|
Kaşmir Konusunda Bazı Düşünceler Seyfi Taşhan, 1 Mart 2001 Türk-Pakistan Kültür Derneği'nce 1 Mart 2001 tarihinde Ankara Shareton otelinde düzenlenen toplantıda yapılan konuşma. Kaşmir konusunda konuşmam için bana imkan verdiklerinden dolayı toplantıyı düzenleyenlere teşekkür ve saygılarımı sunarım. Kaşmir konusuyla, genç bir yazar olarak ilk defa 1947 yılında karşılaştım. Alt kıtanın kuzey batı eyaletleri ve Kaşmir o zaman dikkatimizi çeken en önemli çatışma noktalarını oluşturuyordu. Patanlar, Kızıl Gömlekler, Şeyh Abdülgaffar Han, Şeyh Abdullah gibi isimler hala hafızalarımızda duruyor. Hindistan, Pakistan, Çin ve Afganistan arasında sıkışmış ve halkının çoğunluğu Müslüman olan Jammu Kaşmir bölgesinin, alt kıtanın taksiminde dikkate alınan kriterlere göre Pakistan’a bağlanması gerekirken bu yapılmamış. 1947 yılında taksim yapılırken Lord Mountbatten, tarafların liderlerini 13 Haziran 1947’de bir toplantıya çağırmış ve konunun görüşülmesini istemişti. Toplantıya katılan Nehru, kıtadaki hiçbir devletin bağımsızlık talebi olamayacağını ifade etmesine karşın Müslümanları temsil eden Muhammed Ali Jinnah, mevcut hükümdarlığın sona ermesinden sonra Hindistan Devletlerinin anayasal ve yasal olarak özgür olacaklarını, kendi kaderlerini kendilerinin tayin edeceklerini, bu ülkelerin bağımsız kalmaya karar verebileceklerini ve bu durumda Hindistan veya Pakistan’da diledikleri gibi anlaşmalar yapıp ekonomik veya ticari ilişkiye girebileceklerini söylemişti. O zamanki Mihrace Sing ve Başbakanı Ram Chand Kak, Kaşmir’in bağımsız kalmasını istiyorlardı. Hindistan ve Pakistan ile “Durumu Koruma Anlaşması” yapılmıştı. Bu arada Kaşmir’de isyanlar oldu. İstila ortamı doğunca Mihrace kaçtı ve iddiaya göre Hindistan’a katılmayı kabul etti. Hindistan orduları 27 Ekim’de Kaşmir’e girdi ve Hindistan ile Pakistan arasında savaş çıktı. Bunun sonucu olarak Kaşmir ikiye bölündü ve 54 yıldır hala bölünmüş ve parçalanmış olarak kalmaktadır. Hindistan Katılım Belgesini imzalarken Lord Mountbatten bu katılımın mutlaka bir halk oylamasıyla onanması gerektiğini söylemişti. İşte bu vaat edilen plebisit yüzünden bugüne kadar 60 bin kadar Kaşmirli hayatını kaybetmiştir. Bu arada, Birleşmiş Milletler ihtilafa müdahale etmiş ve Keşmir’de 24 Ocak 1948’de geçici hükümet kurularak plebisit yapılması istenmişti. Birleşmiş Milletlerin araulucu olarak atadığı Avustralya Başbakanı, 1951’de İngiliz Commonwealth kuvvetlerinin veya bir Hint-Pakistan müşterek kuvvetinin kurularak Kaşmir’de asayişi sağlamasını önermişti..Bütün bu çaalara karşılık ne Birleşmiş Milletler, ne de iki büyük savaş Kaşmir sorununu çözemedi. 24 Temmuz 1952’de o zaman Kaşmir Başbakanı olan Abdullah, Hindistan tarafından tutuklanarak hapse atıldı. 1965’te Birleşmiş Milletlerin aldığı karar Hint-Pakistan savaşını durdurdu. 1966 Ocak ayında savaş esirleri iade edildi, ama Kaşmir ihtilafı çözülemedi. Bir Hint-Pakistan savaşı daha oldu ve bunun sonucunda da 3 Temmuz 1972’de Simla Anlaşması yapıldı. Yine esirler değiştirildi ama Kaşmir sorununun çözümü sonraya bırakıldı. Zaman geçti, parçalanmaya neden olanların hepsi öldüler; Nehru, Jinnah, Şeyh Abdullah ve Mountbatten. Kaşmir’in nasıl Hindistan’a katıldığı, Mihrace’nin Katılım Belgesini imzalayıp imzalamadığı, Hindistan’ın başlangıçta plebisiti kabul ederken daha sonra neden vazgeçtiği bugün hala tarihçilerin tam olarak açıklığa kavuşturamadığı bir esrar perdesiyle kaplı. Hindistan, uzun süre Kaşmir’i, kabaran kurtuluş mücadelesindeki Kaşmir halkına kuvvet kullanarak sindirmek yoluyla, elinde tutmaya çalışmıştır. Ayaklanmaların sadece Pakistan’dan gelen teröristlerin işi olduğu iddiaları Srinagar’da yürüyen binlerce insanın yüzlerindeki ifadeyle tekzip edilmektedir. Bugün Kaşmir bölünmüş, ancak nihai statüsü henüz belirlenmemiştir. Hindistan, kuzeydeki Azat Kaşmir denilen bölge dahil tüm Kaşmir’in kendilerine ait olduğunu iddia ederken Pakistan Kaşmir halkına kendilerine vaat edilen dürüst halk oylamasının yapılmasını ve barışçı bir çözüm bulunmasını istemektedir. Her iki ülkenin büyük silah yatırımları ve geliştirdikleri nükleer silahlar yalnız alt kıta için değil, bütün Asya için büyük bir tehlike kaynağıdır. Kaşmir’de yeni bir kıvılcım dünyayı ateşe boğabilir. Peki o halde nasıl bir çözüm düşünülebilir? Hiç şüphe yok ki Kaşmir halkına kendi kaderini tayin hakkı yadsınamaz. Ancak içerisinde büyük Müslüman kitlelerin yaşadığı Hindistan, bunun bir emsal oluşturmasından korkmaktadır. Ama er geç Kaşmir sorununun çözümünde bu hususun göze alınması gerekecektir. Bu arada uygun şartlar oluşuncaya kadar Kaşmir halkı üzerindeki baskıyı azaltacak ve bölgeye barış getirecek ara tedbirlerin düşünülmesi gerekir. 