|
Yunan Dışişleri Bakanı'nın Ankara'yı Ziyareti Seyfi Taşhan,4 Nisan 2001 Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun Ankara’yı ziyareti, her iki ülkenin Avrupa Birliği ile uyum süreçlerinin ivme kazandığı bir döneme rastlamaktadır. şu farkla ki, Yunanistan AB üyesi olarak bu alanda uzun bir yol katetmiş; Türkiye ise geçirmesi gereken ve toplum hayatının hemen tümünü kapsayan dönüşümün azameti karşısında biraz azimli, biraz tereddütlü, biraz ciddi başlangıca hazırlanmaktadır. Hiç şüphe yok, iki ülke ilişkilerinde ihtilaflı konular ve tarihten gelen ulusal mitlerdeki çatışmalar bir kenara bırakılabilecek olursa iki ülkenin AB içerisindeki varlıkları, hem iki ülkenin Avrupa siyasi işlerinde ağırlıklarını artıracak, hem de bölge istikrarına önemli katkıda bulunacaktır. ıki ülke arasındaki sorunlara gelince, Yunanistan bakımından mevcut statükonun devamında hiçbir sakınca yoktur. Bu yüzden Yunanistan, Ege’de sadece kıta sahanlığının tespiti sorunu olduğunu kabul etmekte ve kara sularını ızmir’e çıkartma seçeneğini elinde bulundurduğu sürece kıta sahanlığı sorununu kendi aleyhine çözümlenemeyeceğinin bilincindedir. Buna karşılık Türkiye, Ege’deki fiili statüsünün resmileşme ihtimalini kendisi için bir tehdit olarak görmektedir. Son günlerde Yunan Savunma Bakanı, artık Türkiye’den askeri bir tehdit algılamadıklarını, bu yüzden silahlı kuvvetlerinde ve savunma düzenlerinde indirimler yapacaklarını söylemiştir. Ege’deki fiili statüyü resmi statü haline getirmedikçe Yunanistan’a karşı Türkiye’nin bir askeri tehdit oluşturmayacağı esasen belli idi. Türkiye’nin Ege’deki askeri hazırlıkları da bu fiili statünün resmiyet kazanmasını önleyecek bir caydırıcı etken yaratmak amacını güdüyordu. Bugün öyle görünüyor ki AB’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Sistemi’ne dahil bulunan Yunanistan, bu düzenleme ile Türkiye’nin caydırıcılığının etkisi kalmadığı düşüncesine varmış ve Ege’deki fiili durumu resmileştirmek için AB’nin Güvenlik ve Savunma şemsiyesinin tamamlanmasını beklemeyi tercih etmiştir (*). Bu bakımdan, Papandreu elindeki AB kartının verdiği rahatlık içerisinde silahların indirilmesi çağrısında bulunabilmektedir. Kıbrıs’a gelince, Türkiye’nin Kıbrıs’taki statükonun sürdürülmesinden bir şikayeti yoktur. Statükonun değişmesinin talep eden Rumlar ve Yunanlılardır. şayet Kıbrıs’ta silahsızlanma talep eden Yunanistan Kıbrıs’taki statünün değiştirilmesi talebinden vazgeçmiş ise, bu silahsızlanmanın şekil ve koşulları tartışılabilir. Zira, Kıbrıs’taki Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlık nedeni adadaki mevcut statüyü, Türk tarafının kabul edebileceği iki toplumun eşit hükümranlığına dayalı bir çözüm bulununcaya kadar korumaktır. Yunanistan ile Türkiye’nin, kendi aralarındaki ihtilafı, bölge ülkeleri ile olan ilişkilerine taşımakta ve bir nüfuz yarışına girmekte hiçbir menfaati yoktur. Bu yüzden, bir yanda ikili ilişkilerindeki ihtilafları çözmeye çalışırken, diğer yanda bölgede barış ve güvenliği güçlendirecek işbirliği projelerine öncülük etmeleri ve ihtilaf konuları dışındaki alanlarda kendi işbirliklerini geliştirmeleri yararlı olacaktır. Ümit ederim ki Papandreu’nun Ankara ziyareti bu konuda cesaret verici
bir gelişme olsun.
(* Türkiye BAB’a katılırken BAB’ı kuran Brüksel Anlaşması’nın Türk-Yunan ihtilafları için kullanılamayacağı konusunda aldığı taahhüt yeni düzenleme ile ortadan kalkmaktadır.) |