecek ve ortadan kaldıracak etkili bir hukuki çerçeveyi temin etmektir dedi. Aynı hassasiyetler Estonya Dışişleri Bakanı Toomas Hendrik Ilves tarafından da dile getirildi. Ilvek yaptığı konuşmada şöyle dedi; “Terörist bağların ortadan kaldırılması zaman gerektiren bir görevdir ve bunlar için çabuk çözümler bulunamaz, fakat Birleşmiş Milletler, sözleşmelerive ceza uygulamaları ile terörist faaliyetleri önlemede etkili olmaktadır”.Deneyimler gösteriyor ki, hukuki sözleşmelerin gücüne duyulan inanç pek de doğru değildir. Günümüzde, terörizm konusunda 12 taneuluslararası antlaşma ve sözleşme bulunuyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından terörü destekleyen ülkeler arasında gösterilen 7 ülkenin, bu 12 belgeden bir veya daha fazlasını imzaladığı düşünüldüğünde, bu belgelerin hiçbir elle tutulur etkisinin olmadığı açıktır.

Anti- terörist antlaşmaların sayısının son 40 yılda çok artmasına rağmen, terörist olaylarda da aynı şekilde bir artış görülmektedir.

BM’ninTerörizme Karşı Çabalarının Zayıf Yönleri

Terörizme karşı hazırladığı antlaşma ve anlaşmalara rağmen, Birleşmiş Milletler en haklı olduğu durumlarda dahi harekete geçmek konusunda siyasi bazı hassasiyetler sonucu engellenmektedir. Mesela, 21 Kasım 2001’de, Genel Kurul’un Hukuk Komisyonu, kim tarafından işlenirse işlensin terörizmin metot ve yöntemlerini kınayan bir karar aldı. Kararın sonuna ise üye ülkelerin terörizmin tanımı konusunda bir karara varamayacakları da eklenmişti.

Kasım ayında, terörizmi ortadan kaldırma konusunda oluşturulan çalışma grubunun başkanı Sri Lankalı Rohan Perera, grubunun mevcut antlaşmalardaki boşlukları da kapatan bir anti-terörizm sözleşmesinin çalışmalarını bitirmek üzere olduğunu söylerken aynı zamanda çalışmalarının birçok ülkenin “siyasi hassasiyetleri” tarafından aksatıldığını da itiraf etti. Uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler, ancak ve ancak teröre karşı oluşturulacak belirli bir siyasi kararlılığı desteklemek amacıyla kullanılırsa etkili olabilir.

BM: Anlaşmalar ve Sözleşmelere Ev Sahibi

Birleşmiş Milletler, 1972’deki 27.toplantısından beri terörizmi her toplantısında Genel Kurul’un gündemine getiriyor.1979 ile 1999 arasında, BM Genel Kurulu, uluslararası terörizmi hedef alan 13 bildiri yayınladı ve 1 karar aldı. Buna ek olarak, Genel Kurul, 1973, 1977 ve 1979’da raporlarını Genel Kurul’a sunan uluslararası terörizm konusunda bir komitenin kurulmasını da kararlaştırdı. 1996’da tekrar canlandırılan bu komite, amaçlarını şöyle belirledi: “uluslararası terörizme karşı kapsamlı bir hukuki çerçeve oluşturacak bir sözleşme hazırlamak, BM himayesinde terörizmin her türüne karşı uluslararası toplumun ortak tepkisini ortaya koyacak konferanslar düzenlemek”.

Maalesef bu çabalar, terörizme karşı kesin sonuçlar almaya pek yardımcı olmamıştır.

1-5 Ekim tarihleri arasında BM Genel Kurulu, Dünya Ticaret Merkezi yıkıntılarının hemen yakınında uluslararasıterörizmi yok etmek için alınacak önlemleri tartıştı. Toplantıların sonucunda şu tavsiye kararları çıktı;

