Kıbrıs Açmazı

(Seyfi Taşhan , 12.05.2004)

Güney Kıbrıs tarafından Kofı Annan tekliflerinin reddedilmesinden sonra orta çıkan tablo pek iç açıcı olmadığı gibi sonuçları itibariyle Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması ve hatta müstakbel üyeliğini de engellemesi yönünde tehlikeler taşımaktadır.

Bilindiği gibi, Avrupa Birliği kabul ettiği bir Yönerge ile Avrupa Birliği müktesabatının sadece Kıbrıs hükümetinin kontrolü altında bulunan bölgede uygulanabileceğini kararlaştırırken, AB vatandaşlarının yeşil hattan geçişlerinin kolaylaştırılmasını, Kuzey Kıbrıs mallarının belirli koşullar altında huduttan geçirilmesini kabul etmiş; ancak Kuzey Kıbrıs’ın statüsünün ne olacağı konusunda bir öneri getirmemiş ya da bir beyanda bulunmamıştır.

Buna karşılık, Kofi Annan bir iki gün içerisinde Kıbrıs’taki durum ile ilgili olarak Güvenlik Konseyine bir rapor sunacaktır. Her ne kadar Genel Sekreter “iyi niyet” görevinin başarısızlıkla sonuçlandığını belirtecek olsa da Güvenlik Konseyi, Avrupa Birliğinin aksine, adadaki durumun ve açmazın çözülmesi için bazı kararlar almak durumunda olacaktır.

Bu kararların neler olabileceğine dair önceden  bir tahminde bulunmak zor ise de bazı hususlar hakkında BM’lerin eski kararları esasından ciddi farklılıklar ortaya çıkması pek muhtemel değildir.

Bu eski kararların en önemlileri ise Adadaki Türk askerlerinin çekilmesi, KKTC’nin tanınmaması çağrısıdır. Ambargo BM’in bir kararı ile uygulamaya konulmuş olmadığı için bu konuda BM’nin bir karar alması beklenemez. He ne kadar, Kofi Annan’ın vereceği raporun çok büyük ölçüde yol gösterici olması beklenmekle beraber, Genel Sekreter “iyi niyet” görevinin sona erdiğinin kabul edilmesi ihtimal dahilindedir. Bu durumda en büyük tehlike Kıbrıs, AB üyesi olduğuna göre Kuzey Güney ihtilafının Avrupa Birliği tarafından çözülmesi yönünde bir karar alınmasıdır. Ancak Güvenlik Konseyinin böyle bir karar alması ihtilafların çözülmesi konusunda BM anayasasının kendine verdiği yetki ve görevden istifa etmesi anlamına geldiğinden bu yolun seçilmesi pek muhtemel değildir.

Güvenlik Konseyi ihtilafın çözülmesi için yeni bir yöntem bulmak, Genel Sekreterin bu konudaki görevinin devam edip etmeyeceğini kararlaştırmak ve belki de çözüm için bazı kriterleri peşinen kararlaştırmak durumunda kalabilir. Kofi Annan teklifleri iki kurucu devletten oluşan bir yapıyı tüm ilgili taraflarla görüşerek ortaya koyduğu için şayet güvenlik konseyi yeni kriterler ortaya koyacak ise bu kriterlerin Kofi Annan’ın sadece Güney Kıbrıs tarafından reddedilen Annan planı ile benzeşmesinden başka bir çözüm olması muhtemel değildir; Türkiye için de en elverişli olan bu tür bir çözümdür. Ancak bu çözümün sağlanması için nasıl bir yöntem uygulanacağı belirsizdir.

Ayrıca , bu konuda yeniden bir zaman faktörü devreye girmektedir. BM aracılığı ile bulunabilecek bir çözümün mutlaka Aralık 2004’ten önce bulunarak devreye girmesi şarttır. Aksi halde Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakerelerinin başlaması bakımından bazı yeni tehlikeler ortaya çıkacaktır. AB üyesi olan ve bu konuda veto hakkına sahip olan Kıbrıs Rum kesimi müzakerelerin başlaması için lehte oy kullanmayı kabul etmesini bazı şartlara bağlı kılabilir. Kıbrıs Rum kesiminin inatla savunduğu çözüm Türk askerlerinin adayı terk etmesi, Rumların Kuzeye dönmesi, ve netice itibariyle Adadaki Türk toplumunun bir azınlık statüsüne indirgenmesi olduğuna göre ve ayrıca bazı AB ülkeleri de Türkiye ile müzakerelerin başlamasına sıcak bakmadıklarından Güvenlik Konseyinden olumlu bir sonuç çıkmadığı takdirde Türkiye’nin AB üyeliği Kıbrıs Rum kesimin ihtiyarına bırakılabilir.