1947’den beri bu konuda kafa yoran tarafsız devlet adamları ile Pakistan ve Hintli düşünürler henüz bir çözüm bulamamışlardır. Bu konu büyük farklılıklar taşımasına rağmen Kıbrıs konusuyla bazı benzerlikler göstermektedir. Örneğin Kıbrıs Türkleri, Rumların yönetiminde yaşamak istememektedirler. Ama Rumlar Türkleri yönetmek ve tüm Kıbrıs’ın hakimi olmak arzusundadırlar. Bu hususta Kaşmir’le Kıbrıs arasında bir benzerlik vardır. Bununla beraber temel farklılık tüm Kaşmir’in %80 mertebesinde Müslüman olması, Kıbrıs’ta ise Türk nüfusunun daha az olmasındadır. Şayet Türkler 1974 müdahalesi sırasında tüm Kıbrıs’ı işgal etmiş olsalar ve Rumlara “kendi kaderlerini tayin hakkını tanımasalardı” ancak o zaman Kaşmir’in benzeri bir durum ortaya çıkardı. Geçici çözümler neler olabilir diye düşünürsek;taksim,Birleşmiş Milletler nezaretinde yönetim veya Hindistanla Pakistanın birlikte yönetecekleri bir Kondaminyum kurmak gibi seçenekler tartışılmaktadır. Fakat, bu teorik çözümlerin yerel koşullara uymadığını görmek zor değildir. Ne olursa olsun alt kıtada barış, Kaşmir konusunun nihai çözümü olmasa da Kaşmir halkı üzerindeki ağır baskının kaldırılmasına bağlı olacaktır. Bu konuda “Tüm Kaşmir Hürriyet Konferansı” gibi Kaşmir halkına barışçıl çözüm getirmek isteyen Kaşmirlilerin çabaları herhalde desteklenmelidir. Son zamanlarda Hindistan Başbakanı Vajpai nin ateş kes kararını uzatmasıve Pakistan Başkanı General Musherraf’ın kontrol hattındaki kuvvetlerini geri çekmesi gibi olumlu yaklaşımları durumun düzeltilmesi yolunda cesaret verici adımlar olarak kabul edilmelidir. Bu bağlamda, Kaşmir’in, Afganistan’dan veya diğer bölgelerden aşırı terör gruplarının eylemleri ile Hint işgalinden kurtulabileceğini düşünmek de hatalı olacaktır. Terörden büyük ızdırap çekmiş olan ülkemizde, terörün en fazla zararı, kurtuluşu adına terör eylemi yapılan halka verdiğini Türkiye çok iyi bilmekte ve amacı ne kadar ulvi olursa olsun tüm terör eylemlerine karşı çıkmaktadır. Bu arada kitle imha silahlarının mevcudiyeti, kendi başına iki ülke halkı arasında birbirine güvensizliği körükleyecek bir unsurdur. Hindistan ile Pakistan arasında
Kaşmir yüzünden tam bir barışın, bu sorun çözülmeden sağlanması son derece
zor olmakla birlikte, mevcut silahlanma ve nükleer terör dengesi karşısında
iki ülkenin bir co-existence’ı en barışçıl şekilde sağlayacak bir çözüm
bir modus vivendi bulacaklarını ümit ediyorum.
Bu bağlamda belirtmek istediğim bir husus da, çağımızda uluslar arası ilişkilerde hükümran ulusların çatışmaları esasına dayanan ve barışın sadece güç dengesi ile sağlanabileceğini varsayan modelin yavaş yavaş terk edilmekte olmasıdır. Bugün artık globalleşen ekonomi, iletişim imkanlarının ışık hızına ulaşması, karşılıklı bağımlılıkların oluşması karşısında gelişen liberal devletlerarası ilişkiler modeli yalnız Avrupa’da değil dünyanın pek çok bölgesine yayılmaktadır. Alt kıtanın iki büyük ülkesinin uzun süre bu akımın dışında kalması mümkün değildir. Meşhur Devlet adamı Talleyran’ın ifade ettiği gibi “gerçek devlet adamı olacakları önceden görüp ona göre tedbir alanıdır”. Pakistan ve Hintli dostlarımızın dünyanın gidiş istikametini dikkate alarak her an çatışmaya yol açabilecek ve dar ekonomik kaynaklarını tüketen aşırı silahlanmaya dur diyerek aralarındaki ilişkileri artıracak ve en önemli ihtilaf noktaları olan Kaşmir’de bu ülke halkının da arzularını karşılayacak bir çözüm bulacaklarını, bu mümkün olmadığı takdirde iki ülke ilişkilerini bu konunun önemini azaltacak derecede iyileştireceklerini ümid ederim. |