  • BM’ye üye ülkeleri terörizmle ilgili sözleşmelere taraf olmaya çağırmak,
  • Genel Kurul’da uluslararası terörizme karşı sözleşmeler hazırlamak ve Genel Kurul’un Hukuk Komitesi’nden bu konuda gelecek kararları uygulamak,
  • Hiçbir dinsel ve etnik grup ayrımı yapmaksızın, terörizmin tanımını da yapacak bir “medeniyetler arası dialog” ortamı yaratmak.
    Şimdiye kadar BM ve diğer uluslararası kuruluşlarda terörizme karşı birçok sözleşme hazırlandı;
  • Hava Taşıtlarında İşlenen Suçlar Hakkında Sözleşme (1963) : Bu sözleşme, uçak personeline ve yolculara bazı yetkiler vererek onları korumayı amaçlar.
  • Hava Taşıtlarına Kanunsuz El Konulmasına Dair Sözleşme (1970) : Hava taşıtlarına kanunsuz el konulmasını tanımlayıp, bu sözleşmeye taraf olan ülkelere; 1) Hava taşıtlarına kanunsuz el koyanları cezalandırma veya suçu işleyenleri 3.şahıslara teslim etme, 2) Yolcuların ve mürettebatın yolculuklarını kolaylaştırmak, 3) Uçaktaki kargoyu gitmesi gereken yere ulaştırılması konusunda zorunluluklar getiriyor.
  • Sivil Havacılığın Güvenliği İçin Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Konusundaki Montreal Sözleşmesi (1971): Tokyo ve Lahey Sözleşmelerindesözü geçmeyen ve sivil havacılığa tehlike oluşturan birçok kanunsuz harekete tanım getirip, sözleşmeye taraf devletlerin suçlular hakkında hukuki düzenlemeler yapmasını zorunlu kılıyor.
  • Uluslararası Olarak Korunan Kişilere Karşı İşlenen Suçların Engellenmesi ve Cezalandırılması Konusundaki Sözleşme (1973) : Bu sözleşmeye taraf olan devletler, uluslararası olarak korunan kişilerin (diplomatlar, devlet başkanları, bakanlar, uluslararası teşlilatların başkanları ve onların aileleri) can ve mal güvenliğini korumak ve onlara karşı suç işleyenleri cezalandırmak konusunda yükümlüdürler.
  • Rehin Almaya Karşı Uluslararası Sözleşme (1979): Sözleşmeye taraf olan devletler, rehin alma işleminde yer alan suçluları yakalayıp daha sonra cezalandırarak, rehineleri sağsalim ülkelerine teslim etme konusunda yükümlüdürler.
  • Nükleer Materyallerin Fiziksel Korunmasına Dair Sözleşme(1980) : Taraf olan devletler, nükleer materyallerin korunması konusunda minimum önlemleri almak nükleer materyalleri kullanarak suç işleyenlere karşı her türlü hukuki önlemi almak zorundadırlar.
  • Sivil Havacılık Amacıyla Kullanılan Havaalanlarının Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Hakkındaki Sözleşme (1988): 1971 Montreal Sözleşmesi’nde belirtilen cezaları artırır.
  • Deniz Ulaşımının Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Hakkındaki Sözleşme(1988): Uluslararası sularda yolculuk yapan gemilere karşı işlenen suçlar konusunda, sözleşmeye taraf devletlere tutuklama ve cezalandırma konusunda yetki verir.
  • Devletleri Kıta Sahanlığı Üzerinde Kurulan Platformların Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Konusundaki Sözleşme (1988): Deniz Ulaşımı Sözleşmesi’nde bulunan suçlara ilave olarak, deniz yatağında kurulu platformlara karşı işlenen suçları da ekler.
  • Plastik Patlayıcıların Bulunmasını Sağlamal İçin Bunların İşaretlenmesi Sözleşmesi (1991): Sözleşmeye taraf olan devletler, plastik patlayıcı üreticilerini bu patlayıcıları işaretlemekle yükümlü kılmak zorundadırlar. Aynı zamanda taraf devletler, işaretlenmemiş patlayıcıların topraklarında dolaşımını engellemek ile yükümlüdürler. Sözleşme sayesinde patlayıcılar konusunda uluslararası bir komisyon da kurulmuştur.
  • Terörist Bombalamaların Engellenmesine Karşı Uluslararası Sözleşme (1997): Sözleşmeye taraf devletler, ölüme ya da yaralanmalara ya da büyük ekonomik kayıplara yol açacak maddelerin kamu alanlarında, toplu taşıma araçlarında taşınmasını, patlatılmasını yasal yollardan engellemek ile yükümlüdürler.
  • Terörizmin Kaynaklarının Kurutulmasına Dair Uluslararası Sözleşme (1999): Taraf olan devletleri, insanları öldürme amacıyla kullanılan banka hesaplarını ortaya çıkarma, dondurma ya da bu hesaplara el koyma konusunda yükümlü kılar.

11 Eylül olaylarında görüldüğü üzere, bu sözleşmeler ve protokoller terörizmi engellemekte yeterli olmayıp, sadece terörizme karşı oluşturulan stratejinin bir parçası olarak kalmıştır. Aslında, yeni anti-terörizm sözleşmeleri ortaya çıktıkça, terörist faaliyetlerde artma olmuştur. Uluslararası anlaşmalar tek başına terör sorununu çözemez. Bu anlaşmaların etkili olabilmesi, hükümetlerin bu anlaşmalara uymasıyla ve uygulamasıyla doğru orantılıdır. Aslında, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın terörizmin destekçisi olarak ilan ettiği Küba, İran, Irak, Kuzey Kore, Suriye, Sudan ve Afganistan bu 12 anlaşmanın bir veya birden fazlasını imzalamıştır.

Daha kötümser olmak gerekirse, bu anlaşmaların faaliyet alanı da kısıtlıdır. BM Genel Kurul Başkanı’nın Ekim 2001’de yaptığı konuşmada, Genel Kurul’da terörizm konusunda yapılan görüşmelerde ortaya çıkan en büyük sorunun terörizmin tanımının halen yapılamamış olması olduğunu belirtti. Böyle bir sorun da, BM gibi uzlaşma yoluyla çalışan kurumları karar almak sürecinde zora sokmaktadır.

SONUÇ

Uluslararası anlaşmalar terörizmle savaşın gerekli bir kısmını oluşturur, fakat hiçbir zaman terörizme karşı oluşturulacak ve askeri güçler ile desteklenen kararlı ve net politikaların yerini tutamazlar.

Eğer terörizme karşı verilen savaş kazanılacaksa, Amerika ve müttefikleri anti-terörizm politikalarını koordine etmeli ve terörizme karşı her alanda birleşik bir cephe oluşturmalıdırlar. Bu savaşta uluslararası anlaşmaların ve sözleşmelerin önemi vardır, fakat bu süreçte hiçbir zaman en etkili rolü oynamazlar.