AB Yolundaki Engelleri Nasıl Aşarız?

06 Nisan 2006 - Seyfi Taşhan


Ülkemizde son yıllarda ABD'nin Irak ve bölge politikalarından doğan hoşnutsuzluklar giderek artan bir şekilde adeta bir batı düşmanlığına dönüşmektedir. Gerçekte, mevcut dış ve iç sorunlarla başa çıkmaktaki karasızlıklarımız ve zorluklarımız, toplumumuz psikolojik etmenlerle, bu sorunların devamından Batıyı sorumlu tutmaya itmekte ve Türk milliyetçiliği kavramı Batı düşmanlığını da içeren tehlikeli bir kapsam kazanmaktadır.

Türkiye'nin AB ile başlayan müzakere sürecinden yaralanmak isteyen, bazı Batlı ülkelerin ve batı kuruluşlarının Türkiye için sorun olan konularda söylemde bulunmaları ve bu alanlarda yönlendirici baskılar yapmakta oldukları gerçektir. Bununla beraber Türkiye'nin AB'ne katılabilmesi için bugünkü Avrupa toplumsal edinimlerini benimsemesi ve uygulaması gerekmektedir. AB ile müzakere sürecine bu yükümlülüğü öngörmekte olduğundan bu alanlardaki eksiklerimizin ortaya atılması ve gerekli önlemlerin tarafımızdan alınmasının istenmesi de normal ve hatta gereklidir. Diğer ulusal sorunlarımızın Türkiye'nin AB'ne katılması yolunda bir baskı konusu haline getirilmesi ise kabul edilemezi.

Dış ve güvenlik politikaları konusunda müşterek Avrupa politikaları bulunduğundan söz etmenin zorluğu bir tarafa, üyelerden her biri kendi ulusal çıkarları hayati nitelik taşıdığında mevcut politikalardan bile ayrılabilmektedirler. Bugün Türkiye'nin karşılaştığı Kıbrıs sorununda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üyesi bulunduğu AB'nin Kıbrıs ihtilafı karşısında bir politika oluşturabilmesini engellediği gibi kendisinin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmasına yol açacak adımlar atması için Türkiye'yi AB kanalarıyla tehdit edebilmektedir.

Benzer şekilde bazı Avrupa hükümetleri ve kuruluşları Kürt ayrılıkçılara maddi ve manevi destek sağlamakta, Türkiye'yle ilgili olduğu ölçüde terörle mücadelede ayak sürümekte ve hatta dolaylı yardım sağlayabilmektedirler. Türkiye'deki liberal azınlık politikalarının daha da genişletilmesi ve bu azınlıklara Lozan'dan daha öte haklar ve yetkiler verilmesini isteyebilmektedirler. Yine, bazı Avrupa ülkeleri parlamentoları, Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili yasa ve kararlar kabul edebilmekte; Ermenistan'ın şımarık Türkiye politikasını bir kenara bırakıp Türkiye'nin bu ülkeye taviz vermesini talep edebilmektedirler.

Batıdaki bu tür davranışlar içine sindiremeyen kamuoyumuz tepkisel bir tutumla kendisini Batıdan uzaklaştıran bir nevi izolasyon yaklaşımını benimsemeye yönelmektedirler. Bu tür milliyetçilik aynı zamanda Türkiye'nin büyük Atatürk'le başlayan çağdaşlaşma hareketinin devamı olan AB normlarının kabul ve uygulanmasını da olumsuz etkileyebilecek bir eyleme dönüşme tehlikesi göstermektedir.

Bu yol Türkiye'nin geleceği için son derece zararlıdır. Prensip itibariyle Türkiye Avrupa camiasında yer alabilmek kadar modern dünyaya ayak uydurabilmek için de siyasal, toplumsal ve ekonomik çağdaşlaşma sürecini yürütmek zorundadır. AB'ne katılım müzakerelerinin başlaması bu konuda Türkiye için eğitici ve yol gösterici bir imkan oluşturmuştur.

Ancak, Türkiye'nin bu alandaki çabalar hiçbir zaman Türkiye'nin ulusal siyasi sorunlarında kabul edilemeyecek tavizler vermesine yol açmamalıdır. Türkiye'nin bu sorunlarla ilgili açık seçik, kararlı ve detaylı kamuoyuna mal olmuş politikalar oluşturarak Avrupa'daki muhataplarımıza bildirilmesi gerekir. Lüzumsuz düşmanlıklar ve baskılar ancak bu yoldan önlenebilir.